Ey cehennemin sahibi Tanrı'm yine yüreğimi yakmaktasın. Dersin ki ben insanın kalbinde bulunurum. Bak ateş içindedir duygularım söyle neredesin? Ben hep seni sevdim tek seni sevdim. Uykularımı bölerken kabuslarım, hep dualarımla başımı güven içinde sana yasladım. Şimdi dertten döküldü saçlarım. Söyle başımı alıp nereye gideyim, yok ki senden başka sığınacağım. Söyle Tanrı'm. Acılarımın tek beni yakacağını sanırdım. Neydi çoluk çocuğumun günahı? Neden onları benim cehennemime attın? Neden beni meyveli bir ağaç gibi yaktın? Söyle Tanrı'm beni neden yarattın? Ağaçlar soğukta ve ayazda yapraklarını dökermiş. Kuru bir dala dönermiş tüm ağaçlar. Bir orman var içimde Tanrı'm. Bütün ağaçlarının yaprakları dökük, dalları kupkuru ve sönük. Ve ben içimdeki ormanda kaybolmuşum. Duygularımın dal budağı arasında bir balta gibi kalmışım. Söyle beni neden yarattın. Bir kader ki bıçaktan daha keskin. Bir kader ki sürekli yüreğime bıçak gibi saplanmış. Söyle Tanrı'm beni hangi duyguyla yarattın. Niçin bu dünya bir kaşığın çukurunda zeytin tanesidir. Sanki bu dünyada yaşanılan her şey yenilir yutulur cinstendir. Yüreği tok bir insan göremedim. Tüm sevgiler kendine bir kurban aramaktadır. Söyle Tanrı'm neden beni kurtlar sofrasına attın.Nice akşamların şairi oldum da bir mehtap gibi şiir yaşayamadım. Ben yeryüzü karanlığında bir yıldızı penceremde bulamadım. Hep perdelerim örtük kaldı. Ben evimin penceresinden ay ışığına simsiyah gözlerle baktım.
Söyle Tanrı'm beni cehennem için mi yarattın? Bir ateş var ki içimde hiç sönmeyen, küllenip küllenip yeniden körüklenen. Ey Tanrı'm beni su içinde yaşayan bir balıktan neden farklı yarattın? Şimdi kendimi denize atsam yüreğimdeki yangını söndürmek için, yine beni sularda boğar mısın? İntiharımı suç sayar mısın?
Bir çiçeğin cesedine kelebekler konar mı? Söyle ben ölürsem arkamdan anam ağlar mı? Ah anam beni neden doğurdun? Bir yanlıştan hiç doğru doğar mı? Hiç yanlış yol doğru murat alır mı? Beni sen yanlışlıkla mı doğurdun? Çünkü ben tüm seçeneklerin ya e şıkkı oldum ya da hiçbiri. Bana neden başka bir seçenek bırakmadın.
Bir kadın sevmek erkeğin baharıdır. Öyle bir kadın sevdim ki kışın bile yüreğimi sımsıcak tutan. Yüzümde güller açtıran. Ama artık yüzüm bir kağıt gibi yıprandı. Alnıma yazılan yazı yüzümün duvarında bir tablo gibi asılı kaldı. Ben tüm cümlelerimi o yazıyla yazdım. Ama kadınım beni hep dudaklarımdan öptü alnıma bir buse bile kondurmadı.
Bir balta sapı isen baltayı seveceksin. Neden bir kürek sapı olamadım diye üzülmeyeceksin. Hem ne fark eder ki altı üstü bir sapsın. Önemli olan dümdüz ve düzgün olmandır.
Ey Tanrı'm beni eğip bükme. Beni doğru bir insan eyle. Çünkü ben kaderimle varım. Kaderimi düzgün eyle.
Bir yetimin saçına hep yaban eller değermiş. Ey Tanrı'm kimseyi kimseye düşerme. Beni kimsenin eline düşerme.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta