Bir ömür mü sesine hasret kaldım…
Neden sana ulaşamadım, neden böyle sevdim?
Çok sevmem mi sebep,
yoksa kalbim seni kendine
yuva mı bildi?
Günüm, ömrüm, ruhum…
İçimde sana açılan en yumuşak yerdesin, sevgilim.
Göğün o sonsuz maviliğinde esen ılık meltem gibi dokunuyorsun bana;
Üşütmüyor artık hiçbir rüzgâr,
Çünkü gamzeme bıraktığın o küçücük buse hâlâ içimi ısıtıyor.
Bahar geldi, sen geldin;
Mevsimler özlemini gülüşüne bıraktı.
İçimdeki bütün tutulumlar
Seninle çözüldü, bahara erdi.
Sen ki ciğerlerime nefes,
Ömrüme dokunan en ince bahar…
Kafamda rüzgardan esintili bir gölge,
Neresi oban, neresi yuva.
İnsan her yaşta yalnız mı hisseder?
Yaş almış olsa da, ruhu düzene girer mi?
Bir kuşun kanadındaki fırtına gibi,
Hüzün de var, huzur da; hepsi içinde bir iz bırakır.
Bir olduk.
Aynı sofrada,
aynı gülüşte,
aynı sessizlikte
birbirimize değdik.
Yıllar geçti.
Şehir başka, masalar başka.
Ama bir köşe hâlâ aynı —
Aklımın ağır bir kokusu gibi.
Gördük birbirimizi.
Mevsimsiz bir Ramazan’dı.
Sahur vaktiydi…
Bir surenin huzuru indi gönlüme.
Gönlüm, sevdasına kapıldığı sılasına
kavuşur mu diye sordum geceye.
Ellerimde göğün soğukluğu vardı;
Belki de huzur,
yaraların geçmesi değildir çocuk yüreklim…
Birinin o yaralara bakıp
seni eksik görmemesidir.
Benim de içimde
Seni sevdiğimi kimse duymayacak…
Çünkü ben seni en çok özlerken sustum.
Adını her içimden geçirdiğimde,
kalbimde büyüyen bir hasret sessizce yer etti.
Sen, uzaklaştıkça daha çok sevdiğim,
Uykular haramdı bana,
Bir yüzün tebessümüne gölge düştü.
Rüyada kaza görmüş gibi sarsıldım,
Uyumuyordum; uyusam yine
Aynı karabasan gelirdi.
Gözkapaklarım ağır bir kapıydı geceye,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!