Tepeler iniyor beyazlığın içine.
İnsanlar ya da yıldızlar bakıyor bana
Üzgünce, uğratıyorum onları sukutuhayale.
Tren bırakıyor bir nefes çizgisini.
Ey yavaş
Günün geç saatinde Avrupa'nın içine daldığınızda
yüksek şapkanızla birden çok baharla
süslenmiş bahçede fıskıyenin mermeri
yanında düşerken eski altından yapraklar
İmparatorluğun üstüne
kapıda çiziktirilir bir biçimin hatları
Küçük olduğunu bildiği gibi
biliyor sivrisinek yabanıl bir hayvan olduğunu.
Ama işin aslı doldurur yalnızca midesini tıka basa,
kanımı bankaya koyamaz.
[Pansies, 1929]
Tını
Ve ardıçkuşu şakımasıyla aldırmadı ölülerin kemiklerine.
Bir ağacın altında ayaktaydık ve hissettik zamanın battığını ve battığını.
Mezarlık ve okul avlusu karşı karşıya geldi ve iç içe geçip genişlediler
denizdeki iki akıntı misali.
Ey kalpsiz kadın, gökyüzünün kızı,
yardım et bana bu ıssız saatte,
doğrudan, bir silah gibi aldırışsız
unutuşun soğuk hissiyle.
Okyanus gibi büsbütün bir zamanda,
Tırman benimle Amerika'ya özgü sevda.
Öp benimle bu sır dolu taşları.
Urubamba'nın dalgalanan gümüşü bıraktı
çiçektozunu uçsun diye altın tac'ına.
Uçuyor boru-çiçeğinin boşluğu, taşlaşmış bitki,
Tırman, birader, ayağa kalk benimle, hayata.
Uzat elini bana
heryerini kaplayan acıların derininden.
Geri dönecek değilsin uçuruma.
Geri dönecek değilsin yeraltı-çağından.
Günlerce oturup durdu yabancı bir tarlada, bütün o zaman boyunca
Kimseler görmeden tırmanıp o çıplak incir ağacına
Bir yaprak ya da bir kuş olma duygusuyla
Bakmayı düşündü yükseklerden dünyaya,
Fakat hep birileri geçiyordu yoldan
Ve yapamıyordu düşündüğünü.
Tocopilla’dan güneye doğru, kuzeye doğru: kum,
o dökülmüş kireç, mavna, kırılmış
tahtalar, bükülmüş demir.
Kim eklemişti gezegenin o temiz çizgisine,
altın renkli ve kor parıltılı, düşe, tuza ve baruta
o kullanılmış aleti, pisliği?
Elzevir baskısı kitap sayfaları arasında bit gibi uyudu
başka insanlar; aralarında
tartışıyorlardı bu yeni çıkmış kitapları
futbol tartışır gibi, bazı goller atar gibi.
Fakat o zaman çağıldamıştık şarkıyla ortasında ilkbaharın
And dağlarının taşlarını kendiyle sürükleyen ırmaklar boyunca




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla