Ne köprüler yakıp geçmişim
Ben de yanmışım
Bilemedim
Tutmuşum dünyanın eteğinden
Uçurumlara yürümüşüm
“Artık büyüdüm anne”
Oysa yüreğimde hâlâ eski bayramlar
Önümde hep çocukluğumdaki çıkmazlar
Ve ömrümde hiç bitmeyen bir sonbahar
Sonra bir aşk ısmarladım kendime
Şöyle en efkarlısından, en delisinden
Gramofondan Zeki bey sesleniyordu
Bir ihtimal daha olacak mıydı, bilmiyordum
Gerçekten
Bir dal akasya
Bir tutam da tarçın kokmalıydı
Yüreğime serdiği huzur
Biliyordum
Bir şeyler eksikti yine
Sana eski zamanlardan sesleniyorum
Ekmeğin kuzine üzerinde kızartıldığı
Kışları mısır patlatıldığı
Kucağımda mırıl mırıl bir kediyle
Henüz aşkı bilmediğim günlerden
Bak, çatından alnımın haince vurulmuştum
İçimde zemheri bir karakış yaşıyordu
Yalnızlığın başkenti aşı boyalı evde
Bir şamdanda usulca altı mum yanıyordu
Aslında biliyordun bütün olacakları
Sus, hiçbir şey söyleme artık
Aşk bir Filizkıran’dı, geldi geçti
Şimdi zemheride donma vakti
Biliyorum, hiç kimseler yazmadı
Hiçbir kitaba sığmadı bu yalnızlık
Geride bıraktığım her şey
Anılar, acılar, yanlışlıklar
Yaşanılmış, yaşanılmamış
Dokunulmuş, dokunulmamış
Susturulmuş günler, geceler boyu
Eski çeyizlerin arasına bohçalanmış
Geçmek en güzeli
Ondan, bundan, şundan
Bıkmak kendinden
Yağmurlar yağdır yüreğim
Şimşekler üzerime
Daha önce giderdim
Bilseydim
Ayrık otlarının
Rüzgârla kavgalı olduğunu
Sele kapılmış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!