Bugun benım yirmiüç yaşım.
Ömrümün çeyregini geçeli,
Sekiz yıl olmuş.
Yirmi üç yaşım nede cabuk yaşlanmışım.
Gül kurusu gecelere inad,
Bir beyfendı kokusuyla bahşişe ikna ederek
Bu gece bir gölge düştü gönlüme,
Yıldızlar sustu, adın doldu dilime.
Bir yağmur iner gibi içimin teline,
Titrer her hece, kemanın sesinde.
Semânın bağrına çekmiş hilâlin nûrunu Hak,
Kızıl bir âyet olmuş dalgalanmış yüce bayrak.
Ne yalnız bezsin ey sancak, ne sırf rengin kızıldır,
Senin her telinde bir şehîdin son nefesi vardır.
sana yazıp duruyorum yine
ne vardı cekip gidecek
ne vardı beni boyle tek başıma bırakacak
soz verdimde durmadım mı sözümde
oysa derin sular sessiz akarmış
tıpkı
Hiç mi doğmadı gönlüme senden bir nur, ey gizli Cemâl,
Bir serçe olup konmadın mı kalbime, ey Sahib-i Hâl?
Perdeyi araladım sandım; meğer perde benmişim,
Rüzgâr diye bildiğim nefes, senden esermişim.
Bu gidiş aslına rücu muydu yâr?
Adın düştü de aklıma,
Yüreğim alışamadı yâr.
Toprak aldı seni, vermedi geri, yâr...
Yel esti, savurdu ömür harmanını,
Kayboluşun eşiğindesin artık bende
Tükendin sayılır
Düşündüğümün yarısı kadar anlatmıyorum seni
Değerini en aza indirdi yüreğim
Sen gittikten sonra bıraktığın yerlerde
Sormama gerek kalmadı
Ben seni aradım dağda, taşta,
Meğer sen saklıymışsın bir tek “başta.”
Gözüm dışa bakarken perde inmiş,
Kalbim içe dönünce sır görünmüş
Yak beni ey aşk ateşi, kül olayım nârına
Benliğimden arta kalmaz zerre kalsın varına
Bir “Enel Hak” çığlığıdır düşen gönül zârına
Kim dayanır Hak tecellî ettiği her dârına.
Dâr önünde titrer iken sustu aklın terazî
ocaklar kurdum sıcacık
kimbilebilir kac sırrı sakladım
kacını ele verdım.
o geçikmiş hesaplarda
bahar yalvarırım çek git işine
salma üzerime çiceklerini




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!