Geceye sor,
O sahipsiz sokakları, o uykusuz pencereleri,
Gözyaşımın sesini bir tek o bilir bu koca şehirde.
Sor bakalım, kaç kez inlemiş odanın duvarları adınla,
Kaç sabahı güneşten önce yalnız başına söndürmüşüm.
Geceye sor,
Bütün ışıklar sönüp de hayat yalancı maskesini indirdiğinde,
Bu göğüs kafesinin içinde ne fırtınalar kopmuş.
O çok güvendiğin zaman, o unuttum sandığın yıllar,
Her gece bu yastığa baş koyduğumda nasıl da diz çökmüş önümde.
Geceye sor,
Belki o söyler sana senden habersiz öldüğümü,
Belki o anlatır o mühürlü odanın kapısında sabaha kadar beklediğimi.
Çünkü gündüzleri maskesini takar insan, gururunu kuşanır da,
Gece olunca,
Bütün yalanlar dökülür, bütün zırhlar iner,
Ve geriye sadece senden kalan bu acımasız yokluk kalır...
Geceye sor,
O mahrem karanlığın altındaki hıçkırığı,
Yıldızların bile benden kaçıp göğün arkasına saklandığı o saatleri.
Sor bakalım, sabaha karşı çalan o sessiz çanı,
Göğsümün üzerinde taş gibi oturan o yokluğun ağırlığını.
Geceye sor,
Bütün şehir uykudayken ben niye ayaktayım?
Hangi hayaletle dans eder bu kırık eller,
Kimin rüzgârı savurur saçlarımı bu kör odada?
O sahil boyları, o ıssız kaldırımlar şahittir;
Adım adım seni aradım her sokak lambasının altında.
Geceye sor,
Sen çoktan başka bir rüyanın tatlı serinliğinde uyurken,
Ben bu cehennemin ortasında neden hâlâ adını sayıklıyorum?
Çünkü gece, saklayamaz artık hiçbir şeyi;
Ne bu tükenen ömrü gizleyebilir ne de içimdeki seni.
Sor ve öğren benden geriye ne kaldığını...
Ama ne çare, ne gece konuşur artık ne de sen duyarsın;
Geriye sadece bu karanlık odada,
Kendi sesine yabancılaşmış,
Ve seninle birlikte çoktan geceye gömülmüş bir adam kalır...
Kayıt Tarihi : 24.08.2026 17:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!