Yoruldum ruhumun paradokslarından.
Unutuyorum, unutuluyorsun, akıp gidiyorum hayatın içine denize dökülen nehirler gibi.
Sonra bir şey oluyor, ani bir ürperti ruhumun kanyonlarında, kalbimde fütursuz bir çatpıntı ve boşalmaya başlıyor iliklerim.
Sesin yankılanıyor gönlümün göğünde.
Ne oluyorsa bilmediğim gönül gözümün gördüğü benim göremediğim, ruhumun duyduğu benim duyamadığım o sahnede, darmaduman oluyorum yine .
Aklımın ikna olduğu ve beni hayatın içinde bir hizaya soktuğu ne varsa yıkıyorlar kalbim ve ruhum bir olup.
Yanmak mı olmak mı bilmediğim bir merhale
Belki de ölmeden önce ölmek...
Kalbimdeki kuş ne vakittir her kanatlanıp karbugamdan sana doğru yol almaya kalksa kanadı kırılır, düşer eski yerine!
Gönlümün göğü yağmurlarını salar üzerime
Yağmur şiddetlendikçe yangında şiddetlenir.
Yaşlar yanaklarımı aşıp göğsüme akmaya başlayınca başlarım en sevgiliye yakarmaya "Rabbi işrah li sadri..."
Uçsuz bucaksız bir griliğin koynunda,
Sırtımda kırmızı pelerin, ayaklarımda ağır prangalar...
Sana çıkan her menzili, her kapıyı kilitlediyse bu eller,
Gönlümün eyvallahsızlığından değil, sevdama ördüğüm asalet zırhındandır.
Kelimelerin hırçın ok olup üzerime yağarken,
Bilmiyorsun arkamda uğuldayan o fırtınanın çiğliğini.
Kalbim kınından çıkardığı ne kadar söz varsa hepsini sakladı bu gün.
Duvarlara çarpa çarpa nasırlaştım diyorum ya,
Külliyen yalan. En çok da o kahrediyor beni.
Hâla evladını emziren bir anne kadar şefkat taşıyor göğüslerimden herkeslere.
Hâla kalkmıyor elim beni inciten ellere.
Bu sabaha içinde seni barındırmayan rüyalarla uyandım.
Tenime giysileri geçirirken, ruhuma da seni giyinmedim bu defa.
Ürperdim...
Çok yüksekten, sonu görünmeyen bir yere düşüyor gibi hissettim, nefesim kesildi bir an.
Koku sürünmediğimi sokakları adımlamaya başladığımda fark ettim.
O dik ve mağrur yürüyüşümden de eser kalmamıştı.
İnsanlar, zamanın içinde ölmüş fakat gömülmemiş vaziyetlerde yaşarken; ben beni her gömdüklerinde daha çok kök saldım sevdanın toprağına.
Ne yangınlarımı söndürebildi buz dağları,
Ne dağladıkları göğsümden bir damla sır akıttım avuçlarına!
Senden gayrı herkese kör; arz ile arş üzerindeki sırlara vakıf, kimi yerde âkil, kimi yerde yarı divane gezdim hep.
Sormadım sana dilimin ucuna gelen her ne ise.
Daralmasın diye göğsünün göğü.
Ne çok şeyi biriktiriyoruz içimizde
Ne çok şeye sabrediyor ne çok şeyi ıskalıyoruz
Iskalanıyoruz da tabii
Anlatmak isteyip de anlatamadıklarımız ve anlamak isteyip de anlamlandıramadığımız o kadar çok şey var ki...
Eskiden dökerdim içimi korkmadan
Ya ben cesurdum ya da bunca duvarlı değildi insanlar
Kendimi bildim bileli acziyetimi bildiğimi sanıyordum.
Bir kelimeyi tekrar etmek başka, onun manasını idrak etmek başkaymış.
Geçtiğimiz onca yılda o kadar çok şey öğrendim ki, bir an öğrendiklerimin dâhi kainatta ancak bir zerre olabileceğini unuttum belki.
Gönül zelil, imtihan Şedid, fakat Râb kerimdi.
Yıllarca kendimden ona, ondan sana, senden yine ona gittim.
Gel gör ki bir kendime gelemedim!
Dünya sürgünüm başladığından bu yana
Kim geldiyse ve kimi gördüysem anamdan da başlayarak bu güne değin
Hiç birinde böyle bir aidiyet hissetmedim.
Yanmadı kalbim bu denli ve ruhum bilmedi neden cesetten ayrı Hâlk edildiğini.
Her yerde eğreti duran bu ruh, seni rüyasında görse dâhi tutuşurdu.
Bu, bir kadının bir erkeğe yanışı değildi sadece
Günlerin sıkılgan b/akışı ile
Gecelerimin ateşlere dalışı arasında geçiyor zaman.
Yıllar çıldırmış bir nehir gibi hızla akıp geçiyor
Tutamıyorum zamanı
Tüm an'larımda ol istiyorum oysa!
Oysa tüm an'ları avuçlarımın arasına aldığım yüzünün ortasında dondurmak istiyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!