Aşk-ı ateşe düştün mü?
Bedenin değil yüreğin harlanır
Yanar yüreğin anlatamazsın
Gözlerinin içine bakamazsın
Gözleri yüreğine aynadır
Yakar aşk-ı ateş ile
filizkıran fırtınası
henüz dalında çürüyen elmayı
dökmeden önce,
yani
henüz dağlarda karlar eriyip
kızılırmak’a kavuşmadan önce
bahar tazelik demek körpe kuzuların
taze çayırlarda koşuşturması demek
bahar pembe açan elma ağacının
dalları sarması demek
bahar yine yeniden
umutları yeşertmesi demek
Kızılay Örnek otobüsüne binelim yarim
şairin dediği ''göğe bakma durağında'' inelim
sen dökülen üzüm yaprağına bak,
ben sana bakayım yarim
belki sana da aklımda dolanan
sözcüklerden fısıldarım
bir kış akşamında
Ankara'nın yorgun, soluk sokaklarından
belki sana da geçmiş zaman güzelliğiyle
yüksel caddesi veya konur sokaktan seslenirim
ve kışın bir saati gün karanlığa dönerken
bir türkü duyulur ışıltılı şehrin üzerinde
ve ozan coşkulu yüreklere
sözünü öyle dertli anlatır ki!
bir damla göz yaşı dökülür yüreklere
bozkıra yazdım adını
neşet ertaş diliyle
sonbaharın sarıya boyadığı
otların rengiyle
yüreğime yazdım adını
aşık veysel diliyle
sen susarsın
dilsiz sanırlar
oysa bazen
yürek çarpıntısının sesi
sevdaya dairdir
dağların ardına düşen güneş
Adını haykırsam kaz dağlarından
sarımsaklının dalgalı denizine duyar mısın?
Adını yazsam Altınoluk'un
çakıllı sahiline okur musun?
Sarıkız tepesinde turnalarla
semaha dursam görür müsün tahtacı güzeli?
sisli bir yüksel caddesi akşamı bakıyorum;
yaprakları dökülmüş ağaca yaslanmışım,
kadın heykeli hâla insan hakları bildirgesini okurken
gözlerim dalıyor bugünden düne
selam olsun gezi parkı için direnenlere...
gaz fişekleri havada uçuşurken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!