Bilmezsin Şiiri - Sezayi Tuğla

Sezayi Tuğla
879

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Bilmezsin

Ey nefis, sen, çok şeyleri istersin,
Hayırlı mı, hayırsız mı? Bilmezsin.
Rabbim hayırlı olanı göstersin,
Hayırlı mı, hayırsız mı? Bilmezsin.

İstersin ki, köşkün, sarayın olsun,
Bahçene her çeşit meyveler dolsun,
Sağlık olsun, hastalıklar kaybolsun,
Hayırlı mı, hayırsız mı? Bilmezsin.

Kanatlanıp, gökyüzünde uçarsın,
Engin denizlere yelken açarsın,
Her illetten bucak bucak kaçarsın,
Hayırlı mı hayırsız mı? Bilmezsin.

Kış gününde, canın çekerse kiraz,
Mantıklı olman gerekmez mi biraz?
Mevla böyle kurmuş, olmaz itiraz,
Hayırlı mı, hayırsız mı? Bilmezsin.

Kırıldığın dostuna kin peyleme,
Öfkeni yut, kimseye sır söyleme,
Kader neyse, hiç itiraz eyleme,
Hayırlı mı, hayırsız mı? Bilmezsin.

(ŞUBAT 2009)

Sezayi Tuğla
Kayıt Tarihi : 30.10.2012 17:03:00
Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


VERMEYİNCE MABUT… Gönül çok şey ister. Gönlün istekleri hiçbir zaman bitmez. Sonunun hayırlı olup olmadığını muhakeme etmeden hep ister. Hatta hayırlı olmasını dileyerek ısrarla ister. Bu talep, insanların hemen hemen tamamında mevcuttur. Peki, bu gerekli mi? Evet, birçoğumuza göre gerekli. “Ağlamayana meme vermezler” diye bir tabir vardır. İstemek, ama dozu kaçırmadan talep bildirmek her insanın (şayet, aranılan şartları taşıyorsa) doğal hakkıdır da. Bir kapı, üç kere ara verilerek tıklatılır. “Gir” sinyali alınınca usulünce içeri girilir. Artık amaca ulaşılmıştır. Gerisi, vazifenin şartlarının yerine getirilmesinde zamana, zemine ve ortamın durumuna kalmıştır. “Efendim, peki bunda (talebin kabul görmesinde) hiç mi art niyet ve art niyetlilik yok? ” diyeceksiniz belki de. Amiyane tabirle ayak oyunlarını ve art niyetleri kaydeden, yazan, ilahî kamera ve defterlerin mevcudiyetini görmemezlikten gelemeyiz herhalde. Nasıl olsa şaşmaz mizan ebedî âlemde kurulacak, hesaplar sorulacak. Araştırmaya, kaşımaya da gerek yok bence. Bir de talibin, talebinin kabul görmemesinin “nasip” işi olduğunu düşünmek de gerekir kanımca. Nasip olmamışsa, belki öylesi daha hayırlıdır. Burada, nasiple ilgili bir örnek vermek istiyorum; Sultan Mahmut zamanında yaz mevsimine denk gelen bir ramazan ayında, öğleden önce gürültülü işlerde çalışmak yasaklanmış. Fakat demircinin biri sahurdan sonra çalışmaya başlarmış. Şikâyet üzerine padişahın huzuruna çıkarılmış. Demirci; nüfusunun kalabalık oluşundan, bu şekilde çalışırsa ancak geçimini sağlayabileceğinden dem vurmuş. Padişah demirciyi gönderdikten sonra, bir ekmeğin içine biraz altın koydurarak, adamlarıyla demirci dükkânına göndermiş. Elinde iş olan demirci, ekmeğin masanın üzerine konulmasını istemiş. Ertesi gün yine çalışma, yine şikâyet. Hükümdar, bu sefer akşamüstü adamın evine gideceği yola aralıklarla altın liralar dizdirmiş. Ertesi gün yine şikâyet ve huzura çıkma… Hükümdar adama; “Sana ekmek içinde altın gönderdim, yetmedi mi? ” adam; “Efendim, bir dilenci gelmişti, ekmeği ona verdim.” Hünkâr; “bre yoluna dizdirdiğim altınlara ne diyeceksin peki? ” adam; “hünkârım, bir akşam evime dönerken düşündüm, -bu yoldan yıllardır gidiyorum. Gözümü yumarak gitsem acaba evime ulaşabilir miyim? - diye. Ve öylede yaptım.” Hükümdar bakmış olacağı yok. Götürmüş hazineye, vermiş adamın eline bir kürek. Altın yığınına bir seferde daldıracağı kürkteki liraların kendisinin olacağını söylemiş. Adam heyecanla küreği tersine daldırmış. Küreğin yumru yerinde sadece bir tane altın kalmış. Padişah; “Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut” demiş. Nasipten ileri gidilmez. Belki de demircinin zenginliği felaketine sebep olacaktı. Her şeyin hayırlısını dilemek lâzım.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!