Eski bir işhanında
yıkık dökük
bekçi kulübesinde bekliyor gibiyim ilhamı
geceleyin
uyukladığım anda devriye geziyor
mısralar tepemde
Deyiş
Zulüm dökülmüş yüze aman aman
Yayılmış dört, dört göze aman
Gördüm ki çürümüşsün, perişan artık halın
Hacet var mı başka bir, bir söze aman...
...
oturuverdim masaya öylesine
bir sevdayla
kimsesiz bir felsefeci
beni çağırıyordu yanına
bilmiyorlardı aramızda ne var
Pencereden bakan o göz, kiminsin sen, kiminsin sen
Hangi vakitlerde ırak, hangisinde deminsin sen
Gel de göreyim cemalin, sileyim varsa vebalin
Gece uykuda avare, salın da gel şafağıma
gündüzüm-sen/günümsün sen...
ellerin kanamadan
zahmetsiz
sevemezsin sevgiliyi
kendiliğinden
biten bir şey yoktur
gül bahçesinde dikensiz
Söyle nasıl anlatayım seni kendime
bal dudaklarının esiriyim işte, yana yana
kuru ekmeğe sürsem seni, un utanır toz olur yeniden
gözlerinin sonsuz seyircisiyim
kirpiklerime sürsem seni, kaş utanır kalemliğinden
sevgili
Bütün küfürleri bir bavulun içine koyup
kimsenin uğramadığı
terkedilmiş
tarihi bir şehrin meydanına bıraktım
döktüm
sağa sola saçmadım asla
Kaç gün oldu
kaç saat
aralık bırakmışsın
kapıyı giderken
nasıl göreceğim seni
bundan sonra
…
gün yola düştü
bir konserve kutusuna sığacak kadar arzularla...
sabahın şafağını kim neylesin?
keder yazılıydı yine duvarda.
can tene düştü
erken vakitte
derin bir düşünceye dalmışım
sevdalanmışım meğer
bu imiş başıma gelen
gece sessizce süzülmüş üzerimden
farkında değilmişim meğer




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!