Gördüm ki yürüdüm taşın kendiyim,
Akan şu nehrin, o yaşın kendiyim,
Gökten süzülen o kuşun kendiyim,
Evrenin kalbinde buldum kendimi.
Ayrı gayrı yokmuş, hepimiz birmiş,
Gönül aynasından o benlik erimiş.
Doğa dedikleri kutlu bir şiirmiş,
Çözdüm varoluşun gizli bendini.
Göğsüm genişledi, evren sığdı içine,
Takılmam dünyanın nasıl ve niçinine.
Toprağın zikrine, suyun göçüne,
Katıp hafiflettim bendeki özü.
Ben hem o patika, hem o yolcuyum,
Hem sonsuz boşluk, hem o doluyum.
Doğanın can bulan canlı koluyum,
Unuttum dünyada sitemi, sözü.
Çiçeğin renginde, rüzgarın sesinde,
Tüm varlık solur tek bir nefeste.
Ruhum esir değil artık bu kafeste,
Gördüm her zerrede ilahi yüzü.
Dağlar dile geldi, taşlar konuştu,
İçimdeki nehir ummana ulaştı.
Bu büyük tecelli aklımı aştı,
Duyuldu ruhumun en gür avazı.
Yük dediğim meğer ayrılık hissi,
Dağıldı zihnimin o dumanı, sisi.
Her şey O’dur artık, O’dur hepsi,
Kutsaldır evrenin her bir arazı.
Güneş fırçasını vururken göğe,
Can verir her zerre gizli bir öğe.
Boyun eğmem artık başka bir beye,
Doğadır ruhumun mutlak farzı.
Ağacın kökünde saklıdır sırrım,
Yıldızın nuruyla parlar şu bağrım.
Dindi o yabancı, o eski ağrım,
Yendim içimdeki yersiz garazı.
Şimdi yürüyorum her şeyle birken,
Güneşle doğarken, geceyle sön erken.
Büyük bir bütünün koynunda yerken,
Buldum panteist o sonsuz hazzı.
ENGİN TOPKAN (12.10.2026)
Engin TopkanKayıt Tarihi : 13.10.2026 01:47:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



