Yaram mı kanıyor
Yoksa kalbim mi anıyor senli günleri bilmiyorum.
Kusur gibi duruyor karşımda sana olan sevdam
Herkes bir yerlere yetişme telaşında, bense cesedimi terk eden ruhumu arıyorum köşe bucak.
Dönüp dolaşıp sana gelen ve senin aslında hiçbir zaman sevdalanamadığın ruhumu...
Ben seni mi, yoksa sende unuttuğum deli dolu ruhumu mu özlüyorum bilmiyorum.
İnce yağan bir yağmur altında yalnız yürürken uzun uzun konuştum seninle içimden .
Uzun uzun sessizliklerimi, sessizliğinin her notasının içimde bazen delice melodilere döndüğünü, bazen hüzün damıttığını, bazen göğsümün göğüne d/okunup avuç içlerimi öptüğünü anlattım.
Sonra o ince yağmur yerini şiddetli bir sağnağa bıraktı
Bir duvar dibinde saklandım, kalbimi sakladım boğulmasın diye!
Kepenklere vuran damlaların sesi ürküttü beni
Seni arayıp "korkuyorum" demek geldi içimden,
Yıllar akıp geçti.
Ne sen geldin ne de ben cesaret edebildim soğuk duvarlarına tekrar çarpmaya.
Aklım ile kalbimin birbirini döverek, mahvederek geçip bittiği yıllar değiştirdi beni.
O çocuksu cesaretim, yerini uzun suskunluklara, duruşu dik gönlü eğik b/akışlara bıraktı.
Bana ait olmayana uzanan ellerim paramparça edildi.
Neler gördüm, sen başka eşiklere vararak beni bırakıp gittiğinden beri.
Herkes biliyordu.
O kadar akıyordun ki ruhumun her zerresinden
Ben sadece seni biliyorken herkes beni, benden yağanı, bende inleyeni, beni öldüreni, beni dirilteni biliyordu.
Öyle ki artık bir kimse dâhi olmadığımı bir ben bilmiyordum...
Çocuklar büyüdü eteklerimde kalbim ve şiirlerim de büyürken...
Gönlümün uçsuz bucaksız göğünde küçüldü kibirler, oyunlar, g/izlenmeler.
Satır araları sığınağımdı bir vakit.
Kendimi bulduğum, hissettiklerimle onun kelimelerini yoğurduğum...
Neden sonra fark ettim; bilmek ve hissetmek aynı şeymiş.
Şairin dediği gibi "akıl yanılır, kalp yanılmaz" değilmiş. Yanılan düpedüz kalbin kendisiymiş.
Tüm sığınaklar üzerime yıkıldı
Hisler yanılgılar imiş seferler iptal edilmiş.
Ne kadar ümidim varsa yaşama dair öldürdüler bu bayram.
Köprü altlarında kimsesiz yaşayanların bile bir ümidi vardır özgür ve özgün bir yaşam adına...
Benim özgürlüklerim ise bir vitrinde bir sergiden ibaret.
Kalbimden başka hiç bir şey bana ait değil biliyor musun?
Bir tek ona el süremiyor, söz geçiremiyorlar!
Bana b/akanlar güzel bir suret ve janjanlı bir hayat görüyorlar.
Hayal hanemin en derininde rastladım sana dün gece.
Yorgun bir savaştan çıkmış gibiydin.
Bense özgürlük yolunun ilk adımlarını usul usul adımlamaya başlamış, sanki yeni yeni emeklemeye başlayan bir çocuk gibiydim.
Yorgun haline sarılmak istercesine açtım kapılarımı korkmadan, istekle ve cesurca...
Ama gel gör ki sen yine kapattın, aralık olan ve hiç bir zaman gerçek manada açılmayan kapını. O kapı sesi bir tokat gibi indi yüzüme.
Hiç bir sesi işitmez oldu kulaklarım.
Sana...
(Sana dedim çünkü; sevdiğim diye hitap etmek doğru olmaz artık.)
Bu gün izin günümdü. Kafa dinlemek için sahile indim. Denize karşı oturdum. Kulaklıklarımı takıp dalgaların huzuruna ve sevdiğim şarkıların tınısına bıraktım kendimi. Beni bana bıraksalar yolundaydı her şey aslında.
Sonra bizim buradaki yazarlar grubundan bir hoca çıkageldi.
"Sizi burada gördüğüme sevindim size bir şey danışmak istiyordum ne zamandır " demez mi. Kendime ayırdığım o huzur saatlerinin mahvolacağını daha o dakika anladım. Sandalyesini karşıma koydu oturdu. Bir öykü kitabı yazıyormuş. İçinden bazı bölümleri okuyup fikrimi sordu. Kırmamak adına sakince fikrimi paylaştım. Adam heyecanlı heyecanlı anlatırken o kadar onda ve orada değildim ki anlayacak diye kendimi ne kadar zorladığımı anlatamam. Kalemi akıcıydı hiç de sıkıcı değildi. Benim sıkıldığım şey karşımdakinin sen değil de bir başkası olmasıydı. Adamın niyeti sadece bir yazar arkadaşıyla kitabının heyecanını paylaşıp fikir alış verişinde bulunmaktı. Elimden geleni yaptıysam da tam anlamıyla o anlara tam adapte olamadım. Konuşuyor, dikkatimi çeken yerleri söylüyor, neler katabileceği ya da eksiltebileceği konusunda naçizane tavsiyelerde bulunuyordum ama ruhum ve kalbim can çekişiyordu sıkıntıdan.
Sosyal ve derdi sadece teatide bulunmak olan bir adamın kısa sohbetine bile zor tahammül ettim.
İki gecedir oturduğum yerde uyuyakalıyorum.
Evin işi de yarım kalıyor, uyumadan evvel çektiğim zikir de.
Öyle tuhaf ki bu gece yine öyle uyuyakaldım.
Sonra göğsümün yerinden çıkacakmış gibi heyecan yapıyor oluşuna uyandım. Yüzümde aptal bir gülümseme ama göğsüm nasıl sıkışıyor...
Dilimden adın dökülüverdi birden.
Uyku ile uyanıklık arasında garip bir haldeydim.
Haftalardır unuttum diye dolanıyorum hayatın atardamarları üzerinde
Birden bir şiirin satır arası seni aklıma düşürüp, kanatlandırıyor midemdeki kelebekleri.
Sonra duruluyorum, o kelebekler bir bir ölüyor ve ben o an anlıyorum özlediğimi.
En çok neyi özlediğimi düşünüyorum.
Sana bakarken, benden akıp sana bulaşan ruhumu mu, ela yangını gözlerindeki hüznü mü, sert ve soğuk cüssenin, anlık gelen tatlı bir kahkahayla çocuklaşmasını mı, sana b/aktıkça Allah'a daha çok aşık oluşumu mu?
Bilmiyorum...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!