Şimdi bugündeyiz....
Yani 10 Haziran 2013.
Peki yaşın kaç?
Bu yazıyı okuyorsan sana yazdığımı bil... Yaşın ne ben bilmiyorum. Ve bugünden sonra sen kaç yıl yaşarsın! Şimdi seninle oturalım ve bu hakikatları konuşalım.
Not: Bu yazı 12.12.12' de yazılmıştı... Neden kimse okumadı ya! Bu bir olağanüstü hal durumudur! Flaş, Flaş, Flaş Milletimiz uyanıyor mu? Ya yazıktır sadece resime yarım saatimi ayırdım. Bu yazıda emek var yani! Derinden derine bir mesaj var yani!
Siz bilmezsiniz! Bizim köyün muhtarı bilir... Köyün muhtarı, Muhtar Yılmaz'ın buradan kulaklarını çınlatıyorum. Ben dizileri pek seyreden biri değilim. En sevdiğim dizi Kaygısızlar'dı. Halit Akçatepe ve bizim Bizimkilerin Cafer'i bu dizide döktürüyorlardı. Gülmekten beni kırıp geçiriyorlardı. Ama dizilerin konuşulduğu köyümüzün kahvesinin de sahibi Muhtar Yılmaz her diziden bilirdi. Ben de ona sordum...
Duymadığın sözlerimdi sana dediğim. Ben iki kişi duymasındansa üç kişi duysun dedim, hatta dört, beş. Sana yazdığım her şeyi bir düşün. Bu yüzden ben sana yazmadım, her yazdığım şeyi. Cümleler tek tek tükendi. Elim de sızladı, kalbimde. Nerde olduğum önemli değil. Dünyanın bir yerindeyim... Ses veriyorken burda etrafımda herşey sessizdi ilk defa. İçimden geldiği gibi yazıyorum yine. Ve okuyacağını biliyorum. Ve şimdi bağırsam- çağırsam hiç duymayacağını.
Ne kadar uzağız biz senle böyle. Ve ne kadar yakınız. Herkes sana yazdım sanacak ama ben herkese yazacağım yine. Ne varsa kalbimde saklamayacağım. Açık olacağım. Herkes ben gibi mi? Saklanmak kimlerin işi. Kaç kişiden saklanabileceksin. Bulmayacak mı biri seni en kuytu köşede bile. Yazmak istiyorum yazmak. Yazarsam rahatlarım şimdi...
Bu mektup olsun, herkes okusun, sen de oku emi. Kimse bilmesin neden bunları yazdığımı. Yarına ışık tutmalı, yakamıyorsak da bir ışık bugün? Gece karanlık olur. Karanlık aslında gece değildir biliyor musun? Karanlık insandır. İnsan karanlığın en kara tarafıdır. Anlamaya çalışırım her insanı. Ama güçsüzüm her insanı anlayamayacak kadar... Bakar O, görür O, Hisseder O... İnsan bir bulmaca, bir labirent. Ben herkesi anlasam der, ve kimse beni anlamasa! Saklanmalı evet inadına. Kaçmalı senin gibi insanlardan. Kendisine tahammül edemeyen başkasına nasıl edebilir ki?
Bu repliği burada kullanırken çok düşündüm, ama konuya cuk oturacak başka bir başlık bulamazdım. Bugün anlatmak istediğim yönetmenlerimize, senaristlerimize... Mahsun abiyi sever çok takdir ederim.
Biliyorsunuz ki bir kurt adam modasıdır gidiyor. Teen Wolf, Alacakaranlık, Being HUMAN vs.Bunlar hep Hollywood yapımı yani yabancı yapımı diziler, filmler.. Aslı astarı olmayan uyduruk hikayeler...
Ama gel görün ki kurdun hası bizde... Tabii biz tarihimizle savaşıp, barışık omadığımız için bunları es geçiyoruz... Siz yönetmenler tarihimize de el atabilirsiniz... Bu magazin formatında da olmamalı... Ciddi olmalı... Masraftan da kaçınılmamalı...
Noel Baba İsa seni korusun.
-İsa bana darılmasın ama ben O'nun tanrı olduğuna inanmıyorum!
Noel Baba müslüman mısın?
Belki de ben hiç gitmemiştim, sana giderim dedim ya. Sana muhalefet etmek zor. Belki sen rüzgarsın ben kırıldı kırılacak bir dal. Belki de esmeni istiyordum başımda. Kırılacağımı düşünmeden. Ve bir dalın üzerinde küçücük bir yüreği olan bir kuş nasıl şakırsa. Öyle işte. Sana muhalefet etmek mi? Neden. Düşünmedim senden başka hiçbir şey. Düşünmeyi kim düşünür yanında.
Sana baktım göremedim kocaman, uçsuz bucaksız İstanbul içinde. Sahi sende İstanbul gibi vefasız, çilelimisin. Sen de kendine bir Fatih mi arzularsın. Unuttun mu beni. Bende seni milyonlarca sevenden alalede birimiyim. Hani İstanbul'u milyonlar nasıl severse yinede.
Ağlatma beni. Bak yüreğim kalmadı. Hergün bir tutam alıp gittiğin için. Gözyaşımda mı ikiyüzlü. Ve ikiyüzlü olmayan bir sen misin? İstanbul'la kıyaslarken seni. Hadi de ikiyüzlü değilim de! İstanbul gibi. İstanbul ne aşıkları alıp yere çarpmış, kanını akıtmış nice aşığın biliyor musun. Ve sen ey güzel. Seviyorum seni diye başım önüne mi gelsin.
Şarkılar seni söyler...
Sen de o şarkıları.
Ey güzel Türkiye'nin insanları... Herkes güzel güzel yaşayıp gitse. Türkiye güzel dedik ya. Ama yaşattırmıyorlar ki. Hani yabancı olup gezeceksin Türkiye'yi şelalelerini, ormanlarını, vadilerini, dağlarını. Rafting yapacaksın, kayak yapacaksın, bisiklete bineceksin... Ve lüks olmasa da bir kafede manzaraya karşı çayını yudumlayacaksın. Olmaz. Bize yasak bunlar. Hani asgari ücreti bırakın bu ülkede bunlar amirine, memuruna da yasak. Yılda bir kere adam gibi gezen- tozan, dolanan nerde! Hani aileni alıp kafa dinleyeceğin meşgalelerini bir kenara koyacağın zamanlar. Biz tatile gitsek bile kafamızda bir yığın düşünce olmuyor mu?
Türkiye'm ne güzelsin ya. Sana dokunmaya kıyamıyoruz. Sana doyamıyoruz. Televizyon denen meret sağolsun... Gitmesekte görüyoruz en azından. Gelin hep beraber daha bize küçükken öğretilen şarkıyı söyleyelim.Ordaaa bir ev uzakta, ordaaa bir dağ var uzakta, orda bir köy var uzaktaaa, ordaaa… Daha bilmem ne var. Nakarat ne?
YOK ÖYLE TÜRKİYE SULARINDA VE TÜRKİYE KARASULARINDA YAŞAYIP,
Bir ağaç dibine yatıp,
Kuş sesleriyle mışıl mışıl uyuyup,
Amerikan Rüyası görmek...
*** ***
Bazılarımız gökyüzüne baktığında bir tane bulutta göremez, bir tanecik kuşta...
Gezi' de herkes gezinirken duran bir adam vardı. Durdu. O durdu, bazıları da durdu. Duran 'Adam'lar oldu... Adı neydi? Bence adı neydiyse adını: Duran, Durdu ya da Turan gibi bir adla değiştirmeli...
Bu durmalar olabilir. Ama Türkiye durmamalı... Mesela ötekiler de 'durmak yok sola devam' gibisinden yeni sloganlar üretmeli... Yeni şeyler yazmalı, yeni sözcükler seçmeli, yeni başlangıçlar yapmalı... Ve o 'Duran Adam' hareketi de tam Gezi biterken yeni bir hareket getirmek maksadıyla yapılmış değil miydi... Küllenmek değil de körüklemek isteyen bir tarzıda vardı bana göre... Ya da inandığı davasını 'diri' tutmak istiyordu adı 'Duran' ya da 'Durdu' olması gereken adam. Adı neydi ya. Bugün adını bile unuttuk ama kim olduğunu, sıfatını asla!
Neyse hep içimde bir yazma isteği var... Duran yazanlardan olmak istemiyorum... Durmamalı, yazmalı inadına arkadaşlar... Burada binlerce kimse olup 3-5 kişi olmamalıyız yazan! Yazan adamlar olmalıyız... Doğru bildiklerimizi yazmalıyız... Doğru dediklerimiz doğru olmasa da. İçimizdeki ve eteğimizdeki taşları dökmeliyiz...
Hadi canım demeyin. Düşünür dediğiniz düşünceli adamlardan oluşur zaten demeyin. İyi de düşünürlerin her düşündüğünün doğru ve yanlış olma ihtimali vardır. Bilhassa felsefeci düşünürler bir öncekilerin fikirlerini çürütmekle işe başlamıyorlar mı? Sonra da arkalarından birileri geliyor…
Düşünür dediğiniz toplumun sesi olmalıdır. Kanayan yaralara parmak basmalı, yol göstermelidir. Ve kendisi yolda tıkanmamalıdır ilkin. Şimdi şöyle bir düşünüyorum mesela Darwin de bir düşünür değil mi? Hadi canım demeyin. Adam soyumuzu, sopumuzu düşünmüş… Boşuna kafa patlatmış. Hazreti Adem ile Havva öncesi varsa insanlığın ona kafa patlatmış. Ben bu Darwin’i düşünmeyen düşünürler sınıfına buyur edemem gene de… Eğrisi – doğrusuyla her düşünür, düşünürdür sonuçta!
Görünen köy kılavuz ister mi, ister! Görünenler iki çift göz için yetersizse, görünenlerin hepsini görebileceğimizi kim söyledi… Ya görmek istediğimiz kadarını görürsek. Yani bu görünen köyde umulmadık yerden çıkabilecek köpekler yok mudur… Ya saldırırlarsa, kuduz bile olma ihtimalleri varsa…




-
Ömer Faruki
Tüm YorumlarHocam size nasıl ulaşabilirim ?