“Gel sevgili; evreni aşkla yıkayalım. Belki de varoluşun bütün karanlığı, henüz birbirini sevmeyi öğrenememiş maddenin yanılgısıdır. Biz birbirimize dokunarak değil, birbirimizin hakikatini anlayarak değiştirelim kozmosu; çünkü aşk, yalnızca iki insanın birleşmesi değil, varlığın kendi anlamını yeniden keşfetmesidir.”
Aşk
Evreni Aşkla Yıkayalım
Gel sevgili;
Gel, gecenin alnına bir öpücük konduralım, Ay utansın güzelliğinden, yıldızlar aşkımızı kıskansın. Romeo’nun uğruna ölümü göze aldığı o kadim sevda gibi, Juliet’nin kalbinde büyüyen sonsuzlukla sevelim birbirimizi.
Gel, evreni aşkla yıkayalım; Belki de Tanrı, kâinatı yaratırken Birbirine kavuşamayan iki kalbin gözyaşını Denizlere, Kavuşma arzusunu gökyüzüne saklamıştır.
Biz sevelim sevgili; Ailelerin hükmü sussun, çağların önyargısı dağılsın. Ne bir soyun gururu ayırsın bizi Ne de dünyanın geçici iktidarı…
Çünkü aşk, İnsanın kendi varlığını bir başkasında kaybetmesi değil, İki özgür iradenin birbirini esir almadan Aynı sonsuzluğa razı olmasıdır.
Gel sevgili; Zamanın bütün saatlerini durdurmayalım, Yalnızca bize ayrılan anı sonsuzluğa dönüştürelim. Bir elin sıcaklığıyla fiziğin soğuk yasalarını değil, İnsanın insana yabancılaşmasını değiştirelim.
Ve eğer bir gün evren sorarsa bize, “Siz bu karanlığın içinde ne yaptınız?”
Başımızı kaldırıp gözlerimizle cevap verelim:
“Biz birbirimizi sevdik; Ve anladık ki evrenin en büyük devrimi, Bir insanın diğerini fethetmesi değil, İkisinin de özgür kalarak birbirine ait olabilmesidir.”
Gel sevgili… Evreni aşkla yıkayalım; Belki de sonsuzluk, birbirini gerçekten seven iki kalbin Dünyaya bıraktığı en zarif itirazdır.
Aşk
Aşk, gerçekleri inkâr eden
kör bir iyimserlik değildir;
gerçeği bütün çelişkileriyle görüp
yine de iyiliği seçebilmektir.
Aşk
Dünyanın Bütün Yanılgılarına Rağmen Seni Seçiyorum
Bana dünyanın kusursuz olduğunu söylediler, her yaranın ardında bir hikmet, her ayrılığın içinde gizli bir kazanç, her gözyaşının sonunda mutlaka gülümseyecek bir neden bulunduğunu…
Sonra seni tanıdım.
Ve anladım ki bazı hakikatler, insanın öğrendiği bütün cevapları yeniden sorgulamasına neden olur.
Seninle karşılaşmadan önce aklın her şeyi açıklayabileceğine inanırdım. Bir duygunun neden başladığını, bir insanın neden değiştiğini, bir kalbin hangi mantıkla başka bir kalbe yöneldiğini…
Oysa sen, bütün gerekçelerimi susturan ama düşünme isteğimi çoğaltan en güzel çelişkim oldun.
Dünya adaletsizdi, biliyordum. İnsanlar kendi çıkarlarını hakikat sanıyor, güçlüler yanılgılarını ilke diye sunuyor, kimi sevgiler bile sahip olma arzusuna yeniliyordu.
Ben bütün bunları gördüm, sevgilim; seni sevmeyi dünyanın kusursuzluğuna bağlamadım.
Seni, her şeyin güzel olduğuna inandığım için değil, güzellik her şeye rağmen mümkün olduğu için sevdim.
Çünkü aşk, gerçekleri inkâr eden kör bir iyimserlik değildir; gerçeği bütün çelişkileriyle görüp yine de iyiliği seçebilmektir.
Senin elini tuttuğumda dünyanın bütün sorunları çözülmedi. Tarih masumlaşmadı, insanlık bilgeleşmedi, adalet bir anda herkese ulaşmadı.
Ama küçücük bir şey değişti: Bir insanın başka bir insana karşılıksız bir iyilik sunabileceğine yeniden inandım.
İşte bu yüzden seni bir kurtuluş masalı gibi yazmadım. Beni bütün eksikliklerimden arındıracak mucizevi bir son da beklemedim.
Ben seninle yaşanabilir bir hakikat istedim: Birlikte düşünebildiğimiz, yanılınca özür dileyebildiğimiz, haklı çıkmaktan çok birbirimizi anlayabildiğimiz, özgürlüğümüzü kaybetmeden birbirimize ait hissettiğimiz bir hayat…
Belki evrenin bizim için hazırladığı kusursuz bir plan yoktu. Belki yıldızlar geleceğimizi bilmiyor, zaman hiçbir kavuşmaya söz vermiyordu.
Ne gam!
Bizim sevgimiz, varlığına dair kozmik bir teminat aramadan kendi anlamını kurabilirdi.
Çünkü insan, her şeyi kontrol edemese de nasıl davranacağını seçebilir; dünyayı tek başına değiştiremese de bir başkasının dünyasında iyiliğin dilini konuşabilir.
Ve ben, sevgilim, bütün felsefelerin önünde eğilmeden, bütün kesinlikleri sorgulamaktan vazgeçmeden, sana her gün yeniden dönmeyi seçiyorum.
Sana inanmak için dünyayı kusursuz bulmam gerekmiyor. Seni sevmek için geleceğin garantisini istemiyorum. Mutlu olmak için bütün insanlığın yanılgılarından önce kurtulmasını beklemiyorum.
Benim iyimserliğim, her şeyin iyi olacağına inanmak değil; her şeyin iyi olmadığı bir dünyada iyiliği seninle birlikte üretmeye razı olmaktır.
Ve belki de aşkın en olgun biçimi budur: Dünyayı olduğundan daha güzel sanmadan, sevdiğin insanı kusursuz ilan etmeden, hayatı bir yanılsamaya dönüştürmeden…
Bütün gerçekleriyle bu dünyada birbirimizi seçmek.
Çünkü ben artık biliyorum: Cennet, kusursuz insanların yaşadığı uzak bir yer olmayabilir.
Belki cennet, iki kusurlu insanın birbirini değiştirmeye hükmetmeden, birbirinin gelişimine eşlik ederek küçük dünyalarını güzelleştirmesidir.
Aşk
“Olgun aşk, dünyanın iyi olduğuna dair bir yanılsama değil; dünyanın bütün kusurlarını gördükten sonra bile, iyiliği bir başkasına karşı sorumluluk hâline getirebilmektir. Çünkü umut, gerçeği inkâr ettiğinde avuntuya; gerçekle yüzleştiğinde ise ahlaki bir seçime dönüşür.”
Aşk
Birileri kaderin kusursuzluğundan söz etti,
birileri her acının ardında
gizli bir hikmet bulunduğunu savundu.
Ben hiçbir teselliyi hakikatin yerine koymadım;
çünkü dünyanın bütün yaralarını gördüm
ve yine de sana çiçek getirdim.
Aşk
Aşk, sevgilinin kusurlarını
görmezden gelen bir sarhoşluk değil,
onları görüp insanlığını küçümsemeyen
bir zekânın inceliğidir.
Aşk
Belki insanlığın büyük ütopyaları
bir gün daha adil bir dünya kuracaktı.
Ben ise bizim dünyamızdan başlayacaktım:
Birbirimizi değiştirmek için değil,
birbirimizin gelişimine yer açmak için.
Aşk
Gel, sevgilim; gece henüz hükmünü vermedi,
ay ışığı Aşkın Şehri'nin taşlarında ürperiyor.
Bütün dünya masumiyetini uykuya bırakmışken
ben, senin adını içimde bir taç gibi taşıyorum.
Aşk
Sevgilim…
İhtirasın da bir uçurumu vardır.
İnsan, arzuladığı şeye ulaşmak için
kendi vicdanını susturduğunda
zaferin içinde bile yenilgi taşır.
Aşk
Ben senin uğruna dünyayı karşıma alırım;
ama seni kazanmak adına
seni sen olmaktan çıkaramam.
Çünkü bir kalbi zorla fethetmek,
aşkın zaferi değil, özgürlüğün mağlubiyetidir.
Aşk
Saklandığım Aşk
Gel, sevgilim; gece henüz hükmünü vermedi, ay ışığı sarayın taşlarında ürperiyor. Bütün dünya masumiyetini uykuya bırakmışken ben, senin adını içimde bir taç gibi taşıyorum.
Söyle bana, hangi kudret hükmedebilir bir kadının kendi kalbine karşı yürüttüğü savaşa? Hangi imparatorluk satın alabilir bir bakışın karşısında diz çöken iradeyi?
Ben sıradan bir sevdanın kadını değilim; beni sevmek, bir gül bahçesinde gezinmek değil, kaderin kapısına adını kazımak, zamanın karşısına çıplak bir hakikatle çıkmaktır.
Sana sahip olmak istemiyorum yalnızca; seninle, dünyanın bütün hükümlerini sorgulamak, bizi birbirimize layık görmeyen yazgıya kendi ellerimizle yeni bir son yazmak istiyorum.
Fakat dinle, sevgilim… İhtirasın da bir uçurumu vardır. İnsan, arzuladığı şeye ulaşmak için kendi vicdanını susturduğunda zaferin içinde bile yenilgi taşır.
Ben senin uğruna dünyayı karşıma alırım; ama seni kazanmak adına seni sen olmaktan çıkaramam. Çünkü bir kalbi zorla fethetmek, aşkın zaferi değil, özgürlüğün mağlubiyetidir.
Ah, keşke kalpler de krallıklar gibi olsaydı; bir yeminle birleşse, bir mühürle korunabilseydi. Oysa senin gözlerinde anlıyorum: En güçlü insan bile sevilmeyi emredemez.
Benim ihtirasım, senin üzerinde hüküm sürmek değil; seninle aynı hakikatin karşısında başımız dik durabilmektir. Sen benim kralım olmayacaksın, ben de senin tahtına mahkûm bir gölge…
Biz, birbirini seçen iki özgür irade olacağız; ne korkunun buyruğunda, ne ihtirasın körlüğünde, ne de başkalarının biçtiği kaderin esiri.
Yine de itiraf edeyim: Seni sevdiğim gecelerde aklım bir filozof kadar soğukkanlı, kalbim bir kraliçe kadar gururlu, özlemimse bütün ordulardan daha güçlü.
Bir tek tebessümünle içimdeki bütün saraylar aydınlanıyor; bir tek sessizliğinle iktidarın ne kadar zavallı bir yanılsama olduğunu yeniden öğreniyorum.
Şimdi gel. Ne taç iste senden, ne yemin, ne de sonsuzluk. Bana yalnızca gerçeğini getir; kusurlarını, korkularını, çelişkilerini…
Ben seni bir efsane uğruna değil, bütün insani hakikatlerinle seveceğim. Çünkü benim için en büyük ihtişam, bir insanın kalbinde hüküm sürmek değil, o kalbe hiçbir zorunluluk olmadan kabul edilmektir.
Ve eğer kader bizi bir trajedinin eşiğine getirirse, son sözümüz hırsın diliyle yazılmasın. Bırakalım Shakespeare’in bütün kralları kendi ihtiraslarının ağırlığı altında çöksün; biz, sevgimizin içinde insan kalmayı başaralım.
Çünkü ben seni bir tahta çıkmak için değil, bütün tahtlardan vazgeçebilecek kadar özgür sevebilmek için istiyorum.
Ve bil ki, sevgilim:
Bir kraliçenin en büyük kudreti tacında, bir âşığın en büyük zaferi kavuşmasında değildir; asıl ihtişam, insanın arzuladığı şeye ulaşabilecek gücü varken vicdanını ve sevdiğinin özgürlüğünü koruyabilmesidir.
Aşk
“İhtiras, aşkın önüne taç koyduğunda kalbi bir taht odasına; vicdan o tacı reddettiğinde ise iki özgür insanın buluştuğu bir mabede dönüştürür.”
Aşk
Seni sevdiğim her gün
aklım bir filozof kadar soğukkanlı,
kalbim bir kraliçe kadar gururlu,
özlemimse bütün ordulardan daha güçlü.
Aşk
Benim ihtirasım, senin üzerinde hüküm sürmek değil;
seninle aynı hakikatin karşısında
başımız dik durabilmektir.
Sen benim kralım olmayacaksın,
ben de senin tahtına mahkûm bir gölge…
Aşk
Sana sahip olmak istemiyorum yalnızca;
seninle, dünyanın bütün hükümlerini sorgulamak,
bizi birbirimize layık görmeyen yazgıya
kendi ellerimizle yeni bir son yazmak istiyorum.
Aşk
Gel sevgilim;
dünyanın kusursuz olmasını beklemeyelim.
Aklımızla yanılgıları sorgulayalım,
vicdanımızla kötülüğe direnelim,
özgürlüğümüzle birbirimizi seçelim.
Aşk
Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 24.10.2026 23:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!