Aşk Kasım 21 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7580

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Kasım 21

Bazı kitapların son sayfası vardır;
bazı aşklar ise
her gün yeniden yazılmayı bekler.
Sen benim saklı el yazım değil,
açıkça yaşamayı seçtiğim hakikatsin.
Aşk

Seni sevmek, yalnızca bir kalbin arzusu değil;
varoluşumu senin varlığınla yeniden düşünmek,
özgürlüğümü bir başkasının özgürlüğüyle uzlaştırmak
ve hayatın bütün belirsizliklerine rağmen
aynı hakikati, her gün yeniden seçme cesaretidir.
Ne son sayfası yazılsın bu hikâyenin
ne de anlamı geçmiş zamanın hükmüne bırakılsın.
Zira ben seni, bir gün bitecek bir anlatının kahramanı olarak değil,
her sabah yeniden düşünmeye değer
biricik varoluş imkânım olarak seviyorum.
Aşk

Ne son sayfası yazılsın bu hikâyenin
ne de anlamı geçmiş zamanın hükmüne bırakılsın.
Zira ben seni, bir gün bitecek bir anlatının kahramanı olarak değil,
her sabah yeniden düşünmeye değer
biricik varoluş imkânım olarak seviyorum.
Aşk

Her kitabın bir son sayfası vardır;
çünkü kelimeler, bir noktada anlatmayı bırakır.
Oysa bazı aşklar, zamanın doğrusal akışına
teslim olmayı reddeden bir düşünce gibidir;
her gün yeniden sorgulanır,
her gün yeniden anlam kazanır.
Aşk
Aşkın Ontolojisi: Yazılmayı Seçen Hakikat
Her kitabın bir son sayfası vardır; çünkü kelimeler, bir noktada anlatmayı bırakır. Oysa bazı aşklar, zamanın doğrusal akışına teslim olmayı reddeden bir düşünce gibidir; her gün yeniden sorgulanır, her gün yeniden anlam kazanır.

Sen benim varlığımın kuytusunda sakladığım yayımlanmamış bir el yazısı değilsin; sen, bütün ihtimallerimi aklın terazisinde tartıp özgür irademle seçtiğim hakikatsin.

Çünkü seni sevmek, yalnızca bir kalbin arzusu değil; varoluşumu senin varlığınla yeniden düşünmek, özgürlüğümü bir başkasının özgürlüğüyle uzlaştırmak ve hayatın bütün belirsizliklerine rağmen aynı hakikati, her gün yeniden seçme cesaretidir.

Ne son sayfası yazılsın bu hikâyenin ne de anlamı geçmiş zamanın hükmüne bırakılsın. Zira ben seni, bir gün bitecek bir anlatının kahramanı olarak değil, her sabah yeniden düşünmeye değer biricik varoluş imkânım olarak seviyorum.
Aşk

Gel sevgilim,
biz de zamana üç sayfa bırakalım:
İlkine karşılaşmamızı,
ikincisine birbirimizi anlamayı öğrenişimizi,
sonuncusuna ise bütün bilinmezliklere rağmen
birlikte kurmayı seçtiğimiz hayatı yazalım.
Belki yıllar sonra biri bulur bu sayfaları
ve sorar:
“Bu iki insanı birbirine bağlayan
gizli değişken neydi?”
Cevabı bir denklemde aramasın.
“Birbirlerini bütünüyle çözemediler;
ama birbirlerini anlamaktan hiç vazgeçmediler.”
Aşk

Sen benim çözülmüş denklemim değil,
bir ömür boyunca düşünmeye değer bulduğum
en güzel sorumsun.
Ve ben,
hayatın son sayfasına kadar
seni yalnızca anlamak değil,
seninle birlikte anlam üretmek istiyorum.
Aşk

Belki yıllar sonra biri
bizim hikâyemizi eski bir defterde bulacak
ve soracak:
“Bu iki insanı birbirine bağlayan
görünmez değişken neydi?”
Ona evrenin bütün sırlarını açıklamayacağım.
Yalnızca son sayfayı açıp
şu cümleyi göstereceğim:
“Birbirlerinin bütün sırlarını çözemediler;
ama bilinmeyen yanlarını sevmeyi,
değişen yanlarını anlamayı
ve ortak bir gelecek kurmayı öğrendiler.”
Aşk
Evrenin Henüz Yazılmamış Teorisi
Sevgilim,
Bir kütüphanenin unutulmuş raflarında üç sayfa beklemiş seksen yıl; zaman, bir düşüncenin üzerini örtmüş ama onu düşünce olmaktan çıkaramamış.

Ben de seni içimde öyle taşıdım: henüz kimsenin okuyamadığı bir hakikat, aklın açıklamak istediği, kalbinse yaşamakla yetindiği eşsiz bir varoluş meselesi gibi.

Schrödinger evrenin dilini sorgularken ben seninle kendi zihnimin sınırlarını keşfettim. Meğer insan, bütün doğrularını savunurken bile yanılabilir ve tek bir karşılaşmayla dünyayı yeniden düşünmeye başlayabilirmiş.

Seni sevmek, bir olasılığın gerçekleşmesinden ibaret değildi; geçmişimin nedenlerini, bugünümün seçimlerini ve yarınımın sorumluluğunu aynı düşüncede buluşturmaktı.

Belki karşılaşmamızın açıklanabilir nedenleri vardı; belki evren, bilmediğimiz yasalarla işliyordu. Fakat hiçbir açıklama, seninle kurduğum anlamın yerini tutamazdı.

Çünkü bir karşılaşmanın nasıl gerçekleştiğini bilmek, neden hayatımızın dönüm noktasına dönüştüğünü bütünüyle anlamak değildir.

Sen, düşüncelerime itiraz edebilen, kesinliklerimi sorgulatabilen, beni kendi zihnimin konforundan çıkaran nadir bir hakikatsin.

Sana duyduğum aşkı kör bir tesadüfe teslim etmiyorum; değişmez bir kaderin hükmüne de bırakmıyorum. Onu, özgür iradenin, karşılıklı saygının ve her gün yenilenen bir bağlılığın ortak eseri olarak görüyorum.

Gel sevgilim, geleceği bildiğimizi iddia etmeden yaşayalım. Birbirimizi tamamlanmış birer teori gibi değil, her gün yeni bir şey öğrenebileceğimiz iki ayrı evren gibi tanıyalım.

Bırakalım bilim, gerçekliğin sınırlarını araştırmaya devam etsin. Biz de birbirimizin iç dünyasına merakla, incelikle ve dürüstlükle yaklaşalım.

Belki yıllar sonra biri bizim hikâyemizi eski bir defterde bulacak ve soracak:

“Bu iki insanı birbirine bağlayan görünmez değişken neydi?”

Ona evrenin bütün sırlarını açıklamayacağım. Yalnızca son sayfayı açıp şu cümleyi göstereceğim:

“Birbirlerinin bütün sırlarını çözemediler; ama bilinmeyen yanlarını sevmeyi, değişen yanlarını anlamayı ve ortak bir gelecek kurmayı öğrendiler.”

Çünkü sevgilim, bazı düşünceler seksen yıl saklı kalabilir; bazı hakikatler yüzyıllar sonra anlaşılabilir.

Ama benim için aşkın en büyük keşfi, bir insanın bütün bilinmezliklerine rağmen başka bir insanla aynı geleceği özgürce kurmayı seçmesidir.

Sen benim çözülmüş denklemim değil, bir ömür boyunca düşünmeye değer bulduğum en güzel sorumsun.

Ve ben, hayatın son sayfasına kadar seni yalnızca anlamak değil, seninle birlikte anlam üretmek istiyorum.
Aşk

Ey sevgili, söyle bana:
Bir kalbin hükmü nerede başlar,
aklın mahkemesi nerede biter?
İnsan, kendi kaderinin faili midir,
yoksa henüz okuyamadığı bir yazgının
ezberlenmiş cümlesi mi?
Aşk
Sevmek mi?
Ey sevgili, söyle bana: Bir kalbin hükmü nerede başlar, aklın mahkemesi nerede biter? İnsan, kendi kaderinin faili midir, yoksa henüz okuyamadığı bir yazgının ezberlenmiş cümlesi mi?

Bir kütüphanede üç sayfa uyur; seksen yıl, hakikatin üstüne suskunluğunu örter. Ve bir gün zaman, kendi sırrına yenilir; unutulmuş bir düşünce konuşmaya başlar.

Ben de içimde öyle sakladım seni: Ne itiraf etmeye bütünüyle cesaretim vardı ne de inkâr etmeye aklım razıydı. Çünkü seni sevmek, yalnızca bir kadına duyulan arzu değil, kendi varlığımı sorguya çekmekti.

Sevmek mi, vazgeçmek mi? İşte kalbin önündeki asıl mesele.

Seni seversem, aklımın kurduğu bütün duvarlar yıkılacak mı? Vazgeçersem, kurtulmuş mu olacağım senden, yoksa kendi içimde mahkûm mu kalacağım?

Ah, insanın en acı trajedisi! Başkalarının yalanını sezebilen akıl, kendi kalbinin hakikatinden neden korkar? Dünyanın bütün iktidarlarına meydan okuyan irade, bir çift gözün önünde neden tereddüt eder?

Schrödinger, evrenin saklı yasalarını ararken ben senin sessizliğinde kendimi aradım. Belki gerçeklik, sandığımız kadar kesin değildi; belki kader, her şeyi önceden yazmış bir hükümdar değildi. Belki de insan, bilinmeyenin karşısında kendi kararının ağırlığını taşımak zorundaydı.

Sana gelmekle senden uzak durmak arasında bir ömrü iki ayrı ihtimale böldüm. Bir yanım, “Git, sevginin hakkını ver,” dedi; öteki yanım, “Dur, ya hakikat sandığın şey bir yanılsamaysa?”

İşte böyle, sevgili, akıl kendi delillerini sıralarken kalp, tek bir soruyla bütün mahkemeyi susturdu:

“Ya insan, en çok korktuğu hakikatten kaçarken kendi hayatının en büyük yalanını yaşıyorsa?”

Hayır, seni bir kaderin hükmü diye sevmeyeceğim; çünkü kaderin arkasına saklanmak kolaydır. Seni bir rastlantının eseri diye de küçültmeyeceğim; çünkü rastlantı, yaşanan anlamı hükümsüz kılmaz.

Ben seni, bütün kuşkularımı yanıma alarak seveceğim. Ne aklımı susturacağım ne kalbimi bir sanığın yerine koyacağım. Sana duyduğum sevgiyi, özgürlüğümün ve sorumluluğumun önünde açıkça savunacağım.

Çünkü aşk, insanın kendisini kaybetmesi değil, başka birini severken kendisine ihanet etmemesidir.

Ey sevgili, dünya bir saray entrikası kadar karanlık, insan ruhu bir sahne kadar aldatıcı olabilir. Yeminler bozulabilir, güç hakikatin üzerine oturabilir, en parlak sözler bile içi boş bir tahta dönüşebilir.

Fakat ben senden bir taç istemiyorum; beni kurtaracak bir mucize de…

Yalnızca gözlerimin içine bak ve bana, özgür iradenle söyle: Bu hikâyede iki insan mıyız, yoksa birbirinin korkularında kaybolmuş iki yalnız ihtimal mi?

Eğer beni seçeceksen, bunu korkudan değil, sevgiden yap. Eğer gideceksen, hakikati bir yalanla örtme. Çünkü bir insanın kalbini kıran yalnızca ayrılık değil, sevginin yerine konulmuş sahte bir hakikattir.

Ve günün birinde perde kapanırsa, son sözüm ne intikam ne de pişmanlık olacak.

Sana, bütün tereddütlerimin ardından ulaştığım şu hükmü bırakacağım:

“Olmak ya da olmamak, Hamlet’in sorusuydu; benim sorum, sevmek ya da korkuya boyun eğmekti. Ben seni sevmeyi seçtim; ama sevgimin hakikatini, senin özgürlüğünden daha üstün tutmadım.”

İşte aşkın asıl asaleti budur, sevgilim: Bir insanı kendine mahkûm etmek değil, özgürken yanında kalmasını isteyebilmek.

Ve eğer bir gün evrenin bütün sırları çözülürse, bütün ihtimaller hesaplanır, bütün bilinmeyenler adlandırılırsa…

Yine de bir soru kalacak insanın karşısında:

Bunca belirsizliğin içinde, birbirimizi incitmeden sevebilmekten daha büyük bir cesaret var mı?

Perde iner. Işık söner. Fakat hakikat, son sözü henüz söylememiştir.
Aşk

Ben içimde seni şöyle sakladım:
Ne itiraf etmeye bütünüyle cesaretim vardı
ne de inkâr etmeye aklım razıydı.
Çünkü seni sevmek,
yalnızca bir kadına duyulan arzu değil,
kendi varlığımı sorguya çekmekti.
Sevmek mi, vazgeçmek mi?
İşte kalbin önündeki asıl mesele.
Seni seversem,
aklımın kurduğu bütün duvarlar yıkılacak mı?
Vazgeçersem,
kurtulmuş mu olacağım senden,
yoksa kendi içimde mahkûm mu kalacağım?
Aşk

Bilim, evrenin saklı yasalarını ararken
ben senin sessizliğinde kendimi aradım.
Belki gerçeklik, sandığımız kadar kesin değildi;
belki kader, her şeyi önceden yazmış bir hükümdar değildi.
Belki de insan, bilinmeyenin karşısında
kendi kararının ağırlığını taşımak zorundaydı.
Aşk

Sana gelmekle senden uzak durmak arasında
bir ömrü iki ayrı ihtimale böldüm.
Bir yanım, “Git, sevginin hakkını ver,” dedi;
öteki yanım, “Dur, ya hakikat sandığın şey bir yanılsamaysa?”
Aşk

“Ya insan, en çok korktuğu hakikatten kaçarken
kendi hayatının en büyük yalanını yaşıyorsa?”
Aşk

Eğer beni seçeceksen,
bunu korkudan değil, sevgiden yap.
Eğer gideceksen,
hakikati bir yalanla örtme.
Çünkü bir insanın kalbini kıran yalnızca ayrılık değil,
sevginin yerine konulmuş sahte bir hakikattir.
Ve günün birinde perde kapanırsa,
son sözüm ne intikam ne de pişmanlık olacak.
Sana, bütün tereddütlerimin ardından
ulaştığım şu hükmü bırakacağım:
"Sevmek ya da korkuya boyun eğmek."
Ben seni sevmeyi seçtim;
ama sevgimin hakikatini,
senin özgürlüğünden daha üstün tutmadım.
Aşk

Bunca belirsizliğin içinde,
birbirimizi incitmeden sevebilmekten
daha büyük bir cesaret var mı?
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 24.10.2026 23:14:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!