Han-ı Yağma Şiiri - Tevfik Fikret

Tevfik Fikret
24 Aralık 1867 - 19 Ağustos 1915
23

ŞİİR


31

TAKİPÇİ

Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret
Şiiri Değerlendir
  • İlyas Ateş
    İlyas Ateş

    kutlarım şairimizi tebrikler

  • Şeriat Batur
    Şeriat Batur

    İttihatçılara bu az bile

  • Erdal Koca
    Erdal Koca

    Evet, Hikmet Çiftçi1 beyin yorumunun baş kısmını okudum. Keçecizadezade Fuat Paşanın anlatmış olduğu hikaye ne yazık ki doğru. Ben de Keçecizade gibi en tepeden en tırnağa, içimizde bu kadar hain varken nasıl yıukılmıyor diye merak ediyordum lakin, doğu ve güneydoğuda gelen birinin anlatıkları bu ihanetin gerçekleşme adım attığını üzülerek dinledim ki bunun böyle olduğunu köşe yazılarımda daha önce belirtmiştim: Doğu ve Güneydoğu bölgemizde Türk Devleti ne yazık ki yok. Güç, bölücülerin elinde. İki cihan serdarı diyor ki: Layık olduğunuz şekilde yönetilirsiniz. Ama Filistinlilerden beter oluruz bilesiniz

  • MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
    MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

    Bu şiiri ben olsa şöyle yazardım..
    ZIKKIMLANIN BEYLER ZIKKIMLANIN
    ZEHİR ZIKKIM OLSUN ZIKKIMLANIN
    SİZİN O DOYMAZ GÖZLERİNİZİ
    KARA TOPRAK DOYURSUN ZIKKIMLANIN.

  • Yılgın Yağmur
    Yılgın Yağmur

    Sanki bu günleri anlatmış şaiir... yada o günlerin rezilliği yeniden hortlatılmış... KUTU KUTU İŞLERİ

    Sihirbaz efendiler, ille asa’mı gerek
    Körmü etti gözleri, rüşvet denen engerek,
    Kapanırmı vicdan da haramzade işleri,
    Dokunmayın yargı’ya, adil bir karar verek.

    Sür polisi yerinden, tuzak bahanesiyle,
    Savcılara baskı yap, dışgüç teranesiyle,
    Alelacele koyup, tedavüle fişleri
    Ancak yandaşlar kanar, cemaat nanesiyle.

    Elbet, tarih yazacak, her doğruyu, yanlışı,
    Mutlaka yargılanır, ben yaptım anlayışı,
    Bu günlerle anılır, kutu kutu işleri,
    Umarım devam etmez, al maaş, salla başı.

    Söz uçar, yazı kalır... Aşkı yazmak isterdim,
    Yunus, Bektaş, Mevlana meyi içmek isterdim,
    Keşke canım yakmasa, harami gevişleri.
    Kardeşçe bir bölüşüm, tadın bilmek isterdim.

    Benim gayretim yalnız, bu günlere not düşmek,
    Oğlumun yarınına, tertemiz kanal eşmek,
    Yılgın Yağmur nasılda, sıkmış canım dişleri,
    Öğrensin ve kazansın, Şaibesiz bir ekmek.

    Adanasız, 23.12.13 - 05.27 Yılgın Yağmur
    ................................................
    ............................
    ............

  • Hümeyra Gün
    Hümeyra Gün

    '
    Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
    Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
    Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
    Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin'

    Tevfik Fikret'in yıllar öne yazdığı bir şiir her dem tazeliğini koruyor. O yıllardan bu güne değişen bir şey yok.Hikmet Hoca'mın bilgilendirdiği gibi içerden ve dışardan verilen bunca zarara rağmen ayakta kalabilen milletimiz,devletimiz çok güçlüymüş...
    Günün şiiri olmaya hak etmiş ,güzel bir seçim.Kutluyorum .

  • Hamdi Oruç
    Hamdi Oruç

    ey güzel insanlarım! Yüz yıl bu, dile kolay. Az bir zaman değil. Yüz yılda gidişat değişmiyorsa, burada bir suçlu aramamız gerek. Gelin hep birlikte arayalım.

    Bu düşünceye katılıyorum...

  • Osman Nurani
    Osman Nurani

    Bu milleti hiçe sayarak, sadece kendi iktidarlarını sürdürmek için yandaşlarını ve evlatlarını ön planda tutanları nasıl görmezden gelebiliriz?...Hikmet ÇİFTÇİ

    ...BU MİLLET KİMİN KİM OLDUĞUNU, HANGİ AMACA HİZMET ETTİĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYOR. SİZLER GÖBEĞİNİ KAŞIYAN ADAM DEYİN VE YA ONLAR İLE AYNI KAREYE GİRMEYE ÖLÜMÜNE KOŞUN NAFİLE...

    'Millî değerleri bir kenara atanlardan, hatta ayaklar altına alıp çiğneyenlerden, bu milletin, günü geldiğinde hesap soracağını nasıl görmezden gelip, inkâr edebiliriz?...Hikmet ÇİFTÇİ'

    ...AKSİNE TÜRKÜN ŞANINI TÜM DÜNYANIN DİMAĞINA ADETA KAZIMIŞTIR.

    ...yaşananlar esasen 'VAN-MİNÜT'de KUYRUK acısı olanlar ile YILLARDIR LEGAL YOLLARDAN İKTİDARA GELEMEYENLERİN bir araya gelerek bunu ikinci bir GEZİ olaylarına dayanak yapma gayretkeşliğidir.

  • İsmail Tekin 3
    İsmail Tekin 3

    Hemen herkes seçici kurula teşekkür ediyor. Ben de, tüm içtenliğimle teşekkür ediyorum. Niçin? Ne güzel olmuş, güne ne güzel uymuş “ GÜNÜN ŞİİRİ “ de ondan. Kutluyorum seçenleri.
    Ama esas mesele şu. Yüz yıl önce yazılmış bu şiir. Yüz yıl önce de varmış demek ki, halkın malını har vurup harman savurmak. Ey benim değerli arkadaşlarım, ey güzel insanlarım! Yüz yıl bu, dile kolay. Az bir zaman değil. Yüz yılda gidişat değişmiyorsa, burada bir suçlu aramamız gerek. Gelin hep birlikte arayalım.

  • Hikmet Çiftçi 1
    Hikmet Çiftçi 1

    “Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa
    Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.”

    “HER GECENİN GÜNDÜZÜ VARDIR.”

    “Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
    Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

    *
    Mademki dönem Osmanlı dönemi, mademki söz bu dönemin son demlerinde yaşamış olan Tevfik Fikret’ten açılmış, o halde, o döneme biraz Fikret’çe bakmak lazım.

    BİZ İÇERİDEN, SİZ DIŞARIDAN!

    Osmanlı’nın nasıl yıkılmadığının hikâyesini, Keçecizâde Fuad Paşa çok çarpıcı bir şekilde anlatır!..
    Sultan Aziz devrinin Sadrazam ve Hariciye Nâzırı Keçecizâde Fuad Paşa, Avrupa’da bir diplomatlar toplantısında bulunduğun sırada, söz arasında ortaya latife yollu bir sual atılır.

    “Zamanımızın en kuvvetli devleti hangisidir?”
    Keçecizâde Fuad Paşa, bu soruya tereddütsüz şu cevabı verir:
    “Osmanlı İmparatorluğu!”
    “Nasıl olur!” derler!..
    “Çünkü” der;
    “Siz dışarıdan, biz içeriden var kuvvetimizle yıkmaya çalıştığımız halde, o hâlâ ayakta duruyor!”
    Yol aynı yol!..
    “Siz içeriden, biz dışarıdan!..”
    Vurun baht- karaya, olsun viran!..

    *
    Bir defa bozulma, çözülme, kokuşmuşluk baş göstermeye başlarsa; çürüme, çökme hızlanır.
    Bence dünyanın en büyük devlet adamlarından ve özellikle de siyasetçilerinden biri Abdülhamit’tir. 33 yıllık iktidarında hiç toprak kaybı yoktur.
    Osmanlı İmparatorluğu dimdik ayaktadır.
    Tabi bu arada güçlü olan sadece Osmanlı değildir artık. Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa gibi devletler de artık güç sahibi olmuşlardır. Zaman bunu getirmiştir.

    Bir taraftan da siyasi akımlar devam etmekte, “hak, eşitlik, adalet, hürriyet, vatan, millet” gibi yepyeni kavramlar, zamanın gereği olarak yeni akımların oluşmasını ve yayılmasını da beraberinde oluşturmuştur.

    Bir taraftan her şeye hükmedeceksiniz, siyasetiniz gereği, insanlara göz açtırmayacaksınız, başka türlü düşünmelerine asla cevaz vermeyeceksiniz, bir taraftan da dediğim dedik anlayışını sürdürerek hep iktidarda kalmayı yeğleyeceksiniz.

    Olmaz kardeşim, bu böyle olmaz!
    Milletin dertleriyle dertlenmeyenler, onların acılarıyla acı duymayanlar, sefaletleri ve çaresizlikleriyle sefilliği ve çaresizliği unutanlar iktidarda kalamazlar.
    İşte Tevfik Fikret’in Mücadelesi böyle bir mücadeledir. Osmanlı’nın yıkılması için uğraşmamış, tam Aksine, milletini seven, hürriyete değer veren, tebaasını (hâkimiyeti altındaki bütün halklar) düşünen bir iktidar, bir sultan görmek istemektedirler. Yani sadece orduyu güçlü kılmak için halkını bir kenara bırakan birini değil, halkıyla beraber ordusunu güçlü kılan, insanı ön planda tutan, insan hak ve hürriyetlerine değer veren bir iktidar…

    Şartlar belki Abdülhamit’e bu kadar geniş hak ve hürriyet verme imkânı vermemiş de olabilir. Gerçekten de içeriden ve dışarıdan Osmanlı’yı yıkma, tamamiyle bitirme gayret ve çabaları o derece hız kazanmıştı ki, bizim Avrupa’daki temsilcilerimiz bile Balkan Savaşları’nın burnumuzun ucunda olduğunu bile görememişler, safça kandırılmış ve atlatılmışlardır.

    Biraz da “günün şiiri”ne dönelim.

    Düşüncelerimiz, oylarımız ipotek altında mı olmalı?
    Haksızlıklar karşısında susup, kendimize uygun olanları kabullenmek hak mı? O zaman hürriyetin, hür düşüncenin anlamı kalır mı?
    Doğru yapanların yanında nasıl ki olunuyorsa, yanlış yaptıklarında da haykırmak bizlerin doğruluğunun gereği, milletin sesi olmak hakkın gereği değil ni?
    Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek insan olmamızın gereği, insanlık gereği…

    Fikret’ten devam edelim:

    “Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,
    Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
    Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa
    Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.

    Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol!
    Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa… Var ol!”
    *
    Dünya zıtlarıyla mevcut.
    Karaların akları, acıların tatlıları, doğruların eğrileri, somutların soyutları gibi…
    Kötüler olmasa iyilerin kıymeti nasıl anlaşılacaktı?
    Yiyiciler, namussuzlar, arsızlar, hırsızlar olmasa; milleti için gayret edenler, namuslular, ar ve haysiyet sahibi, onurlu ve şerefli insanlar, ahlaklılar nasıl anlaşılacaktı?
    Hep gece olsaydı, gündüzü; hep gündüz olsaydı karanlığı bilebilir miydik?

    Bu milleti hiçe sayarak, sadece kendi iktidarlarını sürdürmek için yandaşlarını ve evlatlarını ön planda tutanları nasıl görmezden gelebiliriz?
    Millî değerleri bir kenara atanlardan, hatta ayaklar altına alıp çiğneyenlerden, bu milletin, günü geldiğinde hesap soracağını nasıl görmezden gelip, inkâr edebiliriz?

    Dünün şartlarında İstanbul “SİS”ler altında kalmış görünebilir.
    Günümüzde de aynı “SİS ve PİS” bir hava olabilir.
    Kuvvetli bir rüzgâr sisi de pisi de silip süpürür.
    *
    Fikret’in mizacını yansıtan bir olayı hatırlatalım.
    Fikret, çalıştığı Maarif Mektubî Kalemi’nden, bir yıl dolmadan istifa ederek ayrılır. İstifası sırasında, gecikmiş maaşlarının ödenmesini, maaşı hak etmediği gerekçesiyle reddeder.
    Bu olay, onun dürüstlüğünün timsalidir...
    Hazine tarafından yine de kendisine topluca ödeme yapılınca tüm parayı Göçmenler Komisyonu’na bağışlar.
    Bir tarafta çalıştığı halde hak etmediğini düşünen bir Fikret, diğer tarafta yetim hakkını hiç tereddütsüz midesine indiren bilmem kimler…
    Dünyalıklarını fazlasıyla tama edenlere sorulacak o kadar çok şey var ki…
    Hiçbir şey, hiçbir zaman hesapsız kalmaz, kalmamalı da!..
    *
    Fikret’in bir beyiti ile sözümüz bitirelim.

    “MİLLET YOLUDUR, HAK YOLUDUR TUTTUĞUMUZ YOL,
    EY HAK, YAŞA, EY SEVGİLİ MİLLET, YAŞA! VAR OL!”

    Güne düşürülen şiirden dolayı “SEÇİCİ KURUL”a teşekkür ediyor ve böylesi etkili ve gerçekçi bir şiire imza atan Mehmet Tevfik Fikret’i şükranla yâd ediyor, rahmetler diliyorum.

    20 Aralık 2013
    Hikmet Çiftçi

    “GERÇEK DOSTLAR BİRLİĞİ”

TÜM YORUMLAR (22)