Çakıl Taşları
Sen benim hikâyeme
bir bahar gibi girmedin.
Gelişin çiçek açtırmadı içimde.
Sen daha çok,
Çanakkale’nin Sessiz Çığlığı
Toprağın altında yatan hayaller,
Kanla yazılmış bir destanın sessiz izleri.
Rüzgâr uğuldayarak taşır mezar taşlarını,
Ve bizler anlarız, zafer ne ağır bedellerle kurulduğunu.
Can Canım
Can… canım, dermanım bitti,
hayat yine oyuncak etti beni,
kalbimi avuçlarına bıraktım da
sen fark etmeden kırıldı içimde.
Can cazım...
Adını içimde fısıldarken bile titrer dünya,
Sanki kalbim, dokunmadan da yanmayı öğrenmiş.
Aramızda ne yollar var ne de zaman,
Yalnızca boylu boyunca uzanan o derin sükût;
Canik Dağlarının Eteğinde
Canik Dağları’nın eteğinde bir güzel yaşar,
gece olunca karşıki evinde sanki yıldızlar konaklar.
Bir pencere açılır usulca karanlığa,
ben ömrümü o ışığın altında sabahlara bağlarım.
ÇARESİZ GÜN
Seninle geçen onca zaman varken...
Anıların içimde hâlâ sıcak bir iz gibi dururken,
İçimdeki çocuk bir gün karşıma çıktı;
Sessizce omzuma dokundu.
“Dur!” dedi, “Yapma...” “Zamanı geri alalım; kendini bu kadar yıpratma.”
CEEE!”
Perdeler alkışladı.
Kapı kolu kahkaha attı.
Saksıdaki çiçek tempo tuttu.
Ben de ciddiyetimi koltuğun üstüne bırakıp dedim ki:
CELLADINA ÂŞIK OLUR İNSAN
Celladına âşık olur insan,
bazen kendi ölümünü bile
sevdiğinin ellerinden bekler.
Cennetin Kıyısında Cehennem
Hani derdin ya,
“Sevda insanın cennetidir…”
Ben de inanırdım gözlerine bakınca,
bir insan nasıl bu kadar huzur olabilir diye.
Ciddiyet Fazla Gelince
Bir gün fısıldadım hayata:
"Azıcık yavaşla, yetişemiyorum..."
Hayat gülümsedi ve dedi ki:
"Sen, daha kendi kalbine yetişemiyorsun."
Acı bir kahve sundum derdime,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!