4. BÖLÜM — GÖNÜLDE BAŞLAYAN KARAR
İlk görüşmenin üzerinden birkaç gün geçmişti.
Emel, o gün Ali ile yaptıkları konuşmayı zaman zaman hatırlıyordu. Fakat bunu annesine belli etmemeye çalışıyordu. Ayşe ise kızının halinden her şeyi anlıyor, ama üzerine gitmiyordu.
Çünkü bir annenin bazen sormadan da anladığı şeyler vardı.
Emel artık Ali'nin adını duyduğunda ilk günkü gibi yabancılık hissetmiyordu.
Yine de içinde kesin bir karar yoktu.
Sadece merak vardı.
Ali nasıl bir insandı?
Sinirlendiğinde ne yapardı?
Ailesine karşı nasıldı?
Bir kadına, özellikle de eşine nasıl davranırdı?
Bunlar Emel için önemliydi.
Bir gün akşamüstü Ayşe ile birlikte mutfakta otururlarken Ayşe sessizce sordu:
“Ali'yle bir daha görüşmek ister misin?”
Emel elindeki çay bardağına baktı.
“Olabilir.”
Ayşe gülümsedi.
“Olabilir ne demek?”
“Bir daha konuşsak iyi olur.”
“Öyleyse babana söyleyelim.”
Emel başını kaldırdı.
“Sen söyleme anne.”
“Neden?”
“Ben söyleyeyim.”
Ayşe kızının yüzüne baktı.
Bu küçük cümle onun için önemliydi.
Çünkü Emel ilk kez kendi isteğini açıkça dile getiriyordu.
“Tamam,” dedi Ayşe.
O akşam Ömer eve geldiğinde Emel babasının yanına oturdu.
“Baba.”
Ömer kızına baktı.
“Ne oldu kızım?”
“Ali'yle bir daha görüşmek istiyorum.”
Ömer'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Peki.”
“Sen kızmadın mı?”
“Niye kızayım?”
“Bilmem.”
Ömer kızının omzuna dokundu.
“Sen kendi hayatın için karar vereceksin. Biz sadece yanında oluruz.”
Birkaç gün sonra ikinci görüşme için yeniden bir fırsat oluştu.
Bu kez ilk görüşmedeki kadar kalabalık değildi.
Aileler yine yakındaydı ama Emel ile Ali'nin birbirleriyle konuşabilecekleri daha rahat bir ortam vardı.
İlk görüşmede ikisi de birbirini tartmıştı.
Bu kez konuşmak daha kolaydı.
Ali içeri girdiğinde Emel başını kaldırıp baktı.
Bu defa gözlerini hemen kaçırmadı.
Ali de gülümsedi.
“İyi misin?”
“İyiyim. Sen?”
“Ben de iyiyim.”
İlk görüşmedeki gerginlik biraz olsun dağılmıştı.
Bir süre günlük şeylerden konuştular.
Ali işinden bahsetti.
Çalışmanın kendisi için önemli olduğunu söyledi.
Emel de evde annesine yardım ettiğini, el işlerini sevdiğini anlattı.
Ali dikkatle dinledi.
“Patik örmeyi biliyor musun?” diye sordu.
Emel şaşırdı.
“Biliyorum.”
“Annem çok sever.”
Emel gülümsedi.
“Ben de seviyorum.”
“Belki bir gün anneme de öğretirsin.”
Emel güldü.
“Daha ortada bir şey yok, sen hemen annene patik yaptırmaya başladın.”
Ali de güldü.
“Doğru söylüyorsun.”
Bu konuşma ikisinin de hoşuna gitti.
Çünkü ilk defa birbirlerine karşı biraz daha doğal davranmışlardı.
Sonra Emel ciddi bir konuya geçti.
“Ali, sana bir şey soracağım.”
“Tabii.”
“Sen evlilikten ne bekliyorsun?”
Ali bu kez hemen cevap vermedi.
Bir süre düşündü.
“Bilmiyorum,” dedi. “Belki de insan evlenmeden önce bunun cevabını tam olarak bilmiyor.”
Emel dikkatle dinliyordu.
“Ama şunu biliyorum,” diye devam etti Ali. “Eşimle birbirimize destek olalım isterim. Her şeyi birlikte konuşalım. Bir sorun olduğunda kaçmak yerine çözmeye çalışalım.”
Emel'in aklına bu söz takıldı.
“Bir sorun olduğunda çözmeye çalışmak önemli.”
“Evet.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Ali başını salladı.
“Senin için evlilik ne demek?”
Emel bir süre düşündü.
“Bir insanın sadece iyi gününde yanında olmak değil. Kötü gününde de yanında olmak.”
Ali ona baktı.
Emel devam etti.
“İnsan evlenince ailesinden ayrılıyor gibi oluyor ama aslında yeni bir aile kuruyor. O yüzden eşler birbirine yabancı gibi yaşamamalı.”
Ali sessizce dinledi.
Sonra:
“Bunu düşünmen hoşuma gitti,” dedi.
Emel hafifçe gülümsedi.
“Ben böyle düşünüyorum.”
Konuşma uzadıkça Emel'in içindeki korku azalmaya başladı.
Ali'nin de onu olduğu gibi dinlediğini fark ediyordu.
Ne sözünü kesiyor ne de kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışıyordu.
Ama Emel yine de temkinliydi.
Çünkü hoşlanmak başka, bir ömür aynı hayatı paylaşmaya karar vermek başkaydı.
O akşam Ali gittikten sonra Serap Hala yine Emel'in yanına geldi.
“Ee kızım?”
Emel gülümsedi.
“Ne ee'si?”
“Nasıl buldun?”
Emel bir süre düşündü.
“İyi biri gibi.”
Serap Hala hemen:
“Gönlün ısındı mı?”
Emel utandı.
“Biraz.”
Serap Hala'nın yüzü aydınlandı.
“Öyleyse gerisi gelir.”
Emel başını salladı.
“Bilmiyorum hala.”
“Bilmiyorum demek de bazen evet demeye yakındır.”
Emel gülerek:
“Sen de her şeyi evliliğe bağlıyorsun.”
Serap Hala güldü.
“Ben sadece gördüğümü söylüyorum.”
O gece Emel annesiyle uzun uzun konuştu.
“Anne, sence insan evleneceği kişiyi nasıl anlar?”
Ayşe kızının yanına oturdu.
“Anlamanın tek bir yolu yok.”
“Sen babamı nasıl seçtin?”
Ayşe bir süre sustu.
“Babanı seçtiğim gün, onunla hayatımın geri kalanında hiç sorun yaşamayacağımı düşünmedim.”
Emel şaşırdı.
“Düşünmedin mi?”
“Hayır.”
“Peki neden evlendin?”
“Çünkü onunla sorun çıktığında birbirimize sırtımızı dönmeyeceğimize inandım.”
Emel annesinin sözlerini düşündü.
Ayşe devam etti:
“Evlilik, iki insanın hiç kavga etmeyeceği bir hayat değil kızım. İki insanın kavga ettikten sonra yine aynı sofraya oturabilmesi.”
Bu cümle Emel'in aklında kaldı.
Ertesi gün Emel el işi yaparken bir yandan da düşünüyordu.
Ali'yi tanıdıkça ona karşı içinde bir yakınlık oluşuyordu.
Henüz büyük bir aşk değildi.
Henüz “onsuz yaşayamam” denilecek bir sevda hiç değildi.
Ama güven duygusu yavaş yavaş oluşuyordu.
Ve Emel için bu önemliydi.
Bir süre sonra iki aile yeniden bir araya geldi.
Ömer, Ali'nin ailesiyle konuştu.
“Bizim için en önemli şey çocukların birbirini istemesi.”
Ali'nin babası da:
“Biz de aynı şeyi düşünüyoruz,” dedi.
Ayşe Emel'e baktı.
Emel'in yüzünde sessiz bir ifade vardı.
Ömer kızına dönerek:
“Sen ne diyorsun?”
Emel herkesin içinde konuşmakta zorlandı.
Ama bu kez susmadı.
“Ben... Ali'yle evlenmeye karşı değilim.”
Ömer hemen:
“Karşı değilim başka, istiyorum başka.”
Emel başını eğdi.
Sonra birkaç saniye düşündü.
“İstiyorum baba.”
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Ayşe'nin gözleri doldu.
Serap Hala gülümsedi.
Ömer ise kızına baktı.
“Emin misin?”
Emel bu kez babasının gözlerinin içine baktı.
“Evet.”
Ömer başını salladı.
“Öyleyse hayırlısı olsun.”
Ali de o sırada Emel'e baktı.
Emel onun bakışını gördü.
İkisinin de yüzünde küçük, çekingen bir gülümseme vardı.
O gün büyük sözler söylenmedi.
Kimse “ömür boyu şöyle olacağız” diye yeminler etmedi.
Sadece iki genç insan, hayatlarını birleştirmek için birbirlerine güvenmeye karar vermişti.
Emel o gece odasına geçtiğinde yatağının kenarına oturdu.
Düşünceliydi.
Artık geri dönüşü olmayan bir karar verdiğini hissediyordu.
Bir yandan heyecanlanıyor, bir yandan ailesinden ayrılmanın nasıl bir şey olduğunu düşünüyordu.
Annesi olmayacaktı yanında her sabah.
Babası evin diğer odasında olmayacaktı.
Kardeşlerinin sesleri gelmeyecekti.
Bunları düşündükçe gözleri doldu.
Ama sonra Ali aklına geldi.
İlk görüşmelerini düşündü.
İkinci görüşmelerini düşündü.
Onun sakin konuşmasını, kendisini dinlemesini düşündü.
Ve içinden:
“Allah'ım, hakkımızda hayırlısını nasip et,” dedi.
Ertesi sabah Emel erkenden kalktı.
Her zamanki gibi annesine yardım etti.
Fakat artık evin içindeki her şey ona biraz farklı görünüyordu.
Mutfaktaki tabaklar...
Bahçedeki ağaç...
Kardeşlerinin sesleri...
Babası Ömer'in sabah konuşmaları...
Hepsi aynıydı.
Ama Emel artık biliyordu.
Bir gün bunların hepsinden ayrılacaktı.
O gün henüz gelmemişti.
Ama yaklaşmaya başlamıştı.
Ve Emel'in hayatında yeni bir dönem başlamıştı.
Henüz başına geleceklerden haberi yoktu.
Önünde güzel günler de vardı, zor günler de.
Fakat o günlerde Emel sadece bir genç kızdı.
Bir yuva kuracağına inanıyor, sevdiği insanla birlikte yaşlanacağını düşünüyor, çocuklarının olacağı günleri hayal ediyordu.
Hayatın ona neler hazırladığını bilmiyordu.
Bazen insan geleceğini kurarken, kaderinin başka bir yerde sessizce beklediğini bilemez.
Emel de bilmiyordu.
O sadece sevgiye, güvene ve kuracağı yuvaya inanıyordu.
Süleyman ÖzgüvenKayıt Tarihi : 25.09.2026 11:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!