Denizden Denize Hasret

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Ali İhsan Kaya 2
145

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Denizden Denize Hasret

"Deniz sadece hür insanları bağrına
basar; o yüzdendir ki köleler onda
hep sürgündür."

Sürgünüm…
Masmavi bir kırbaç şaklar Akdeniz’de,
Bir kadırga omurgasında forsayım.
Kollarımdaki zincir, tarihin ağır yükü;
Çekerim kürekleri meçhule doğru,
Ne zaman durur bu dalga,
bilmemekteyim.
Suçum; eğmemek başı karanlığın
tahtına,
Oysa ben, ak bir doğruya boynumu
vermekteyim.

Firar eder ruhum birden,
Karadeniz’de reis olurum küçük bir
teknede!
Başkaldırır pupam hırçın çalkantılara;
Kâh Civra’nın sisindeyim, kâh Odesa
rıhtımında.
Tanırım bu siyah suyun yedi kat
yabancısını,
Yosunun kokusunu, fenerin
gözyaşını...
O gidip de dönmeyen beyaz
yelkenlilerin
Bilirim elbet kırık dümenini.

Köstence’de paslı telgraf tellerine
Yeni düşen bir ölüm ajansı gibi vurdu
hasret.
Varna’da bir akşamüstü,
Burgazlı bir kaptanın tütün kokan
avucunda,
Ve İstanbul'da...
Karaköy rıhtımının o eski, telaşlı
gölgesinde,
Boğaz’ın akıntısına kapılmış hür bir
martı çığlığında,
Ve Heybeliada’da,
Sarpta bir caminin gölgesinde,
Mavinin ve yeşilin tam kesiştiği yerde
Olta kurmuşum zamana.
Kimi vurmuş dalgaların bağrına,
Kimi vurulmuş bu sürgün sevdasına...

Doğudan batıya çekilen bir yırtık ağ
gibi ömrüm;
Bir balığın pulunda ararım hürriyeti.
Ama ne çare…
Hala o nemli karanlıkta,
Kendi denizinde boğulan bir kürek
mahkûmuyum...

Ali İhsan Kaya 2
Kayıt Tarihi : 6.11.2026 09:25:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Akdeniz'in kaynar suları küreklere vurdukça, Sencer’in sırtındaki demir pranganın yükü biraz daha ağırlaşırdı. Yanlışa boyun eğmediği, adaletsizliğin karşısında dimdik durduğu için onu bu karanlık kadırganın demir halkalarına mahkûm etmişlerdi. Fakat ruhunun zindanı yoktu; o, her dalgayla birlikte Karadeniz’in hırçın sularına kaçar, Civra’nın sisinde, Odesa rıhtımında özgür bir reis olurdu. ​Yıllar, Köstence’nin telgraf tellerine düşen acı haberler gibi ömründen eksildi. Varna’nın akşamüstlerinde tütün kokulu avuçlardan geçen, Heybeliada’nın sarp cami gölgelerinde ve Karaköy rıhtımının telaşlı kalabalığında soluklanan bir ömür... İstanbul Boğazı’nın akıntısına bıraktığı hür bir martı çığlığıyla adadan adalara uzandı. ​Doğudan batıya çekilen bir balık ağının içinde, asırlık bir sürgünün hikâyesiydi yazdığı. O, ne zaman bir balığın gümüşi puluna baksa, denizin en derin maviliğinde hürriyetin o kayıp anahtarını yeniden bulurdu.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!