Matruşka bebekler gibisin Hatçam
Ağzını her açtığında
Bir pırtik daha küçülürsün.
Tarlada meğel eder
Yirmi dört aralık bin dokuz yüz on beş sabahı
Saat beş on beş sularında top ve tüfekler
Yalımlar saçtılar Frenk kafirine karşı.
Babil harabeleri kadar tecrit edilmişti
Ve Kut’a mücavir azmaklar kadar
Yiğitlikte sığdı o bedbaht mütecaviz yığınlar.
Gamzelim, gülünce yâr, yıllanmış badedir.
Eyvanda bağdaş kurmuş, kimse bilmez haldedir;
Turnalara katar olmuş gidendir,
Yâr, nefesin bugün misk-i amber, badedir.
Habbesi kalmadı dünyada; gören gözler bendedir.
O sefil gönüle, dur mihnet eyleme!
Secde eyle ol mutlak Hakim'e.
Bir düş, bir lahzadır bu dem;
Ol muhabbet kaim eyle Hakim'e.
Ey gönül! Kurak iklimlere meyletme.
Yokluğunda düşen her yaprak gazel olup gitti.
Hatıran sıradağlar kadar diri.
Nicedir çerağ uyanmaz gönlümüzde,
Sen gittin biz yetim kaldık gönüller sultanı ey nebi…
Şeypur gibi titretir ismin her anıldığında gönül telimiz,
Ol iklimin avazı üşütmedi sensiz leyla.
Yağmuru, boranı, karı, vurmadı tenime leyla.
Halimden sual edem mi ben bilemedim leyla.
Gül kurusu şafak henüz sökmedi leyla.
Dört Nisan iki bin yirmide
Otuz vilayet ve dahi Zonguldak
Mühürlenmiş kalpler misali ezcümle
Birer birer kapattılar kapılarını üzerimize.
Gözlerin asi Venüs
Hummalı arsız
O saçların ne güzel.
Akvaryumdaki sarı balık,
Güneş ne güzel,
Deniz ne güzel,
İstanbul'un adaları siyah birer incidir
Benim yarim beyaz donlu kuğudur
Gönül çelen bir sabadır, muştudur
Yar hangi bağın yemişidir gülüdür?
Bir zülfü siyah ki, eriyen karları dağların.
Ateşten dudakları, düşen ilk cemresi baharın.
Ol kızıl divaneyem ben, taştan taşa vuran çayların.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!