Tarifi mümkün olmayan, hisler deryasındayım, boğuluyorum.
Uykudan uyandığımda, sen! yine aklımdaydın. İçime bir kor düştü yandım, yandım, yandım. Ayrılığın ateşi çoktan sarmıştı her yanımı.Burnumun direği sızlıyordu. En güzel rüyalarımdan sensizliğe uyanıyordum.
Anlatamıyordum. Dilim sus pus olmuş, kelimeler düğüm, düğümdü. Sadece gözlerine bakabiliyordum. Öyle uzaktı ki bakışların, buz dağı gibi soğuktu sözcüklerin. Sustum. İki damla yaş sızdı içimdeki kor yığınına. Öyle gariptim ki, sanki bir yabancıyla konuşuyordum. Yoksa ben gerçekten seni hiç tanımıyor muydum?
Yaşadıklarımın ne olduğunu düşündüm. Sanal mıydı? Yalan mıydı? Peki acılarım neden bu kadar gerçekti. Gözlerindeki o ışığa ne oldu sevdiğim. İnce bir çizginin, kırılma noktasında mıydık. Aramıza mesafeler mi koyuyorduk farkında olmadan. Bitmek bilmeyen geceler boyu, Bana şiirler okur, türküler söylerdin ve ben hiç bıkmadan seni dinlerdim. Gülüşlerimiz, heyecanımız, sevişmelerimiz yalan mıydı? Şimdi aramızda kalın, aşılması zor duvarlar var. Bakışlarımız bile konuşamıyor eskisi gibi. Bu kadar çabuk mu tükettik bu sevgiyi. Bu kadar basit miydi yaşanılanlar. Bir anlamı yok muydu paylaştıklarımızın.
Artık ne sen o eski sensin, ne de ben o eski ben. Söyle, bize ne oldu? Belkide ortada biz diye bir şey yoktu, her şey gördüğüm bir rüyadan ibaretti. Eğer, gerçek sensizliğe uyanmaksa, ben hep uykuda kalmak istiyorum. Bu rüya bitmesin istiyorum. Çünkü gördüğüm en güzel rüya sensin, okuduğum en içli şiir, dinlediğim en hüzünlü şarkısın. Sen benim düşlerimde büyüttüğüm hayalim, içime çektiğim nefes gibisin. Yokluğuna katlanamıyorum.
Her geçen gün büyüyor hayata olan öfkem. İsyanlarım,sitemlerim boyumu aştı. Kadere dur! Diyemiyorum. Elimden kayıp gidiyor, bir,bir sevdiklerim. Ve ben çaresizce kaybettiklerimi izliyorum.
Kahrolası yitik zamanlar!
Yo lmu verdiniz ki
Nefesi nefesimde iken
Ayaklarımın altından çekildiniz
Harlı bir elin dokunuşunu esirgediniz
Gerçek nedir?
Aşkın;
Gönlümün dar sokaklarına barikat kurmuş
Çaresizlik pusuda
Ümitler vurulmuş, düşmüş yatıyor yolun başında
Sinsice yaklaşan bir namlunun
Soğukluğunu hissediyorum ensemde
Boğazıma takıldı sensizlik, yutkunamadım.
Hatırlamıyorum; kaç kez ateşledim silahımı
Alnının tam ortasından vurdum da ayrılıkları
Yinede duygularımı öldürmeyi başamaramadım.
Gitmek istiyorum buralardan
Özgürlüğüne kavuştu ömrüm!
Tutsak düşüncelerden azat ettim kendimi
Mutluluğa yelken açtığım gün.
Ruhumun geri dönüşü,
Acılardan muaf edilişimin miladı olacak.
Kal deseydim,gitmeyecek miydin? Gizli,gizli mi sevecektin? ...ondan...
(Ateştir yakar. Hasrettir çeker..Aşk'tır.. Müebbettir sevdam) Sev deseydim, gömebilecek miydin toprağa, bir avuç göz yaşı ile yazdığım ayrılığı..
Ateştir,
Yakar içeriden yüreğimi.
Öyle yanıyorki canım
Bağrımı ellerimle parçalayasım var
Nasıl bir ağrıdır bu Allahım
Nasıl bir sancı?
Böylesi bir günde, en azından
2.Bölüm.
Tam bir hafta geçmişti olayların üzerinden. Gülfidan yaşadığı şoku hala atlatamamıştı. O gecenin sabahında, uyandığında gözlerini açmaya korkuyordu. Akşam yaşadıklarının gerçek olup olmadığını düşündü. Ve usulca kirpiklerini araladı. Ürkek bir tavşan gibiydi. Hiç kımıldamadan etrafına bakındı. Birden içine bir kor düştü, gözleri doldu. Kendi yatağında değildi. Ağabeyinin yanındaki yatağa yatırmışlardı onu. O yatağa nasıl yatırıldığını hatırlamıyordu. Ama yaşadıklarını hatırlıyordu, hepsi gerçekti işte uyanmıştı kahrolası bir güne. Kafasının içi bomboştu, sersem gibiydi. Şimdi ne olacaktı? Bu evde nasıl yaşayabilecekti? ve babasının yüzüne nasıl bakacaktı? Gülfidan babasını eskisi gibi sevebilecek, ona baba diyebilecek miydi? Tüm bunları düşünürken kapı açıldı. Odaya giren annesiydi:
-Uyandın mı Gülfidan? Haydi kalk kızım kahvaltıya gel.. Gülfidan:
-Ben kahvaltı etmeyeceğim anne siz yapın kahvaltınızı. İyi değilim. Uyumak istiyorum..dedi. Arkasını döndü, yorganı başına çekti. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Ne yemek, ne içmek, ne de gülmek istiyordu. Kaldı ki yaşamak bile istemiyordu. Sadece düşünmek istiyordu. Öyle acıyordu ki içi, bu acının bir tarifi yoktu. Gülfidan ilk defa, göğsünde böylesine bir yanma hissediyordu. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Yatağın içinde bir cenin gibi kıvrılmış, yumruklarını sıkmıştı. Öğle ağlıyordu ki, sesini duymamaları için yastığını dişlemek zorunda kalmıştı. Bundan sonraki birkaç gün, buna benzer şekilde geçmişti.
Gülfidan babasıyla ilgili haberleri annesinden alıyordu. Geçen bu birkaç gün içinde babasıyla hiç karşılaşmamıştı. Odadan dışarıya çıkmak için babasının evden gitmesini bekliyordu. Bu arada okula da gidiyordu ve hiç kimse ile konuşmuyordu. Sanki herkese, her şeye küsmüştü. Gülfidan yemiyor, içmiyor, derslerine çalışamıyordu. Konsantrasyonu da bozulmuştu artık, Öğretmenlerinin sözlerini bile algılayamıyordu.
Bebektim oysa
Vakitsiz büyüdüm
Çocuk olamadım...
Serçe olamadım mesâla
Kırıkdı hep kanatlarım
Bir büyük boşluk ki içimde..
Sorma
Korkular bir dev gibi çullandı üzerime
Büyüdü gözbebeklerim
Yakıldı şarkıların elleri çaresizliğimde




-
Ahmet Genç
-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarDiline,kalemine sağlık
Gündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay
Daha güvenli, daha huzurlu, daha "insancıl" yarınlar dileği ile..
Anneler Gününüz kutlu olsun...