Bu asur'a dokunmuş her ateş
bilmezdi okyanus’un serin kalbini.
Ve gelen o yalaz! Düşen suyuma
darbıyla mahvın öyle bir kalleş!
Deştiler içimin ruşen evini
yıktılar yüzümün o mavi resmini.
En fazla bir kaç dakika
Bir kaç gerçeklik dışında kalan
Yapışan tenlerin teri uçtuğunda
O kadar gerçek arzusu insanın.
Ne kadar ıslak olsa sokaklar
Kulağı sağır ama yüzü kulak
Gözü duymayanın ağzı sağır
Kalp öğüten, mide bağırsak!
Aklı duymayanın eli söz olmuş.
Kim, kime çatıyor! Dil uzun
Sen değil, ben değil, o değil!
Ya şafaklar sussun, ya gönlüm!
Ya ateşten çıksın demir, ya kalp gövdeden
ne mahrum, ne sahip aralar bilinsin!
Sonralar gelsin göze, söze biçtiğim
niyetler dökülsün yazılsın başıma.
Bu harap, bu zil zelal kahrın içinden
Yalnızlığın mucizesi mi olurmuş?
Yok be öyle çelik gibi bir duruş
yok öyle başı dik, öyle içten bir gülüş...
Sevinçli yalnızlık mı olur?
Bunu kim demiş? Kim demiş! ..
O hangi geridir ki
Fecrim de düşmeyen yanağıma
Kaçar gibi batışın beni ziyan etmez.
Oysa sabahtan yatışa kadar
Kaç kadeh uzanır senin şerefine.
Batarken sırtına dağların uzansan
Hayatın sevgisinden
Demir almak varsa uzaklara.
Yalnızlığa açılmak
Ruhun okyanusunda
Masallarla avunup
Hikâyeler uydurmak
Utancı bilmeyen çamura kardeş
Nebiye meşk eden ahlak ve erdeme
Kendini bilmeyen harama özdeş
Nice Kıptiler gördüm ahlak ehlinde.
Yol verip suya nice dağları geçen
Ve yüze okunan şu kelimelerin içi boşsa eğer;
şayet tuttuğum o el, baktığım yüz, öptüğüm dudak
sandığım her haltın yüreği boşsa; yandığım yeter!
Çekileceğim hususiden, bende bir ateş sönecek
ben de biri hiç olmamış, bende biri meçhulüne dönecek...
Sarılır yosunun taşa zahmeti gibi
Tırnakları tenime saplı yârimin
Değmesin gün ışığı yakar tenini
Ruhumdur örtecek mantosu kalbinin.
Papatya gibi bahardır, o gözlerine




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!