Dik Oyna Şiiri - Ali İhsan Kaya 2

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Ali İhsan Kaya 2
124

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Dik Oyna

"Yeri göğü oynatan ağaç değil, ardıcın
bağrına düşen sevdadır."

Uzaklardan bir sızı, ince bir ses derinden,
Kemençe dokundu mu, sarsar insanı
yerinden!
Yay vurur arşesine, dökülür telden neşe,
Gıv gıv da gıv gıv eder, dokunur her
gönüle...

Ardıcın göğsünde can, oymasında bin
emek,
Ustanın parmağından yüreğe düşer ateş.
Tepe, kulak ve kravat; dilleşir eşek, palikar...
Zil, sağır, bam bağırır; tel tüyü ayağa
kaldırır!

Neşesi fırtına gibi, hüzünü bir ince sitem,
Gaybana çalınca durur mu hiç devran, bu
alem?
Ozanlar atışır telde, sevdada ağıt yakar,
Kemençesiz Karadeniz söyle neye yarar?

Sert vur ayağını yere, dalga gibi şaha kalk!
Ver el ele, gir horona, tutuşsun bağır ile
halk!
Eğilme hiç bir kere, oyna usulca, dik oyna!
Gerisi boş laf uşağum, gerisi riv riv riv...

Ali İhsan Kaya 2
Kayıt Tarihi : 30.10.2026 21:49:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Sisli, hırçın bir sabahın ardından Maçka’nın dağlarında güneş yeni yeni kendini gösteriyordu. Köyün, yaşı yüzü aşkın emektar kahvesinde herkes sükûnetle çayını yudumlarken, kapı aralandı ve içeriye doğru, yaşlı ellerinde gıcırdayan bir çanta tutan Kemençeci İdris Usta girdi. Çantanın içinden çıkardığı, ardıç ağacından oyulma o üç telli sazı özenle dizine yerleştirdi. ​Herkes bilir ki İdris Usta’nın elinde kemençe susardı ama diliyle değil, teliyle konuşurdu. Ustası Yakup Usta’nın "Yeri göğü oynatan ağaç değil, ardıcın bağrına düşen sevdadır" sözünü kulağına küpe etmişti. Önce parmaklarıyla telleri yokladı; tepe, kulak, kravat derken eşeğe vurdu arşeyi. Zil, sağır ve bam sesleri kahvenin buğulu camlarına çarptı. ​“Gıv gıv da gıv gıv...” ​O ilk sesle birlikte kahvedeki herkesin omuzları dikleşti. Yaşlısı genci birbirine baktı. İdris Usta yayı tele sertçe vurdukça horonun o deli dalgası odanın içine doldu. Dışarıdaki dağ taş, kurdu kuşu sanki bu sese ses veriyordu. Bir an için atışan ozanların nefesi, ardından dağlara yakılan o derin ağıtların sızısı sardı ortamı. ​İdris Usta coştukça coştu, kollarını havaya kaldırıp gürledi: “Sert vur ayağını yere, dalga gibi şaha kalk! Eğilme hiç bir kere, oyna usulca, dik oyna!” ​O an kahvedekilerden biri dışarıdan boş laflarla laf yetiştirenlere ters ters bakıp mırıldandı: "Gerisi boş laf uşağum, gerisi riv riv riv..." ​Kemençenin coşkusu tepeye varınca, kimse duramadı yerinde. Kahvenin ortasında halka olundu, horonun tozu dumanı birbirine katıldı. Ardıç ağacının sevdası, bir kez daha dağların bağrından kopup kalplerin ta ortasına mühürlendi.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!