Söyle nasıl anlatayım seni kendime
bal dudaklarının esiriyim işte, yana yana
kuru ekmeğe sürsem seni, un utanır toz olur yeniden
gözlerinin sonsuz seyircisiyim
kirpiklerime sürsem seni, kaş utanır kalemliğinden
sevgili
Bütün küfürleri bir bavulun içine koyup
kimsenin uğramadığı
terkedilmiş
tarihi bir şehrin meydanına bıraktım
döktüm
sağa sola saçmadım asla
Kaç gün oldu
kaç saat
aralık bırakmışsın
kapıyı giderken
nasıl göreceğim seni
bundan sonra
erken vakitte
derin bir düşünceye dalmışım
sevdalanmışım meğer
bu imiş başıma gelen
gece sessizce süzülmüş üzerimden
farkında değilmişim meğer
Hiçliğe şiir yazmadığımı söyleyemem. Kendini hep sananlara da sözüm olmuştur tam vaktinde...Mesele sadece varlık yokluk, azlık çokluk olduğunda evvel aynaya bakarım, haddimi bilirim kendimce...
Övgülerim vardır, yergilerim de... Hayata dairdir olay örgülerim, soran olursa mısralarımı iki ters bir düz, olduğu kadar kanaviçe...
Hiçbir güce tapınmadım ömrümce...tutkularım oldu beyazın bulutuna, mavinin en göğüne, kızılına sabahın, yemyeşil bir ormanın kardeşliğine... yaslanıp sevgilinin göğsüne yaşadım rengi ahengi keyfince...
Bazı insanlar
Doğduğu yerden bahseder sürekli
Özleminden
Hele bir de toprağından
Bahçesinden bağından
Güzelliğinden
Bir gün sonra kutlamak lazım yeni doğanı
Diyelim ki ayın on yedisinde doğmuş olsun
Hem de elli yıl önce
Her yıldönümünde yeniden açsın gözlerini
Bir baksın dünyanın yeni haline
İzlemek lazım yeni doğanı her yıl
Güllü Çiçekli
Vur be çocuk
Vur kafanı dolabın kapağına
Hızlıca
İçini kaplamış buz gibi bir hava
Gece uzun
Çok uzaklarda iz bıraktığın yerler
Kapı önünde bekliyorum seni
Dolunay baş ucumda dönüyor sessizce
Gece sensiz
Sabah alışkın değil sensizliğe




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!