GÜN BATIMINA DOĞRU ...
.
Havasını ciğerlerime doldurup., uzaklarımı saran manzarasını beynimin tuvaline yerleştirmeye niyetlendiğim bir denizi arkamda bıraktım …
Yorgunum… Sırtımı., yıkılmadan önceki bu son mevsiminde terk edilmiş bir köşkün erguvan renkli çiçekler açan bahçe duvarına yaslayıp., ayaklarımı uzatıyorum…
Ama daha oturduğum yeri ısıtamadan hava birden değişiyor… Ve serinliğin poyrazıyla birlikte., burnumun direklerini sızlatan en okkalısından-çok tanıdık nikotin kokusu., soluk-soluğa ciğerlerimi dolduruveriyor…
/kuralım soframızı deniz üstüne..,ayaklar suda., güneş tepede
ilk kadeh ikimizin olsun., ikincisi de öyle.,
dolunay altında., gece niyetine.../
havadan-sudan mevzular değil., konumuz kulaklardan ırak
yakamozları gözlemek bahanemiz., aslı cennetimizi yaşamak
O her zaman geçtiğiniz sokaktan yürüyün....
Ama saat çok erken olsun., mesela daha güneş bile doğmadan...
Açılmamış bakkal, manav, kasap kepenklerine, bağlandığı ipleri henüz çözülmemiş gazete kümelerine bakın....Başınızı hafifçe öne eğerek selam verin ve yürüyün...
Sonra kaldırım taşlarına takılsın gözleriniz, kimbilir hangisinin üstünde kaç kez kaldı ayak izleriniz, bakıp her birine...,gülümseyin....
HACIBEKİR'in AKİDE ŞEKERLERİ
.
Dükkanın bulvar cephesindeki geniş camı, güzel ve sıcak havalarda kaldırılır ve iki ucundan tavana tutturulurdu... Böylece mermer tezgah üstüne sıralanmış, içinde buz tanecikleri yüzen musluklu limon, vişne, turunç ve ayran sürahilerinden, metal bir çanak içine yerleştirilip üstüne bastırıldığında içinden fışkıran sıcak su ile yıkanan bardaklara doldurulan meşrubatların, dükkana girilmeden dışarıda ayaküstü içilmesi sağlanmış olurdu...Tezgahtar bardakları doldururken ya da yıkanmış olanları alıp sıralarken ıslanan mermeri omzundaki havlu ile sıkça kurular ve havluyu gene ve biraz da özensizce omzuna atardı.
Ya dükkanın içi…
Ya o yüksek vitrin tezgahları...
İlkokul çağındaki çocukların erişemeyeceği kadar yüksek vitrin tezgahları...
Eğer infazın hemen öncesinde bir silah patlamaz ve kuşlar ve balonlar firar etmezse eğer.., bütün idam mangaları çocukların hayallerini., umutlarını ve yarınlarını kurşuna dizmek içindir…
. . ,
ben kimsesiz bir çocuğun düşündeki uçan balonların üstüne
çöp insanlarla çizilmiş mutluluk resmi olmak istiyordum…
o balonların ipleri öyle sarılacaktı ki o çocuğun bileklerine
ben de yaşama bir ağaç gibi., kökümle sarılmak istiyordum...
Gündemimizi dolu-dolu dolduran siyaset sahnesi aktörlerinin karşılıklı atışmalarına., ülke ekonomisinin artık bataklık çiçeği bile açtırmaz hale gelen bozuluşuna ve gün sektirmeden yüreklere kan dolduran acı dolu haberlere baktıkça ...
. ,
Akıl tutulması., ülkemizde ne yazık ki güneş tutulmasıyla eş anlamlıdır ve hissettiğimiz karanlığın temel nedeni de budur...
Ama neyse ki 'hiç bir karanlık sonsuza kadar devam etmez' ana kuralı gereği bazen çok uzun sürüyor olsa da gelip geçicidir...
Buna inanıyor olmamızın astronomi ana bilim dalı dışında tarihsel., siyasal ve hepsinin ötesinde insan anatomisi açısından bakınca 'fiziksel' pek çok temel nedeni var...
Ne yazık ki ya da iyi ki 'ölümsüzlük şerbeti' henüz laboratuvar deneylerini tamamlayıp kahvaltı öncesi içilmesi için özel sunumlara hazır hale gelmedi...
GÜNLER ÖNCE
.
(Faili meçhul ellerin uzak dağların mağaraları içinden fitilini ateşleyip., evinin bahçesinde sek-sek oynayan küçük çocuğun yüreğine düşen kimliği belirsiz bomba haberinden., ülkenin dört yanında birden başlayan ve günlerce söndürülemeyerek ülkenin yeşilini kömür karasına çeviren orman yangını haberlerinden
günle önce)
. . .
Son dersten sonra paydos zili çalıp., sınıf tamamen boşalınca yerinden kalktı., kara tahtanın önündeki tebeşir parçalarını topladı., bir kağıt parçasına sarıp çantasının yerleştirdi… Bahçesine yeniden çizeceği sek-sek oyunu çizgileri gözünün önüne geldi., gülümsedi…
Gün batımlarında yeni doğan bir güneş gibi çıkıversen karşıma
yani şiddeti ölçülmez rüzgar misali., karışsan ağır nikotin karanlığıma…
Zaman kavramının en hassas yerine yıldırım gibi düşerek.,
kapımı dışardan çalıp da içerden açan yalnız sen olsan
ve göz-göze bakışlarım., sımsıkı sarılmalarım..,
hiç ayrılmadan kavuşmalarım olsan…
O her zaman geçtiğiniz sokaktan yürüyün....
Ama saat çok erken olsun., mesela daha güneş bile doğmadan...
Açılmamış bakkal, manav, kasap kepenklerine, bağlandığı ipleri henüz çözülmemiş gazete kümelerine bakın....Başınızı hafifçe öne eğerek selam verin ve yürüyün...
gözleri açılmamış sabahlara., ilk ışıkları düşmeden günün.,
hiç kimseye ait olmayan her yerine., el koyuyorduk yeryüzünün...
başıboş mevsimlerde açan., çıban ağaçlarını kökünden budayarak
yerlerine bol güneşli çiçekler ekiyorduk., her birini her yapraktan
türkü söyler gibi öpüp-koklayarak…
. ,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...