Kalbine bir zamanlar sabah gibi doğuyordum.
Şimdi akşamın en erken saatiyim.
İçimdeki nergis bahçesi
susuz bırakılmış bir toprak gibi çatlıyor.
Sen fark etmiyorsun;
çünkü artık gölge vermediğim bir ağaçtım sana.
Yağmur geçiyor ruhumdan.
04.40’ta uyanan emek gibi
içimde hep birşey ayakta.
Çocukların gözlerinde uykunun buğusu,
benim gözlerimde uykusuzluğun dibi.
Ruhum bir sönmek bilmeyen duman,
Senin kalbinin taş duvarlarına çarpıp savrulan.
Seyyahım ben, labirentlerinde huzuru arayan,
Ama yollar ters teper kaderin gölgesinde.
Kalbim krize girse bile, ritim hep kayıp,
Yürüyorum adımımda sen varsın ,
Yolum senden geçiyor,
Milyarca insan içinde yolum sana çıkıyor ,
Sonsuz galakside sonsuz samanyolunda tek yıldızımsın,
Senin gökyüzündeki yıldızıma hasretliğim var,
Işığından gülümserim,
Rüzgâra karşı durmadım artık,
Geçip gitsin diye bekliyorum.
Kırılan dalların sesi yok,
Çünkü duyan kalmadı.
Toprak soğuk.
Orman suskun.
Ruhumda gülümseyen topraklara adımımsın.
Lefkara'ya gülümsedin ,
Ruhumun gezindiği her sokak başı özlem.
Bir kalp sükunetinde güneşini bulurmuş
Sahi gidip geldiğim her yerde özlem bırakıyorsun ,
Konu sen olunca susuyorum düşünüyorum ,
Elimde bir bavul,
içinde yarım kalmış birkaç umut…
Bir simit, bir çay,
bir de deniz;
nereye baksam alabildiğince mavi.
Çok çalışınca mı büyür insan,
Yoksa içindeki çocuk yorulunca mı “adam” olur?
Yolun yarısında otuz beşine yakınken ..
Aynaya bakıp kendini tanıyamayınca mı?
Bilemedim…
Hastanenin soğuk köşesinden yazıyorum sana, baba…
Dilimde kırık dökük sitemler,
Söylesem eksik, sussam ağır.
Ben bu değildim…
Hatırlıyor musun?
Avuçlarında büyüyen o narin çocuk,
Belki kırıldık,
belki sustuk,
belki de zaman bizi
birbirimizden biraz uzak tuttu…
Ama şimdi anlıyorum;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!