Ne vakittir bakamıyorum olduğun yerlere
Gelmeyişine de şükrettim, gidişine de.
Sanki sana b/akarsam bir daha düşerim diye korkuyorum ela yangını gözlerinin ateşine
Ya da evham yapıyorum belki.
"Onun kalbi artık başkasının, baksan da akmazsın, Haddini bilirsin sen!" Diye teselli ediyorum kendimi
Ama yine de yüzümü çeviremiyorum olduğun yere, ya hala ümidim varsa, ya öldürememişsem kalbimdeki kısrağı...
Günler, aylar ve yıllar su gibi geçiyor.
Sana ilk yolladığım mektubun üzerinden tam on bir yıl geçmiş, eski bir not defterimin arasında buldum göndermeden önce karalamış olduğum bir kaç cümlesini...
Yüzüme aptal bir gülümseme oturdu, sonra ateş bastı birden, yanaklarıma dokundum, yanıyordu.
Yüzümü defalarca yıkadım.
Yüzümü basan ateşin, kalbime düşmesinden korkar gibi...
Oysa sen beni hiç sevmedin benim seni sevdiğim gibi biliyorum.
Iyi bir insanı sever gibi sevdin, sana sevdalı bir kalbe saygı duyar gibi...
Belki sıkıldın çoğu zaman, belki sadece gönlünü hoş etti sevmelerim
Ama yine de git demedin.
Seni yazdığım ama sana yazamadığım her satıra dokundum
Hüzün çöktü gamzelerime, o çukurlara gömdüm çünkü sana dair tüm sanrıları ve ümitleri...
Hüznüm haddini aşıyor son günlerde
Karşımda olsa yapıştıracağım ağzının ortasına,
alacağım paçasını aşağı!
Ama gel gör ki hüzün de sevda gibi elle tutulamıyor, ağzının ortasına vurarak susturulamıyor.
Eskiden bir şehrim vardı
Şimdi yersiz yurtsuz bir göçebeyim hayatta
Sahi, benim dediğim gönül kentini kime verdin?
Ya da boşver buna cevap verme, kime verdiysen iyi etmişsin. Kalp senin, mülk senin...
Ellerim üşüyor, biliyorum senin gitmene alışmanın ve unutmaya başlamanın başlangıcı bu sancılar.
İmtihan olduğunu kabullendim ve azad ettim.
Sustum ve şükrettim.
Sevdiğinle saadet bulasın diye dua ettim.
Sanma ki kırgınım, öfkeliyim.
Vallahi, sen iyi ol diye her dem sevgilinin kapısında dilenmekteyim.
Niye bilmiyorum içimde bir yer acıyor
Kalbim dizlerinin üzerine çökmüş ağlıyor
Oysa ben kimsenin önünde diz çökmem bilirsin
Belki ilk defa artık kapıları gerçekten kapatmış olduğumuzun sancısını atmaya çalışıyordur içinden
Ya da göğsünde bir kere bile atamamış olmanın hüznünü...
Sana yazdığım diğer mektuplarda neler yazdığımı hatırlamaya çalıştım, bir kaç silik kelime geldi gözümün önüne.
Keşke birer kopyasını alsaydım yanıma hatıra diye düşündüm, kendi düşündüğüme güldüm sonra.
İnsan sevdiğinden gelenleri saklar, sevdiğine yazdıklarını değil ki.
Oysa yıllarca buruştu ellerimde, hiç gelmeyen mektupların.
Sen beni de yazmadın, bana da yazmadın...
Eylül'ün vardı senin
Şiirlerin ona akardı
Ben sana ve seni yazardım, sen ona ve onu...
Ben bir ara sadece sandım.
Ben sadece büyük birer sanrı ve sancıydım.
Senin kapından ayrılamayışım da aptal kalbimin aptal sanrısıydı
Ne gezsin abdallık ben de
Bitap düşmüş gönlüm, gönlünün gittiği yerde.
Bu gün bir kez daha anladım, beni aslında sadece...
Sadece emanet ettim seni en güzele.
Kendimi de affederim belki günün birinde,
Beni hiç istemeyen bir adamı yıllarca huzursuz ettim diye...
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 19:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!