Bazı şehirler ayakta durur, ama yıkılmıştır,
İnsan da öyle, içten içe çöker.
Kırık aynada yüzüm eksik değil artık,
Çünkü parçalarla da yaşanır bazen.
Yıkılmadan yaşamak, hiç düşmemek değil,
Ne vuslatım tam oldu, ne firâkım münkatı‘,
Bir hâl-i mu‘allâkta durur ömrüm, mu‘tarı‘.
Ne mâzîye meylim var, ne âtîye emelim,
Bir sükût-ı müebbette asılıdır hevesim.
Gönül ufkumda gamla yandı dertli bir hayal
Ki kâh serin bir esintidir, kâh ağır bir hal
Hüzünle çizdi yâd ellerde kalan izleri
Aşina gözlerde saklı eski yıldız izleri
Bir gülün soluşunu seyreder gibi
Yavaş yavaş eksildim senden
Bir bakışın yankısı kaldı duvarda
Sesin değil sessizliğin ezberimde
Zamanın gölgesinde kaldım
Bir iz düşmüş önüme bir nefes değer içime
Geceyi taşır diliyle…
Yürüdükçe çoğalıyor, ben sustukça çoğalıyor acı.
Yol kapanır yüzüme,
Dokunsam çeker elimi,
Ama içimde bir ateş var; sönmez yakar beni.
Kül oldu gözlerimde yolların bekleyişi…
Dönüşü yok bu ömrün, silinsin eski izi…
Bir yanım taş bu dünyada, bir yanım yaşlı…
Bükülmüş bir sızı kaldı, rüzgârın sesi…
Bir yol var önümde,
Ne başı belli, ne sonucu.
Gitsem eksileceğim,
Kalsam yarım kalırım.
Bir ses var içeride,
Dağların doruklarında yankılanır,
Bozkırın sesi, bozlaklarla dolu.
Yüreğimde yangın, duman dolu,
Bozkırın çılgın rüzgarı savurur beni.
Göçer kuşlar gibi dolaşırım,
Hakk’ı sevdim dersin amma hükmüne rızân gerek,
Lütfu cânân bildin ise kahrı da cânân gerek.
Nimeti Hakk’tan bilirsin, mihneti yâd eylersin,
Bir tecellî iki olmaz, sen neden fark eylersin?
O mavi düş ki yolcu telaşının hep içinde,
Ben ömrümün çatısını sıvardım balçık ile.
Bir âh u zar ki dolmuştu gönül şişemde yine,
Hakikat bu acıyı kendime öğretiyordum.
Yıkılmış ömrün bağı, virane bir harabe,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!