Adını insan koydular; önce toprağı böldü, sonra toprağın üstünde birbirinin gölgesine bile sınır çekti.
Barış dediler, silahların sustuğu o kısa aralığa; oysa bazı annelerin içinde savaş, bütün ordular çekildikten sonra da devam etti.
Cennet, göğe yükselen sarayların balkonundan bakınca uzaktaki gecekonduların ışıkları kadar güzel görünürdü; aşağıda ise bir çocuk, yıldız sandığı uçakların neden bombayla geldiğini bilmiyordu.
Çocuklar büyüsün diye dua etti anneler; dünya, onları büyütmeden önce öldürmenin yeni yollarını öğrendi.
Dünya döndü; zenginlerin masasında kristal kadehler birbirine değdi, fakirlerin sofrasında iki boş tabak, birbirine bakmamayı öğrendi.
Efendi, kölesine özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu anlattı; kapıyı gösterirken anahtarı avucunda sımsıkı tuttu.
Fakir, cebindeki son ekmeği ikiye böldü; zengin, servetini sayarken eksik olanın ne olduğunu bir türlü hesaplayamadı.
Gecenin alnına bir projektör dayadılar; karanlık geri çekildi sanıldı, oysa yalnızca saklanacak daha derin bir yer bulmuştu.
Ğ gibi yalnızdı insan; herkesin dilindeydi ama kimsenin başında değildi.
Hakikat, meydanın ortasında çırılçıplak duruyordu; herkes ona baktı, kimse üstündeki kendi kanını görmek istemedi.
Islık çalarak geçti askerler yıkılmış sokaklardan; duvarlarda annelerin isimleri, rüzgârın ağzında yarım kalmış birer ninniydi.
İnsan, karanlıktan korktuğunu söyledi; sonra ışığı yalnız kendi yüzünü aydınlatacak kadar açtı.
Jilet gibi bir sınır çizdiler haritaya; çizginin iki yanında aynı dilde ağlayan çocukların arasına bir ömürlük düşmanlık koydular.
Köle, efendisinin ayak izlerini silerken kendi ayaklarının da toprağa ait olduğunu hatırladı; bazen bir devrim, insanın ilk kez başını kaldırmasıdır.
Lüks bir otomobil, kırmızı ışıkta durdu; camın öte yanında mendil satan çocuğun gözleri, arka koltuktaki deri kadar pahalı bir yalnızlık taşıyordu.
Mermiler hedeflerini buldu; barış görüşmeleri masanın üzerinde soğudu, bir babanın elleri ise oğlunun kanını tutmaya yetmedi.
Ne zenginlik ölümü satın alabildi ne yoksulluk onu daha az acıttı; ölüm, bütün sınıfları aynı sessizlikle çağıran tek hükümdardı.
Ordular geçerken şehirlerden, geriye bayraklar değil, pencerelerinde artık kimsenin beklemediği evler kaldı.
Özgürlük, zincirin kırıldığı an değildi yalnızca; zincir yokken bile insanın bileklerini saklamaktan vazgeçtiği ilk gündü.
Para, dünyanın dilini öğrendi; açlığın her lehçesinde konuştu, ama hiçbir dilde bir çocuğun karnını kendi başına doyuramadı.
Rütbeler omuzlara dikildi, madalyalar göğüslere asıldı; toprağın altında yatanların hepsi aynı adsız karanlığa emanet edildi.
Savaş, önce insanın dilini değiştirdi; komşu hedef, ev cephe, ölüm istatistik oldu. Sonra bir sabah, kimse kimseye insan diyemez hâle geldi.
Şehir sustuğunda duyuldu gerçek: Bir annenin mutfakta kırılan bardağa değil, oğlunun dönmeyeceğini anladığı ana ağlaması.
Tahtlar devrildi, krallar indi, köleler ayağa kalktı; fakat iktidar, yeni bir yüz bulmakta hiç zorlanmadı.
Umut, enkazın altından çıkan küçücük bir eldi; betonun ağırlığına rağmen parmakları hâlâ bir başkasının elini arıyordu.
Üstü başı yırtık bir adam, soğukta titreyen yabancıya ceketini verdi; dünya, bütün büyük bildirgelerine rağmen insanlığı ilk kez o kaldırımda gördü.
Vicdan, geceleri kapıyı çalan bir misafir değildir; insanın ev sahibi olduğunu unuttuğu odada, yıllardır içeriden vurulan bir kapıdır.
Yoksulun duası göğe yükseldi, zenginin dileği masaya indi; ikisi de aynı şeyi istedi: Bir gün daha yaşayabilmek. Dünya, aralarındaki uçurumu kapatmak yerine ikisine de ayrı bir kader sattı.
Zaman, bütün imparatorlukların üzerinden geçti; altınları toprağa karıştı, silahları paslandı, emirleri unutuldu. Geriye bir soru kaldı: İnsan, insana yaptığı kötülüklerden daha büyük bir şey inşa edebilecek miydi?
---
Ve alfabe bitti.
Ama insan bitmedi.
Bir yerde hâlâ biri, düşmanının yarasına bez bağlıyor.
Bir yerde hâlâ biri, son lokmasını yabancıya uzatıyor.
Bir yerde hâlâ bir çocuk, gökyüzüne bakıp ışığın neden herkese eşit düşmediğini soruyor.
Ve dünya, bütün cevaplarını kitaplara gömerken, o çocuğun sorusu büyüyor.
Çünkü belki de insanlığın en büyük harfi, alfabenin sonunda değil; bir insanın başka bir insanı öldürmemeyi seçtiği o küçücük anda saklıdır.
Karanlıkta Saklı IşıkKayıt Tarihi : 14.10.2026 10:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!