Göz tekrara düşmez azizim
Ten aynı olsa da duygular farklı
Yorulur yüreğin çok dönen çarkı
Aşk gençlikte güzel, sanma sonuna saklı
Azizim; meraklı, Ölüm hepimizden meraklı
Gel.
Minicik ellerini uzat Çocuk.
Belki güneşi görür, ayda yürürüz.
Tüm günahlara rağmen,
Kim bilir peygamberi görürüz.
Belkide ibrahim'ine yanan yüreğini söndürürüz.
Geceden ayrılmayan bana günaydın.
Bildim artık karayı ak'ı
Musallaya bıraktım büyük sabahı
Hak berteraf eyle büyük günahı
Kapına kul, habibine ümmet olmaya geldim.
Beli bükülmüş, yaşlı, pejmürde bir adam.
Uzaklardan gelip kapıya yaslanıverdi.
Nasırlı, kırışık, titrek eliyle.
Kapının ziline dokunuverdi.
Kapıyı açtı yaşlıca bir kadın.
Üzülmeyeceğim artık.
Üzmeyeceğim seni.
Üzmeyeceğim kendimi.
Sen, sevme beni,
Ben sevmiyorum seni.
Sevgilim unutur musun beni.
Kıyısında, aşkın ile mest olduğum ırmağın,
Seni götüren sularına bakıyorum.
Sığ suların üstünde uçuşurken kuşlar,
Susamış yüreğimi sevdan ile yıkıyorum.
Nedensiz, heyecanla mırıldandığım şarkıda,
Evren senden ibaret değil...
Kim bilir belki; dünya kendi ekseninde dönüyordur.
Bilemediğimiz, unutulmuş bir yerde.
Bir çocuk, bir kelebeğe su veriyordur.
Her şey değişirken hayatta,
Mezarlıklar gezerdim eskinin İstanbul'unda.
Edirnekapı, Eyüp, Şişli, Çağlayan.
Rum-ermeni mezarlığını hatırlarım şişlide.
Girişi ne kadarda heybetli, insan şaşıyor.
Sanırsın ki içeridekiler hala yaşıyor.
Çiçeklere bezenmiş resimli mezarlar,
Ne de çok anlamsız,
Öylece durman orada...
Gül gibi gerçekken,
Hava kadar soyut.
Kuş gibisin yani,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!