Özlemiş olduklarımın ilk başına gelip yerleşiyorsun. Çocukluğumu özlemişken, misket yuvarladığım günler, çıtalı uçurduğum zamanlar, köşe kapmaca oynayıp sobelendiğim günlerdi. Birde köşe başlarından leblebi unu alıp kaçışlarım, dedemin oyuncak satan arabasından ilk cafcaflı telli arabayı alıp hava atışlarım… Büyüdük, büyütüldük hiç hesaba katmadığımız hayatın zorluklarının kucağına bırakılışımızla… Sonra birisi geldi başka birisi ve daha başka birisi derken çocukluk elden gitti. Büyüdük hiç istememiş olsak bile, yaşadık birçok şeyi, yaşamak istemediklerimiz oldu yaşamak istediklerimizde… En çok yaşamak istediklerimizin yarım kalmışlığına hayıflandık, yaşamalıydık yaşayamadık… Sonra rüzgârlar değişti mevsimler akıp gitti. Sen geldin, senlik geldi. Özlemlerin ilk başına kurulup kaldın, özlendin, özlendiğini gördün özledin. Bir bütünün içine huzuru serdin, huzur verdin. Adı konulmamış bizliğin içine, özünle, sözünle, senliğinle yer ettin. Seni sen olarak, seni sen bilerek işleyene kendini verdin. Başta dedim ya, özlemiş olduklarımın ilk başına gelip yerleştin. Hoş geldin, sefalar getirdin…
Tam olacağım derken öyle yarım kaldı düşlerim. Tüm kapıları kapalı şu sıralar senliğin, uzak diyarların ses getirmezliğine bileniyorum. Uzakların ses getirişlerini yakaladığımda sensizliğin ne demek olduğunu söyleniyorum… Sonrası yine sessizliğin getirdiği içine gömülüşler, birkaç satır yazı içine bizliğin ne olduğunu işliyorum…
Sessiz bir dokunuştur gözlerin
Yüreğime işlenmişliğiyle
Hangi güne yüzünü sürdün, bana dönmüyorsun. Gün seninle başlarken, sensiz sürüp gitmesi ne tuhaf. Akşamlarına adımı yazıyorum. Adım silinip gidiyor yalnızlığının gölgesine, ışık olmak isterken karanlıklarını giyinip şiir oluyorsun. Sen düşüyorsun gözlerimden içeriye, ellerime dokunmuşluğunun sıcaklığı sarıyor. Sarsıcı bir yalnızlık, yanıltıcı bir kimliksiz oluşum karşılıyor bizliği ve bizin içinde olmayışlarına içerliyorum. İçim bu kadar sen doluyken, dışında kalışlarına söyleniyorum...
Şehrin üzerine sessizce inen gece gibisin, hüzün bulutları eşliğinde. Şimdi köşeden yıldız gözlerin ışıldayacak, şavkı düşecektir denize mehtabın güzelliğine soyunacağız. Senden bahsedecek en güzel şiirler, sana söylenecek efkarlı aşk şarkıları. Özlendiğini bileceksin. Özleyeceksin diyemem ama özleneceksin. Sevildiğini hissettirecek bir kaç söz fısıldanacak, duyacaksın diyemem ama okuyacaksın. Okudukça anlayacaksın.
Sen bilemezsin bir gülüşüne eriyip gidildiğini, bilmemelisin. Bazı şeyler bilmeden yaşanırsa güzeldir. Ben seni severken öğrendim dokunmadan da sevilebilir olduğunu, uzaklarda oluşun yakınlarıma çekti senliği, senli olmak yaşanılası sende kalmanın doyulmazlığıyla...
Seni seninle yaşamaksa hayat sensizliğin dibindeyim. Sesim çıkmaz, sesim sensiz tarifsizim. Şizofrenik dürtüyle dokunuyorum sana, aklıma saplı bir oksun ama yanımda yoksun. Elinde fırçası olmayan ressam edasıyla çizmeye çalışıyorum seni. Aklımdasın tuvale düşmeyen s/aklımdansın. Öyle içimdeyken seni izlemek ve seni tuvallere resmedememenin sığlığına düşmek ne acı. Böyle sen doluyken, böyle boş kalmış olmanın hesabını kimlere sormalı. Seni nerelerde bulup, yüreğine bir şiir bırakmalı.
Senin düş yağmurlarına ıslanıyorum. Öyle ulaşılmaz oluşun çekiyordu yanına… Bir ses etsem sesim duyulacak, herkes duyacak korkusuyla yaşamak ne zordu. Sen uzak şehirlerin yalnızlığı, sesin sesime değsin diyorum. Özlediğim kokun sinsin benliğime, ellerin dokunsun diyorum günlerime… Seni böyle yaşamak, hem seninle hem sensiz her an gidecekmişsin gibi ne zordur bilemezsin. Bilmiş oldukların, benden sana ulaşanlardır. Buzdağı kimsesizliğimle senin düş yağmurlarına ıslanıyorum. Sensizliğin hesabını yapmadan, senliği içine katmadan… Seninle ve sensiz bir olup yaşayaraktan…
Herhangi bir gece oluyor içinde sen yoksan eğer akşamlarımın. Sıradan bir masa, bir kaç duble rakı, bir kaç zeytin, katık ettiğim sigara hepsi herhangi bir önemi olmayan diziliş... İçinde sen olan, içinde sen geçen, içimden senin geçtiğin akşamların tadını aratıyor yokluğun... Herhangi bir akşam işte, sesinin sesime karışmasını bekleyişle değişmeye yönünü dönebilecek oluşuna teslimiyetiyle...
Sana her gün yeni bir şiir yazmazsam eksileceğin düşüncesiyle sarılıyorum yüreğine, kalemimden dökülüp gidiyorum senliğin içine... Boşluğunun doldurulamaz oluşunu haykırıp sana sokuldukça, şiir gergefine seni dokuyorum.
İçimde bir ateş, ateşin içinde sen…
Tutsam yanacağım. Bıraksam boğulacağım…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!