SENDEN ÖNCE DE SENİ ARIYORDUM
Belki seni
bu hayatta ilk kez görmedim.
Belki bazı karşılaşmalar
takvimlere sığmaz.
Bir insanı gördüğümüzde
içimizde beliren o tuhaf yakınlık,
bir yüzün
neden yıllardır tanıdığımız
bir yüz gibi gelmesi,
belki hafızanın değil,
zamanın bize oynadığı
eski bir oyundur.
Seni gördüğümde
içimde bir kapı açıldı.
Arkasında
kimsenin bilmediği
bir şehir vardı.
Taşları eskimiş,
sokakları unutulmuş,
ama hâlâ
bir yerlerde
senin adını taşıyan
bir sessizlik...
Belki insan
sevdiği kişiyi bulduğunda
aslında yeni bir hikâyeye
başlamaz.
Belki çok daha eski
bir hikâyenin
eksik cümlesini tamamlar.
Eylül'dü.
Aşkın Şehri Ordu'da
yağmur yağıyordu.
Çınarın kökleri
toprağın altında
bizim göremediğimiz
bir hafızayı taşıyordu.
Deniz ise
kıyıya her vuruşunda
başka çağlardan
aynı suyu getiriyordu.
Ve ben düşündüm:
İnsan neden
aynı denize bakarak
binlerce yıl boyunca
aynı duyguları yaşayabiliyor?
Çünkü belki değişen
insan değil,
insanın kendisini anlatma
biçimidir.
Mağara duvarlarına
ellerimizi çizdik.
Taşlara semboller kazıdık.
Tapınaklar yaptık.
Destanlar yazdık.
Şehirler kurduk.
Sonra makineler yaptık.
Ama bütün bu ilerlemenin
altında aynı eski ihtiyaç kaldı:
Birinin bizi görmesi.
Birinin bizi hatırlaması.
Birinin
“Sen buradaydın.”
demesi.
Sen benim için
işte o cümle oldun.
Ama seni
bir anıt gibi
zamana karşı dikmedim.
Seni bir efsaneye
dönüştürmedim.
Çünkü aşk,
sevdiğini büyütüp
insan olmaktan çıkarmak değil;
onun bütün kırılganlığıyla
gerçek olduğunu kabul etmektir.
Senin korkuların vardı.
Benim suskunluklarım.
Senin geçmişin.
Benim yarım kalmış
cümlelerim.
İkimiz de
kendi tarihimizin
küçük enkazlarını
yanımızda taşıyorduk.
Ama birbirimizi
yeniden inşa etmek yerine
yan yana durduk.
Belki gerçek yakınlık
tam olarak budur:
Birinin yaralarını
kendi ellerinle
kapatmaya çalışmadan,
onların varlığına
saygı duyabilmek.
Çünkü insan
bir başkasının kurtarıcısı
olmak zorunda değildir.
Bazen yalnızca
tanığı olmak yeterlidir.
Ben senin hayatının
kahramanı olmak istemedim.
Tanığın olmak istedim.
Sen de benim.
Çünkü aşkın
en kadim biçimlerinden biri
belki budur:
“Yaşadığın şeyi
görüyorum.
Seni değiştirmeyeceğim.
Ama burada olduğumu
bileceksin.”
Sonra anladım:
Belki zaman
gerçekten çizgisel değildir.
Belki geçmiş
geride bıraktığımız
bir yer değil,
her seçimimizle
yeniden kurduğumuz
bir kıtadır.
Sen geldikten sonra
geçmişimdeki bazı şeylerin
anlamı değişti.
Bazı yalnızlıklarım
seni bekliyormuş gibi göründü.
Bazı yollar
sanki buraya çıkmak için
uzamıştı.
Ama buna kader
demek kolay olurdu.
Ben daha zor olanı
seçiyorum:
Bilmiyorum.
Belki tesadüftü.
Belki zamanın
hesaplayamadığımız
bir matematiğiydi.
Belki yalnızca
iki insanın
aynı anda
aynı yere bakmasıydı.
Fakat nedeni ne olursa olsun,
sen geldin.
Ve hayatımın
anlam haritası değişti.
Şimdi biliyorum:
Sonsuzluk,
milyonlarca yıl yaşamak değildir.
Bazen sonsuzluk,
sonlu olduğunu bildiğin bir anı
bütün varlığınla yaşamaktır.
Bu yüzden seni seviyorum.
Çünkü bana
ölümsüzlük vaat etmedin.
Daha gerçek bir şey verdin:
Geçici olanın
değerini anlama
yeteneğini.
Bir gün
çınarın yaprakları değişecek.
Deniz başka insanlara
başka hikâyeler anlatacak.
Aşkın Şehri Ordu'nun
sokaklarından
başka ayak sesleri geçecek.
Ve belki bizim hikâyemizi
kimse bilmeyecek.
Ama ben yine de
inanacağım:
Bazı aşklar
tarihe yazılmak için değil,
insanın kendi tarihini
değiştirmek için yaşanır.
Sen benim tarihimde
bir tarih olmadın.
Bir çağ oldun.
Ve ben,
senden sonra
aynı insan olarak
yaşamadım.
Aşk
Seni gördüğümde
içimde bir kapı açıldı.
Arkasında
kimsenin bilmediği
bir şehir vardı.
Taşları eskimiş,
sokakları unutulmuş,
ama hâlâ
bir yerlerde
senin adını taşıyan
bir sessizlik...
Belki insan
sevdiği kişiyi bulduğunda
aslında yeni bir hikâyeye
başlamaz.
Belki çok daha eski
bir hikâyenin
eksik cümlesini tamamlar.
Aşk
Eylül'dü.
Aşkın Şehri Ordu'da
yağmur yağıyordu.
Çınarın kökleri
toprağın altında
bizim göremediğimiz
bir hafızayı taşıyordu.
Deniz ise
kıyıya her vuruşunda
başka çağlardan
aynı suyu getiriyordu.
Ve ben düşündüm:
İnsan neden
aynı denize bakarak
binlerce yıl boyunca
aynı duyguları yaşayabiliyor?
Çünkü belki değişen
insan değil,
insanın kendisini anlatma
biçimidir.
Mağara duvarlarına
ellerimizi çizdik.
Taşlara semboller kazıdık.
Tapınaklar yaptık.
Destanlar yazdık.
Şehirler kurduk.
Sonra makineler yaptık.
Ama bütün bu ilerlemenin
altında aynı eski ihtiyaç kaldı:
Birinin bizi görmesi.
Birinin bizi hatırlaması.
Birinin
“Sen buradaydın.”
demesi.
Sen benim için
işte o cümle oldun.
Ama seni
bir anıt gibi
zamana karşı dikmedim.
Seni bir efsaneye
dönüştürmedim.
Çünkü aşk,
sevdiğini büyütüp
insan olmaktan çıkarmak değil;
onun bütün kırılganlığıyla
gerçek olduğunu kabul etmektir.
Aşk
SENDEN ÖNCE DE SENİ ARIYORDUM
Belki seni
bu hayatta ilk kez görmedim.
Belki bazı karşılaşmalar
takvimlere sığmaz.
Bir insanı gördüğümüzde
içimizde beliren o tuhaf yakınlık,
bir yüzün
neden yıllardır tanıdığımız
bir yüz gibi gelmesi,
belki hafızanın değil,
zamanın bize oynadığı
eski bir oyundur.
Seni gördüğümde
içimde bir kapı açıldı.
Arkasında
kimsenin bilmediği
bir şehir vardı.
Taşları eskimiş,
sokakları unutulmuş,
ama hâlâ
bir yerlerde
senin adını taşıyan
bir sessizlik...
Belki insan
sevdiği kişiyi bulduğunda
aslında yeni bir hikâyeye
başlamaz.
Belki çok daha eski
bir hikâyenin
eksik cümlesini tamamlar.
Eylül'dü.
Aşkın Şehri Ordu'da
yağmur yağıyordu.
Çınarın kökleri
toprağın altında
bizim göremediğimiz
bir hafızayı taşıyordu.
Deniz ise
kıyıya her vuruşunda
başka çağlardan
aynı suyu getiriyordu.
Ve ben düşündüm:
İnsan neden
aynı denize bakarak
binlerce yıl boyunca
aynı duyguları yaşayabiliyor?
Çünkü belki değişen
insan değil,
insanın kendisini anlatma
biçimidir.
Mağara duvarlarına
ellerimizi çizdik.
Taşlara semboller kazıdık.
Tapınaklar yaptık.
Destanlar yazdık.
Şehirler kurduk.
Sonra makineler yaptık.
Ama bütün bu ilerlemenin
altında aynı eski ihtiyaç kaldı:
Birinin bizi görmesi.
Birinin bizi hatırlaması.
Birinin
“Sen buradaydın.”
demesi.
Sen benim için
işte o cümle oldun.
Ama seni
bir anıt gibi
zamana karşı dikmedim.
Seni bir efsaneye
dönüştürmedim.
Çünkü aşk,
sevdiğini büyütüp
insan olmaktan çıkarmak değil;
onun bütün kırılganlığıyla
gerçek olduğunu kabul etmektir.
Senin korkuların vardı.
Benim suskunluklarım.
Senin geçmişin.
Benim yarım kalmış
cümlelerim.
İkimiz de
kendi tarihimizin
küçük enkazlarını
yanımızda taşıyorduk.
Ama birbirimizi
yeniden inşa etmek yerine
yan yana durduk.
Belki gerçek yakınlık
tam olarak budur:
Birinin yaralarını
kendi ellerinle
kapatmaya çalışmadan,
onların varlığına
saygı duyabilmek.
Çünkü insan
bir başkasının kurtarıcısı
olmak zorunda değildir.
Bazen yalnızca
tanığı olmak yeterlidir.
Ben senin hayatının
kahramanı olmak istemedim.
Tanığın olmak istedim.
Sen de benim.
Çünkü aşkın
en kadim biçimlerinden biri
belki budur:
“Yaşadığın şeyi
görüyorum.
Seni değiştirmeyeceğim.
Ama burada olduğumu
bileceksin.”
Sonra anladım:
Belki zaman
gerçekten çizgisel değildir.
Belki geçmiş
geride bıraktığımız
bir yer değil,
her seçimimizle
yeniden kurduğumuz
bir kıtadır.
Sen geldikten sonra
geçmişimdeki bazı şeylerin
anlamı değişti.
Bazı yalnızlıklarım
seni bekliyormuş gibi göründü.
Bazı yollar
sanki buraya çıkmak için
uzamıştı.
Ama buna kader
demek kolay olurdu.
Ben daha zor olanı
seçiyorum:
Bilmiyorum.
Belki tesadüftü.
Belki zamanın
hesaplayamadığımız
bir matematiğiydi.
Belki yalnızca
iki insanın
aynı anda
aynı yere bakmasıydı.
Fakat nedeni ne olursa olsun,
sen geldin.
Ve hayatımın
anlam haritası değişti.
Şimdi biliyorum:
Sonsuzluk,
milyonlarca yıl yaşamak değildir.
Bazen sonsuzluk,
sonlu olduğunu bildiğin bir anı
bütün varlığınla yaşamaktır.
Bu yüzden seni seviyorum.
Çünkü bana
ölümsüzlük vaat etmedin.
Daha gerçek bir şey verdin:
Geçici olanın
değerini anlama
yeteneğini.
Bir gün
çınarın yaprakları değişecek.
Deniz başka insanlara
başka hikâyeler anlatacak.
Aşkın Şehri Ordu'nun
sokaklarından
başka ayak sesleri geçecek.
Ve belki bizim hikâyemizi
kimse bilmeyecek.
Ama ben yine de
inanacağım:
Bazı aşklar
tarihe yazılmak için değil,
insanın kendi tarihini
değiştirmek için yaşanır.
Sen benim tarihimde
bir tarih olmadın.
Bir çağ oldun.
Ve ben,
senden sonra
aynı insan olarak
yaşamadım.
Aşk
Aşk
insanın hayatını
mükemmelleştirmiyor.
Sadece kusurlarını
taşınabilir hâle getiriyor.
Aşk
Kayıt Tarihi : 25.09.2026 11:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!