"Her şehir eylülü kendi dilinde
konuşur; kimi yağmurla, kimi sarı bir
yaprakla, kimi de bir aşkla..."
Eylül hüznü çökünce yüreğin
odalarına
Bir rüzgâr eser içerde; ürperir
beden, tutulur nefes...
Farkına varıp da esir olduğunda o anı
hissetmeye,
Bırakırsın kendini yerden yere...
Artık ortasıdır bu; yorgun bir
mevsimin
Sessizce gelip geçen derin hırçınlığı.
Ayrılık değil ya her dökülen,
Hazandır sadece, dalları soyan...
Sokaklar şimdi Bursa’da tarihi taş ve
kestane kokusu,
Ankara’da yollara süzülen sarı bir
kavak yaprağı,
Trabzon’da denize düşen o bitmeyen
yağmur,
İstanbul’da ise aşka duran bir
akşamüstü...
Seviyorum eylülün geride bıraktığı o
kehribar yaprakları.
Ali İhsan Kaya 2
Kayıt Tarihi : 11.10.2026 12:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bursa'da kestanelerin tütmeye başladığı o tarihi sokakta buldu ilk izi; geçmişin kokusu sinmişti avuçlarına. Ankara'da, rüzgârın yollara savurduğu sarı bir kavak yaprağına tutundu, çocukluğunun o hüzünlü ve mağrur Ankara'sına selam verdi. Trabzon'da denize düşen bitmeyen yağmura bıraktı gözyaşlarını; Karadeniz aldıkça hafifledi ruhu. Ve nihayet İstanbul'da, aşka duran kızıl bir akşamüstü Boğaz'a karşı durdu. Elindeki kehribar yaprağına bakıp gülümsedi; anladı ki ayrılık değil, kendini bulmanın diğer adıydı eylül.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!