*Gerçekle ilgisi yoktur.
Bugünden düne öylece,
Düşünsel geri.
1950,den beri.
Bir hoş olmuş bu şehir.
Işıkları sönümlü, üzgülü.
Sanırsın öylesine santimleşmişler.
Pek onat, düzgülü.
Şehir duvarları donuk.
Ah sevdam;
Yücelirsin yücelere,
sürüne sürüne.
Gizlersin sıfatını belli;
Bürüne bürüne.
Kuzu
Kınalı kuzu
Mini minnacık kuzu
Severken seni oyunda
Bize kına yaktında
Koyun oluşla biberi tuzu
*Bu anlatı yer yüzünün bilinen hiç bir ülkesinde geçmemiştir.Tamamen hayal ürünüdür.
Bir ölümlü geçmiş iş başında.
Oluşuk değerler yaratmış ömür yaşında.
Memleket tutuşur
Bir uçtan bir uca
Gözlerin ferinden
Genelin yaşam terinden
Mısralar görünür usulü usulca
Bilmeyiz ki.
Övünemeyiz ki;
Babamda babası gibi,
Dedem kavgada ölürken,
Ebemin karnında(!)
Süreç, ‘çapulculuğun gücünü’, ‘güvencenin garantisine’ çevirmişti. Bu çapulcu güç bir organize teşkilat olaraktan, üreten sistemin bünyesine alınmasını ortaya çıkartmıştı.
Araçlı üretim, toplumsal yapıya doğru yol olurken, savaş ve kavga gibi haramice olan çapul yaşamı da giderek sistemleşen, daha daha da, teknikleşen, bir uzmanlık alanı haline getirilmiştir. Artık, amacı sırf öldürme ve çapulculuk ve savunma olan savaş sanatı denen bir öldürme sanatı, insan eli ile biçimlenip meşruiyetlik kazanmıştı..
Bu gelişme nedeni iledir ki, gerek toplumlar arası eşitsiz gelişmelerin, yararlı olan gücünü ele geçirmek, gerekse de insanın üretim gücünü ve ürettiklerini ele geçirmek için savaş bir yol olacaktı. İnsanları tutsak etmek ve onlara üretim yaptırmak için; gerekse rekabetçi bir durumun sürüklemesiyle ve diğer öznel egoist çıkar çapulları için vs. savaş bir yol ve yöntem olacaktı.
Bu yazım; genelleşen bir bakışla yazıldı. Bir olgu olay olan İslam, kendisine özgü nesnel tarihi ve sosyal tarihi olan, bir güncel konjonktür sellik içindeydi. Bir inanç olma yanıyla da, hala sürmekte olan İslam’ın, geçmişteki yapısına; sırf inançsal gözle bakan algılara kıyasla, İslam tarihinin nesnel bir devlet oluşuyla girişen argümanları, da; belirtilerek, yazıldı. Olaya İslam’ın, kutsal oluşunun dışındaki bir bakışla, bakıldı. İslam’a; bir imparatorluk ve bir düşünce zenginliği olayı olaraktan, bakar olmanın; bir analizi niteliğindedir.
Sizler, çocukluğunuzu, hamlığınızı, şimdiki bu aşamaya gelişteki uğraklarınızı unutsanız da onlardan zorunlu bir yanları taşırsınız. Bu aşamaları üzerinizden atamazsınız. Atabilseydiniz eğer, yapınız temelsiz kalır ve çökerdi. Yapı bu geçmiş malzemeler ile yola çıkmıştır ve ileriye doğru da, bu malzeme ile göç edecektir. İşte tek Tanrılı olgunlaşmalar da, ne kadar yadsırlarsa yadsısınlar; kendisinden önceki içerme öncüleri zorunlu olarak taşırlar. Eğer siz monoteizm içinde, kendisinden önceki, ilişkin öncüllerini çekerseniz, geriye bir şey kalmaz. Sistem iflas eder.
Çünkü yeni inşalar; kendi zamanlarından önceki temellerle karşılaşacaktırlar. Gerek soyut, gerek somut olaraktan, bunlarla eytişime girişerek, bu günkü yapılarını, ortaya koyabilmişlerdir. Yeni inşalar; öncüllerinden, taşır olmadığı hiç bir rengi yoktur. Ve öncülünden devir almadığı, yine taşır olmadığı eski bir ton ve biçimleniş yoktur, zaten olamaz da. Yani monoteizmin, ilkel büyü ve sihirden, tutunda, totemci anlayışlardan beriye doğru, politeisttik anlayışların temel içermelerine değin, toplumsal olan girişimleriyle biçimlendikçe biçimlenmiştirler.
İlgisizce kundaklanan,
Seni bilirim seni;
Yangınlar çıkaran.
Ne yangınlar bilirim
Mazinin kucağında.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...