harbin özünden içmiş millete tanrı kutu'dur umudumuz
bükülmez bileğimiz, yerde kalmaz namusumuz
çıkarız son ergenekon'dan önümüzde başbuğumuz
anadolu cehennemini cennete çevirir cumhurumuz
ufuklara sığmaz bir coşkuyla alev alır yüreğimiz
korkuyorum, yürürken yalnız arşıma
fatih olamayan bir firavun olmaktan
titrek kirpiklerimi zorlayan kumlardan
piramitlere hapis uykumda, göremiyorum
kirpiklerim titriyor huzmelerin rotasında
güneş mi gözlerimi alan, yıldız mı?
nefretlerim yanıyor kışların ortasında
kül mü üzerime yığılan, kar mı?
dalganın son demi sarıldı
bir buse kondurdu sahildeki taşa
dökülürken tuzlu sular taşın gözlerinden
içerlemişti
ama dalganın umrunda mıydı taş
melekleri küle çevirmiş bakışın nârlarını
harların hevesinden çalıp yakmaya geldim
şirk ummanında boğulmuş cehlin sözlerini
gözlerin görkeminden deyip yıkmaya geldim
uçurtmaları değil gökyüzünün gezdirdiği
sam amcanın uçakları, bomba kusan
yanan vatanına elleri
zorla bastırılan
yalvarırken küçük dili
titreyip kızaran
donukluğum, güneşten bahtsız beyaz mermerin dokusu
parmaklarımdan tüten, kül değil cennet kokusu
fayihası döktürür cennet artığı güllere gözyaşı
yapraklarında ikram, süzülür durur mezarlık papatyası
nedametim, ilk yaprağı döken rüzgarın rücusu
delaletim; kasvetin et, kemik ve kanla tezahürü
mezarlıkta unutulan çocuğun
alnındaki ölüm mührü
hakk kitabında tasviri aşikâr bir hâl üzere
yağmurlar yağar gözlerin
getir kadehi ey sâkî uyuşsun zihnim
içmeyelim ama sarhoş olalım
kapatma kapıları buyursun yârim
ardında kadehleri kıralım
ey sen!
avcunu avcuma kapadığında
yanan kağıtları söndüren
ne olur kağıtlarımı harlama
ey sen!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!