Eylül, cebi delik bir paltodur asıl,
Ne koysan düşer, ne saklasan yiter gider.
Biraz erken kalkılmış bir sabah hüznü vardır yüzünde,
Sanki radyoda yarım kalmış, cızırtılı bir türkü...
Bilirsin, radyolar en çok eylülde çekmez bizim buralarda,
En çok eylülde yalnız kalır antenler.
Bakma sen takvimlerin o artistik pozlarına,
Eylül dediğin, son otobüsü kaçırmış bir lise öğrencisinin ıslak omuzlarıdır.
İçinde hep ince bir "acaba" üşür,
Gözleri, vapur güvertesinde unutulup soğumuş bir bardak çay gibi bulanık.
Yutkunsan geçmez, sussan kalbe zarar.
Bütün uzun ayrılıklar bu ayda staja başlar nedense.
Biz seninle bir eylül ikindisi,
Yanlış iliklenmiş bir gömlek gibi durmuştuk hayatın karşısında.
Eğreti, mahcup ve biraz da komik...
Sen ceketini alıp gitmeye hazırlanıyordun,
Ben, ağaçların yaprak dökme telaşına şaşırıyordum aptalca.
Halbuki dökülen bendim,
Süpüren yoktu.
Şimdi hangi eylül gelse, usulca yakamı kaldırıyorum.
Sanki rüzgâr, koca şehirde sadece benim kaburgalarıma esiyor.
Hüzün, diyorum kendi kendime, hüzün...
En çok eylüle yakışıyor,
Ve en çok, senin yokluğuna kesilmiş bir ceza faturası gibi,
Öylece duruyor masamın tam ortasında.
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 19:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!