Yüreğimiz tufanlara,
Gözlerimiz yağmur bulutlarına gebe.
Doğrularımız cisimsiz,
Yalanlarımız ayyuka çıktı,
Ve biz her kelimeyi tartmadan bıraktık gökyüzüne.
Bilmem kaç kere kopardık hayatı düğümlediğimiz yerden,
El âlem ne der, büyükler dururken,
Çocuğu öpüp koklamak ayıptır.
Sevgi gösterilmez herkesin önünde,
Sarılmak gizlidir, susmak makbuldür.
El âlem ne der, dizine oturtma,
Ne vardım bir kapıya, ne çıktım içinden,
Bir durak tuttu ömrüm, adı konmamış derinden.
Ne saat ileri aktı, ne geri döndü zaman,
Bir suskunluk tartıldı kalbimde ağırdan.
Bir isim verdiler bana; ben onu yaşadım.
Her çağrılışta dönüp kendimi sandım.
Kırk üç yıl geçti. Ben hâlâ kendime varamamıştım.
İçimde beni bekleyen biri vardı.
Toprağımın üzerinde büyüdüm ben,
Gökyüzünde barışa dair hayallerle.
Ama ne yazık ki, hep savaş gördüm ben,
Gözlerim doldu, yüreğim yangınlarla.
Babamın elleri toprakta işlerdi,
Annem dualarla yüreğimizi beslerdi.
Güller dökülmekte duvarlardan sessizce
Yüreği kırılmış bir lambanın ışıktan.
Sürgülemiş ölümlerin ardından kapılar
Ayak sesleri karanlığın bunlar
Bırak taşlasınlar katilleri
Dokun taştan oyulmuş göğüslerine bir , bir Sfenkslerin
Gönül ikliminde doğan bir hayal,
Serin rüzgar gibi eser her hâlde.
Bazen dua olur, bazen efkâr,
Gamlı hayalim, sükûnum sensin.
Yanmak mı?
Ne söyledim dil ile, ne sükûtum izhâr,
Bir yük çöktü cânıma, ne inkâr ne ikrâr.
Kalbimde kuruldu bir gizli dîvân-ı hisâb,
Hükmü ne şerh eyledim, ne yazdım âşikâr.
Ne bir feryâd kaldı dilde, ne bir arz-ı niyâz,
Sükût öğrendi gönlüm, sustu bende ihtiyâz.
Bir defter-i âmâlim vardı rûhumun içinde,
Ne açtım sayfasını, ne diledim i‘tizâz.
Âdem'den arta kalmış nice esrâr var içimde,
Cennetten düşen ince bir âzâr var içimde.
Yûsuf kuyusundan gelir her gece bir nefes,
Hicrânla yoğrulmuş derin bir efkâr var içimde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!