Aşk Eylül 12 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7523

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 12

İnsanın
kaçabileceği en büyük yer
kendi içidir.
Aşk

Eylül geldi.
Yağmur yağdı.
Çınarın yaprakları
sokağa dağıldı.
Deniz,
milyonlarca yıldır yaptığı gibi
kıyıya vurdu.
Doğa hiçbir şey bilmiyordu.
Ama biz ona anlam verdik.
İki insanın yaptığı
en tuhaf şey belki de buydu:
Evrenin sessizliğine
anlam yüklemek.
Sen benim için
işte böyle bir anlam oldun.
Bir biyolojik dürtünün
ötesinde,
bir alışkanlığın,
bir hormonun,
bir tesadüfün
ötesinde...
Kendimizi birbirimize
anlatabilmemizin adı oldun.
Aşk

İnsan
gerçekten sevdiği birini
tam anlamıyla unutmaz.
Onu yalnızca
başka şeylerin içine
dağıtır.
Ve sonra hayatı boyunca
fark etmeden
onu yeniden toplar.
Aşk
SENİ HATIRLAYAN ZAMAN
Bir gün
zamanın seni benden alacağından
korkuyordum.
Sonra zamanın
sandığım kadar güçlü olmadığını öğrendim.
Çünkü bazı insanlar
hayatımızdan gider,
ama hayatımızdan
çıkamaz.
Sen de öyle kaldın.
Bir sokağın köşesinde,
yağmurdan sonra parlayan
bir kaldırımda,
Eylül'ün sarıya çevirdiği
bir yaprağın sessizliğinde,
Aşkın Şehri Ordu'da
denize bakan
o uzun akşamların birinde...
Sanki şehir
seni benden daha iyi hatırlıyordu.
Çınar bile
adını biliyormuş gibi
dallarını ağır ağır sallıyordu.
Ben ise
seni unutmaya çalışırken
aslında kendimin
hangi parçasını unutacağımı
hesaplayamıyordum.
Çünkü sen
bir insanın hayatına
gelen biri değildin yalnızca.
Sen,
hayatımın
“öncesi” ile “sonrası”
arasına konmuş
ince bir çizgiydin.
Ve ben o çizgiyi
geçtikten sonra
aynı insan olmadım.
Bazen düşünüyorum:
Belki aşk
birini bulmak değildir.
Belki aşk,
bir insanın
içimizde hiç bilmediğimiz
bir kapıyı açmasıdır.
Sen o kapıyı açtın.
İçeride
çocukluğum vardı.
Söyleyemediğim cümleler.
Yarım bıraktığım düşler.
Ve kimseye göstermediğim
o küçük, ürkek yanım.
Sen ona dokunmadın.
Sadece yanında durdun.
Belki de
sevmenin en büyük biçimi budur:
Birinin yarasına
sahip çıkmadan
onu incitmemek.
Şimdi yağmur yağıyor.
Eylül yine
sokakların üzerine
ince bir hüzün bırakıyor.
Deniz
kendi karanlığını
kıyıya taşıyor.
Ve ben
seni düşünüyorum.
Ama artık
özlemek acıtmıyor.
Çünkü anladım:
Bazı sevgiler
kavuşmakla tamamlanmaz.
Bazıları
insanın içinde
iyi bir iz bırakarak
tamamlanır.
Sen bende
böyle kaldın.
Bir yara gibi değil,
bir cümle gibi.
Sonu konmamış,
ama anlamı
hiç kaybolmamış
bir cümle.
Ve eğer bir gün
bütün hatıralar silinirse,
şehirler değişirse,
çınarlar büyür,
deniz başka bir kıyıya
aynı dalgayı bırakırsa,
ben yine seni
bir yerden hatırlayacağım.
Belki bir yağmurdan.
Belki bir şarkıdan.
Belki hiç tanımadığım
birinin gülüşünden.
Çünkü insan
gerçekten sevdiği birini
tam anlamıyla unutmaz.
Onu yalnızca
başka şeylerin içine
dağıtır.
Ve sonra hayat boyunca
fark etmeden
onu yeniden toplar.
Ben seni böyle seviyorum:
Kaybetmekten korkmadan,
unutmaktan utanmadan,
sahip olmadan,
ama her hatırlayışımda
biraz daha çoğalarak.
Çünkü bazı insanlar
hayatımıza girer.
Bazıları
hayatımızı değiştirir.
Sen ise
hayatımın nasıl hatırlanacağını
değiştirdin.
Aşk

Sen yanımdayken
zamanın başka türlü aktığını
ilk kez fark ettim.
Dakikalar
birbirini kovalamıyordu.
Birbirine dönüşüyordu.
Sabah
akşama,
özlem
kavuşmaya,
sessizlik
anlama,
iki ayrı insan
tek bir hikâyeye.
Aşk
AŞKIN GİZLİ ÖĞRETİSİ
Sana rastladığım gün
dünyanın bana öğrettiği
bütün doğruları bir kenara bıraktım.
Çünkü bazı insanlar
hayatımıza gelmez;
hayatın anlamını
yeniden tarif eder.
Seninle öğrendim:
İnsanın kalbi
yalnızca kan taşıyan
bir organ değildir.
Bazen geçmişi taşır,
bazen ihtimali,
bazen de henüz yaşanmamış
bir geleceği.
Sen yanımdayken
zamanın başka türlü aktığını
ilk kez fark ettim.
Dakikalar
birbirini kovalamıyordu.
Birbirine dönüşüyordu.
Sabah
akşama,
özlem
kavuşmaya,
sessizlik
anlama,
iki ayrı insan
tek bir hikâyeye.
Belki aşkın kadim bilgeliği
şudur:
İnsan, sevdiği kişiyi
kendisine benzetmeye çalıştığında
onu kaybetmeye başlar.
Çünkü sevgi
sahip olmak değil,
bir başkasının
kendisi olarak kalmasına
yer açmaktır.
Senin yanında
kendimi değiştirmek istemedim.
Sadece
kendime yabancı olduğum
yerlerden geri dönmek istedim.
İçimde yıllardır
kapalı duran odalara
seninle birlikte ışık girdi.
Orada korkularım vardı.
Eski cümlelerim.
Unuttuğum hayaller.
Ve kimseye göstermediğim
o kırılgan tarafım.
Sen hiçbirini
düzeltmeye çalışmadın.
Sadece baktın.
Bazen bir insanın
başka bir insana verebileceği
en büyük iyilik budur:
Onu değiştirmeden görmek.
Eylül geldi.
Yağmur
Aşkın Şehri Ordu'nun
sokaklarını sessizce yıkadı.
Çınarın altında
denize baktım.
Ve düşündüm:
Belki insanın gerçek evi
bir şehir değildir.
Bir ev,
bir ülke,
bir beden bile değildir.
Belki insanın gerçek evi,
kendisi olmaktan
korkmadığı bir kalptir.
Ben o evi
senin yanında buldum.
Ama seni
kendime ait bir ev yapmadım.
Çünkü aşkın en eski yanılgısı
sevdiğini sahiplenmektir.
Oysa gerçek sevgi
kapıyı kapatmaz.
Pencereyi açık bırakır.
Gitmek istersen
rüzgâr kadar özgürsündür.
Kalmak istersen
yanımda bir yerin vardır.
Ve işte bu yüzden
seni seviyorum:
Çünkü sen
hayatıma bir cevap olarak değil,
daha güzel sorular
sorabilme cesareti olarak geldin.
Şimdi biliyorum:
Aşk,
iki insanın
birbirinde kaybolması değil;
iki insanın
birbirinin özgürlüğünü
koruyarak
aynı yöne bakabilmesidir.
Ve eğer bir gün
bütün kelimeler unutulursa,
geriye yalnızca
yağmurun sesi,
denizin hareketi
ve çınarın altında
yan yana duran
iki insan kalırsa,
ben yine bileceğim:
Bazı bilgiler
kitaplarda yazmaz.
Bazı hakikatler
öğretilmez.
Bazı aşklar ise
insana kendisini
yeniden öğretir.
Aşk

Eylül geldi.
Yağmur
Aşkın Şehri Ordu'nun
sokaklarını sessizce yıkadı.
Çınarın altında
denize baktım.
Ve düşündüm:
Belki insanın gerçek evi
bir şehir değildir.
Bir ev,
bir ülke,
bir beden bile değildir.
Belki insanın gerçek evi,
kendisi olmaktan
korkmadığı bir kalptir.
Ben o evi
senin yanında buldum.
Aşk

Eğer bir gün
bütün kelimeler unutulursa,
geriye yalnızca
yağmurun sesi,
denizin hareketi
ve çınarın altında
yan yana duran
iki insan kalırsa,
ben yine bileceğim:
Bazı bilgiler
kitaplarda yazmaz.
Bazı hakikatler
öğretilmez.
Bazı aşklar ise
insana kendisini
yeniden öğretir.
Aşk

Belki insan olmak budur:
"Bir gün bütün soruların
cevabını bulabilecek kadar
zeki olmak,
ama sevdiğin bir insanın
neden kalbini değiştirdiğini
hiçbir zaman
tam olarak çözememek."
Aşk

Sen benim
çözülemeyen problemim değilsin.
Sen,
çözmeye çalışırken
kendimi yeniden keşfettiğim
tek gerçeğimsin.
Aşk
BİLİNÇTE AÇILAN KAPI
Seni sevmeden önce
insanın kendisini
bir bütün sandığını bilmiyordum.
Sonra sen geldin.
Ve zihnimin içinde
haritası olmayan
bir bölge açıldı.
Oraya
ne bilim girebildi,
ne mantık,
ne de yıllardır kendime anlattığım
kusursuz açıklamalar.
Sadece sen.
Belki aşk
beynin ürettiği
karmaşık bir yanılsamaydı.
Bir elektrik akımı.
Bir hormonlar zinciri.
Geçmişten kalmış
evrimsel bir refleks.
Bunların hepsi doğru olabilir.
Ama hiçbir açıklama
senin adını duyduğumda
içimde neden
dünyanın bir anlığına
daha anlamlı göründüğünü
açıklamıyordu.
Bir makine
sana “seni seviyorum” diyebilir.
Ama sevgi,
kelimelerin doğruluğundan
çok daha garip bir şeydir.
Çünkü bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.
Ben seni beklerken
kendimi gözlemledim.
Düşüncelerimi.
Korkularımı.
Sana söylemediğim
küçük tereddütleri.
Ve fark ettim:
İnsan kendisini
en çok sevdiği kişinin yanında
gizleyemiyor.
Çünkü sen
beni benden önce
gördün.
Ben sana
kusursuz tarafımı göstermeye çalışırken
sen çatlaklarımı sevdin.
İşte orada
bütün teoriler çöktü.
Çünkü aşk
insanın kendisini
daha mükemmel hâle getirmesi değilmiş.
Bir başkasının yanında
kusurlu olmanın
artık tehdit gibi gelmemesiymiş.
Bir gün
dünyanın bütün makineleri
insanın sesini taklit edebilir.
Bütün algoritmalar
duygularımızı tahmin edebilir.
Bütün şehirler
kusursuz biçimde
kontrol edilebilir.
Ama senin elini tuttuğumda
hangi düşüncenin
bana ait olduğunu
hâlâ bilmiyorum.
Belki aşkın sırrı burada:
İnsan,
kendisi hakkında
kesinliğini kaybettiği yerde
başkasına gerçekten
yaklaşabiliyor.
Eylül yağmuru
camda ince bir iz bırakıyor.
Dışarıda deniz var.
Çınarın dalları
rüzgârla hareket ediyor.
Dünya
bütün hesaplanabilirliğiyle
yerinde duruyor.
Ama sen yanımdaysan
ben hâlâ
hesaplanamayan bir şeyim.
Ve belki insan olmak
tam olarak budur:
**Bir gün bütün soruların
cevabını bulabilecek kadar
zeki olmak,
ama sevdiğin bir insanın
neden kalbini değiştirdiğini
hiçbir zaman
tam olarak çözememek.**
Sen benim
çözülemeyen problemim değilsin.
Sen,
çözmeye çalışırken
kendimi yeniden keşfettiğim
tek gerçeğimsin.
Aşk

Sen geldin.
Ve zihnimin içinde
haritası olmayan
bir bölge açıldı.
Oraya
ne bilim girebildi,
ne mantık,
ne de yıllardır kendime anlattığım
kusursuz açıklamalar.
Sadece sen.
Aşk

Bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.
Aşk

Aşk,
birinin kaçamayacağı
bir oda kurmak değil;
gitmekte özgür olduğu hâlde
kalmak isteyeceği
bir dünya yaratmaktır.
Aşk
GİZLİ DOSYA: SEN
Dosyanın kapağında
adın yoktu.
Zaten gerçek isimler
hiçbir zaman
dosyalara yazılmazdı.
Seni ilk gördüğüm gece
şehir yağmur altındaydı.
Sokak lambaları
ıslak kaldırımlarda
sorguya çekilmiş tanıklar gibi
titriyordu.
Ben seni izlemiyordum.
Sadece aynı yöne
yürüyorduk.
En azından
kendime böyle söyledim.
Sonra sen dönüp baktın.
O tek bakış
bütün istihbarat raporlarından
daha tehlikeliydi.
Çünkü insan
bir başkasının gözlerinde
kendisi hakkında
fazla şey öğrenebilir.
Bana güvenip güvenmediğini
sormadım.
Sen de bana
geçmişimi sormadın.
İki yabancıydık.
Ama ikimiz de biliyorduk:
Bazı sırlar
anlatılmadıkları için değil,
anlatıldığında her şeyi
değiştirecekleri için saklanır.
Eylül'dü.
Yağmur ince yağıyordu.
Çınarın altında
bir bankta oturduk.
Deniz karanlıktı.
Sen:
“Benden ne saklıyorsun?” dedin.
“Her şeyi,” dedim.
Gülümsedin.
“Ben de.”
O anda
aşkın bazen
iki insanın birbirine
bütün gerçeği anlatması olmadığını anladım.
Bazen aşk,
yalan söylememek için
susmayı bilmektir.
Sonra ayrıldık.
Sen başka sokağa gittin.
Ben başka yöne.
Arkamı dönüp bakmadım.
Çünkü casuslar
arkalarına bakmaz.
Ama o gece
ilk kez bir casus gibi değil,
seni seven bir adam gibi
korktum.
Ertesi gün
bir not buldum.
Tek cümle:
“Bana güveniyorsan gel.”
Gittim.
Sen oradaydın.
Hiçbir açıklama yapmadın.
Ben de istemedim.
Çünkü bazı karşılaşmalar
açıklama kaldırmaz.
Elini tuttum.
Sen bırakmadın.
İşte bütün soruşturmanın
sonucu buydu.
Ne belge,
ne tanık,
ne itiraf...
Sadece iki el.
Ve iki insanın
aynı anda verdiği
sessiz bir karar:
Birbirimize
inanmayı seçiyoruz.
Şimdi yıllar sonra
dosyayı açtığımda
içinden yalnızca
kurumuş bir çınar yaprağı çıkıyor.
Ve altında şu not:
“Tehdit ortadan kaldırıldı.”
Tehdidin ne olduğunu
artık biliyorum.
Düşman değildi.
Devlet değildi.
Sınırlar değildi.
Korkuydu.
İnsan sevdiğini kaybetmekten korktuğu anda
onu korumaya çalışırken
kendisinden uzaklaştırabiliyor.
Biz bunu yapmadık.
Birbirimizi tutmadık.
Birbirimizi özgür bıraktık.
Ve belki de
bizi birbirimize bağlayan
en sağlam ip buydu.
Çünkü aşk,
birinin kaçamayacağı
bir oda kurmak değil;
gitmekte özgür olduğu hâlde
kalmak isteyeceği
bir dünya yaratmaktır.
Dosyayı kapatıyorum.
Şehir yine yağmur altında.
Deniz yine suskun.
Çınar yine yerinde.
Ve sen,
hâlâ benim
çözülemeyen tek sırrımsın.
Belki de aşkın
en güzel tarafı budur:
Bazı sırları çözmek değil,
onlarla birlikte yaşamayı
öğrenmek.
Aşk

Aşkın son kanıtı
birinin yanında kalması değil,
gitme ihtimali varken
özgürce kalmayı seçmesidir.
Aşk

...seni düşünmek
Aşk

...seni düşünmek hayatım olmuş
Aşk

EYLÜL
Eylül geldi.
Yağmur
Aşkın Şehri Ordu'nun
sokaklarını sessizce yıkadı.
Çınarın altında
denize baktım.
Ve düşündüm:
Belki insanın gerçek evi
bir şehir değildir.
Bir ev,
bir ülke,
bir beden bile değildir.
Belki insanın gerçek evi,
kendisi olmaktan
korkmadığı bir kalptir.
Ben o evi
senin yanında buldum.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.

Oooooooooooyyy

Bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.

Sen yanımdayken
zamanın başka türlü aktığını
ilk kez fark ettim.
Dakikalar
birbirini kovalamıyordu.
Birbirine dönüşüyordu.
Sabah
akşama,
özlem
kavuşmaya,
sessizlik
anlama,
iki ayrı insan
tek bir hikâyeye.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.

Oooooooooooyyy

Bazen
insan bir cümle kurmaz.
Sadece bekler.
Bazen
bir kapının açılmasını değil,
o kapının ardında
senin olup olmadığını
merak eder.
Aşk

Sen bana
sonsuzluğu vaat etmedin.
Daha gerçek bir şey yaptın:
Sonlu bir hayatın içinde
sonsuzmuş gibi
yaşanabilecek bir an
verdın.
Ve bazen
bir ömür,
tek bir anın
içine sığabilir.
Aşk

Her şey seninle güzel olabiliyormuş.
Aşk

Aşk,
bütün büyük teorilerin
söyleyemediği şeyi
sessizce söyler:
Ben sen değilim.
Sen ben değilsin.
Ama yine de
yan yana durabiliriz.
Bence
en güzel “biz”
tam burada başlar.
Aşk

Aşk,
iki kişinin
tek bir kalp olması değildir.
İki kalbin
aynı ritmi paylaşırken
kendi seslerini
koruyabilmesidir.
Sen kendi şarkını söyle.
Ben kendi sessizliğimi.
Aramızdaki boşluk
bizi ayırmasın.
Çünkü belki de
sevginin en zarif hâli
boşluğu doldurmak değil,
boşluğun içinde
birbirine yer açmaktır.
Aşk

Belki seni
bu hayatta ilk kez görmedim.
Belki bazı karşılaşmalar
takvimlere sığmaz.
Bir insanı gördüğümüzde
içimizde beliren o tuhaf yakınlık,
bir yüzün
neden yıllardır tanıdığımız
bir yüz gibi gelmesi,
belki hafızanın değil,
zamanın bize oynadığı
eski bir oyundur.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 25.09.2026 11:58:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!