varlık
ki bir içimlik vaftiz suyu
imtiyazsız bir perşembenin tan atımında
tepedeki güneşin ıssızlığı altında
girdabında boğulup gitmek isterim
en akîl tebessümde
ve delirmiş çığlıklar arasında
mekikler dokuyan bir günahkârı
sen hiç beni gördün mü
can suyu gözlerinde
gülistandan içeri o çırpıntılar ve birkaç ürkek adım
tenhada sönmüş yalnız gül, bu bağbana tek hısım
kuru bir ölüm kavgası, dallarında gördüğüm
köklerinde definliğe atılmış yığınla kördüğüm
yetmişinci yaşımda ararım yedinci ayımı kefil
şimal ashabına yaklaşırım, halim fıtratı üzere gafil
her hamlesinde sadrım saplanır fedainin kör mızrağına
kan değil, gözlerimin demi süzülür toprağa
düğümlenmiş kırk vahşi'nin cürmü parmaklarıma
Elma yanaklarını her gördüğümde
Efsunlu ağaçları kıble edinir,
Emir dinlemez, ganimete koşarım
Kovulmuşa uyan Adem misali
Katrelerini her sezdiğimde
yorgunum
bileklerimden çarmıha geren de sen
çivileri söküp indiren de
yığılmışım, bütün alemin önünde
ateş gibi gözlerin olsun
uyandım ilk ölümümden
arzdan ömürlerce düşerek
hasret kaldım göz açmaya
yuvam oldu artık ürpermek
hiçlikte toplandım düşmüşlerle
güldüler kahkahalarını dökerek
tam kuyudan çıktım derken
aldanmışım
ipin değil, bir çayanmış uzanan
ciğerimde ortada kalmışlığın iniltileri
ve damarlarımda bir ceninin güçsüzlüğü
yürüyorum yılgın bir ormanda
kefene sığdıramadığım sevginin sahibi ben
ve mezarlıkta kovaladığım adımların sahibi sen
son bakış ki demir ipliklere bağlanmış bir kör tırpan
ziyanım parçalanır mermer zindanlarında pinhan
hüzünle mayalanırken gecelerim
unutulmuş bir çay ve dertlerim
ıslatır kağıdı kalemi gözlerim
yazamadığım kağıda,çoktur muhriplerim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!