Sesinin duyulduğu yerde, susan martılara çığlıklar gönderiyorum.
İsmini mezar taşlarına kazıyamadım,
Beni hiç sevmedin, seni sırf bu yüzden seviyorum.
Denizin kayalıklara vuruşu ve can havliyle köpürüşü,
Uykusuzluklarımı paramparça bölüyor.
Denizler görüyorum, gitmelisin. Denizler, denizler diyorum
İşte, pencere küçük, sokak dar.
Dar sokakta sıralanmış bir yığın arabalar.
Yetmiyormuş gibi birde kar. Sandallarda var.
Ara ara hayalin yağıyor bu şehre
Sığmıyor sokağa, taşıyor evime, arabama, şehrime
Sokak dar.
Nokta noktalar!
Sayamadım sesinde
Doksanı aşkın oktavlar
Ne aşklar yaşadım
Misinadan, en ucuz
Ceplerimde
Bana 20’li yıllarımı geri verin.
İçimde biriken nefretlerimi bir sonbahara bağışlayıp,
Nefesimi kesen acılarımı alıp,
Bana o yıllarımı geri verin.
Ne kadar hasret varsa biriken, unutturun.
Bana ömrümün baharını yeniden sevdirin.
Söyleyecek onlarca sözüm var sanırdım.
nefret bile beslememeye başladığımda anladım,
susmak çoğu cümlemi alt edecek kadar güçlü bir silahmış söyleyeceklerimi söyledikten sonra!
bu bir oyunsa,
ki sen hep oynadın!
Asaletin ibresi, gururun sillesi
onurun müsvettesi bilmem ne...
arkadaş,hepsi hikaye...
Hadi gel de dön geri. Gel de anlat özlemlerini
Anlat vazgeçtiğin sevgileri
Bak aynaya, hadi yıkılmamışsın de, hala ayaktasın
Hadi var gücüm de sevmeye
Acımadığını kendine
Yüreğin varsa söylemeye Çık söyle, herkese söyle.
Kolaydı sana ufak bi hediye alıp göndermek
Yanında olamadıktan sonra kokumu nasıl yollarım bilemiyorum ki
Rüzgar estirir mi kokunu buralara
Sarılmak istesem dokunabilir miyim gözyaşlarına
Kahkahalarında bir parça tebessüm olabilir miyim
İçimde ki yangın her sensiz rüzgar da har alırken
Biraz daha zaman…
Sana mı, yokluğunun sancısının dinmesine bilmeden, biraz daha zaman…
Hiçbir acı sonsuza kadar sürmez. Ama hep aynı handikap içinde de devam etmez hayat. Özledim demek bile bir mühür olup insanın diliyle gırtlağı arasına vuruluverir bazen. Yutkunmanın ne zor olduğunu anlarsın böyle anlarda. Çarmıhındaki İsa gibi bir daha yaşamaya bile fırsatının olmayacağını bile bile kopamadığın düşlerle yumarsın gözlerini geceye. Geceler nankördür. Önce uykularını, sonra sesini çalarlar. Suskunluğunun boşluğunda sesinin yitikliği doğacak güneşi bekler, feryat figan göstermek için kendini. İlk ışık huzmesinde gözlerini, kulaklarını tıkar duymazsın bile kopan çığlıkları. Konuş sevgili…
Bana beni değil, bana bizi değil, bana seni anlat.
Sen ki yarattığım dünyanın hakimi… As, kes, yargıla beni. “Biz” olmayı beceremez hale geldik. “Ben diye başla cümlelerine. Sonra “sen de, tut omuzlarımdan silkele. Kendimi kaybedeli çok oldu. Sana geleyim. Kadıköy sahilindeki yılların yitik mektubunu arayan martılar gibi telaşlı, ürkek… Serzenişlerime aldırma. Paranoyalarım prangam. Yıllarca usanmadım sürüye sürüye bir kambur gibi taşımaktan. Biraz daha zaman…
Aşk ya yenileyecek kendini sil baştan, ya da son nefesinde bir göz kırpacak utanmadan. Aşk utanmaz sevgili… Çıplaklığın en suçlu halidir o. En büyük günahların temeli.
Klişeleşmiş onlarca cümle arasından, tek bir tanesine takılıp sürüklenebilseydim keşke. “Hayat güzel” o güzel, bu güzel, şu güzel… insanların güzel’e bakış açılarımı değişiyor ne?
Tek başına bir hayat kaça satın alınır bilen var mı mesela?
Ben o kadar yaşamak istemiyorum. 60 yaş mesela. Gerek yok. Her şeyin iyisiyle kötüsüyle tadına bakıp gitmek istiyorum. Doyma takıntım sadece sevgi için geçerli. Gerisi de boş…
Doyasıya sevdim ama doyasıya sevildiğimi hatırlamıyorum. Benden çok daha önemli işlerle uğraşması gerekenleri buldum hep. Sonra… Gittiler…
Kalırken gitmeyi ben bilirim. Kaç yürek uğurladım bu limandan, ben bilirim.
Ne kalmayı ne gitmeyi becerebilen bir yüreğe, bir kurşun gibi saplanıp kalmak nedir, insan nasıl yorulur belirsizliklerin çalkantılarında… Ben bilirim.
Dilara Hanım.. Sizin Şiirlerinizi çok beğeniyorum Seslendiriyorum YOZGATFM programcıyım..Size Ulaşmaya Çalışıyorum ama....