Hassasiyet onluk çiviyle
çakılmış olsa da alnıma
Ve hiç beklenmese de
bu tür incelikler benden
Bilhassa dikkat ettim ve
hiçbir şey istemedim
Yaralarımızı göstermedik birbirimize
yaralarımızı deştik
eskiden anımsadıkça yeri sızlayan o yara
artık paramparça
Ben şimdi bu acıyla nerelere giderim
Zor olanı yapmaya çalışıyorum. Acıyı, üzüntüyü, öfkeyi, hüznü anlatmak kolay. Ama bunlara neden olanda da sendeki yaraların aynısı varsa neyi nasıl anlatabilirsin?
“Bana acıyorsun! ”, demişti bir keresinde. O an içim acımıştı. Yanılıyordu. Ben o sıralarda kendime acımaktan başka bir bok yapmıyordum. Yine de üzülmüştüm öyle düşündüğü için. Acınacak halde old…uğunu düşünüyor olması ona acıyor olmamdan daha acıydı çünkü. Ne çok acı vardı sahi. O kadar acının arasınsa nasıl sevdiysek birbirimizi..
“Korkuyorum! ”
“Neden? ”
Benim üstüm başım görünmez tozlarla kaplı
Toplu konut sıkıntısı lojman deliliği tavanımızdaki çatlak
İntihar eden komşumuz annemin basma perdeleri
Alınmadığım oyunlar alamadığım oyuncaklar
Sabaha karşı biten sigara sürekli ağlayan annem
Hepsi anlıyor musun hepsi birden hepsi
sen o çatılar gibisin üzerine
yılbaşında kar yağmayan aptal turuncu kiremitli
kandırdılar işte bizi bu kadar zaman
naylon çam ağaçlarını gerçek diye yutturdular
anla artık noel baba son derece şerefsiz
hayatta yolu düşmez fakirlerin evlerine
Ellerimin nesi var ikisinin de sesi yok
Suç işlemiş bir çocuğum ha diyecek yüzüm yok
Anlatamıyorum işte rakı getirin bana
Babam çok mütedeyyin bizim evde rakı yok
Bekliyorum bütün akşam bir şeyler olur diye
Çay içiyorum sonra çayın eski tadı yok
Gün aşırı kuşlar uçar üstünden
Sen arada kuş olur onlara katılırsın
Ben bakar kalırım ardınızdan
Kimselerin bilmediği yerlere gidersiniz
Arkanızda çınlar kanat dolusu kahkahalar
Önünüzde ufuk, derdinizde ben
Bilmiyorum bu,
kıvrılan saçlarım gibi kırılan kalbimi
düzeltme çabası belki de..
Mübarek bir ayet okur gibi huşuyla sevdim seni.
Ve gözlerinin içine bakmak,
ruhuma epeyce sevap katan bir sünnetti.
İrtifa kaybedip, kazanacağım yerde
Alkolün ve kalabalığın verdiği esenlikle
Gülümseyerek düşündüm seni, kendimi bir şey zannedip
Oradayken sen ve ben buradayken
İp gerip aramıza yanına gelirim zannederken
Hop! dedi dış ses, kalkalım, rakı bitti!
Her şeyden emekli olmak istiyorum. Herkesin itiraz etmeden gülümseyerek kabul edebileceği bir tür kenara çekiliş. Kolektif varoluş salatasının dışına çıkmak ve bir köşede kımıldamadan olup biteni seyretmek. Evet istediğim tam olarak böyle bir şey. Eğer ışık hızında giden bir tren çarparsa bana aslında çarpmış olmazmış. Kütlemin, kütlesinin yanında esamesi okunmayacağından beni yok etmeden sonsuz yolculuğuna ortak edebilirmiş o tren. Varolmaktan tamamen vazgeçmeden yok olmak. Ne güzel trendir o tren. Sahi gerçekten olabilir mi öyle bir tren? Yoksa Einstein'da koca bir yalancı mı?
Çocukken sıklıkla oynadığım bir oyun vardı. Gerçi sevip sevmediğimden çok emin değilim, bir tür mecburiyet hissiyle oynanırdım o oyunu. Sıkkın ya da üzgün olduğum zamanlarda (ki genelde sıkkın ya da üzgün olurdum) gözlerimi sımsıkı yumup düşüncelerimi ve ruhumu başka yere ışınlardım. Tek kural vardı, gözlerimin sımsıkı kapalı olması ve içeri hiç ışık sızmaması gerekirdi. Babam anneme bağırırken yumardım gözlerimi, Peter Pan'ın yanına gidiverirdim ve birlikte Kaptan Kancayla savaşmaya başlardık. Nefret ettiğim sınıfımın kapısı gözlerimi kapattığım andan itibaren Alice'nin tavşan deliğine dönüşüverirdi. Kapıdan(delikten) içeri girer girmez olağanüstü maceralar da başlamış olurdu. Gerçi sımsıkı yumulu gözler öğretmenimin gözünde geri zakalılığıma delaletti ama bu çok önemli değildi her maceranın bu tür handikapları olurdu. Sünnet olurken ben Pal Sokağı Çocukları'ndan biriydim. Duyduğum acı, konuşmam ve mahallemin sırlarını açıklamam için yapılan işkenceler yüzündendi. Ama konuşur muydum? Asla. Çünkü gözlerimi kapattığım andan itibaren ben bir kahramandım..
Şimdilerde ise, ne zaman gözlerimi sıkıca kapatsam, bir zamanlar beni çok sevdiklerini söyleyen ama şimdi ittifakla nefret eden insanların yüzleri çıkıyor karşıma. Bir hayat nasıl bu kadar yanlış yaşanır?
Son on yılım iflah olmaz bir uyku problemiyle geçti. Gözlerim kendiliğinden kapanmadan uyuyamıyorum. Galiba bunun en büyük nedeni gözlerimi kapatmaktan ölürcesine korkuyor olmam. Çünkü ne zaman gözlerimi sıkı sıkı kapatsam ya telafisi olmayan bir kalp kırıklığı ya da tarafımdan inşa edilmiş iyi niyetler mezarlığı karşıma çıkıyor..
Öfke, üzüntü, pişmanlık.. O kadar iç içeler ki hayatımda, aralarında fark gözetemiyorum artık. Her yeni güne başladığımda sahiplerine duyuramayacağımı bildiğim özürler sıralıyorum bıkıp usanmadan..
Şu aralar en çok kullandığım sözcüklerden biri. Kısmet.. Bir tür tevekkül taklidi yaparak kaderi ve tanrıyı suç ortağı yapmak istiyorum galiba. Pek işe yaradığı söylenemese de, eh..




-
Ömer Tuğrap Konak
Tüm Yorumlarfcgyjntyhthy