Ali Lidar Şiirleri - Şair Ali Lidar

Ali Lidar

61.
Bazen bir şey söylemeniz gerekir. Tek bir laf vardır aslında söylenecek ve bütün dünya durup o lafı etmenizi bekler. Ama edemezsiniz. Kitaplarda yazan şeyin gerçek olduğunu anlarsınız o an. Kelimeler boğazınıza yumruk gibi tıkanır. Kelimelerin boğaza yumruk gibi tıkanması durumunun uydurma bir benzetme değil gerçek bir durum tesbiti olduğunu görürsünüz. Sonrası bir yığın maskaralıktan başka bir şey değildir. Öyle oldu yine. Benim ve onun ve çevremizdekilerin ve evrenin ve başka her şeyin iyiliği için bir daha görüşmemek zorunda olduğum o'na söyleyeceğim son sözün unutulmaz bir söz olmasını istemiştim oysa. Tıpkı filmlerdeki gibi. Ölmek üzere olan kahramanların son olarak ettikleri kulaklardan silinmeyecek sözlerere benzeyen bir sözle vedalaşmak istemiş ve saatlerce bunun için kafa yormuştum. "Hasta la vista bebeğim" gibi. Ya da "Gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan tek başına ağlarsın" gibi.. Hiç olmadı "İ'll be back" falan gibi bir şeyler söyleyebilseydim keşke.. Olmadı. O sihirli son anda söyleyebildiğim son söz gerizekalılığımın tescili olarak hala kulaklarımda çınlamakta. Önce kendine iyi bak dedim, peşinden de hoşça kal.. Ne kadar etkileyici! Eminim en az on yedi dakika falan unutmamıştır telefonu kapatırken ettiğim mucizevi veda sözlerini. Kendine iyi bak.. Bu kadar işte etkim de, gücüm de, kelimelerle yaratacağım tesirin de üst limiti en fazla on yedi dakika.. Kahramanlıkla maskaralık arasında gidip geldiğim zaman dilimi. On yedi dakika! !

Devamını Oku
Ali Lidar

62.
Benzer acıları yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar. Ama belli etmezler tanıdıklarını. Herhangi bir yerde karşılaşabilirler. Metroda, barda, sokakta, kafede.. Sadece bir kez göz göze gelirler ve anlarlar. Daha sonra bakmazlar birbirlerine, belki canları daha çok yanacağından, belki de buna hiç gerek olmadığından. İlk bakışma aynı zamanda son bakışma olur. Ama onlar tanırlar birbirlerini. Muhtemelen o ortak acının müstehzi mahcubiyeti tekrar göz göze gelmelerine engel olur. Ama tanırlar onlar birbirlerini, çaktırmadan kimselere koruyup kollarlar..
Bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. Benzer acıları yaşayan insanlar kendiliğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabilirler. Hatta bazen birbirlerinin tam olarak farkında bile olmadan yaparlar bunu..

Devamını Oku
Ali Lidar

63.
Zaman zaman kafamı kaldırıp çevreme baktığım oluyor tabi. Küçük küçük tutunma denemelerim de oluyor haliyle. Ama yaşadığım ve tanık olduğum her şey kitaplara daha fazla gömüyor beni ısrarla. Sanırım erken yoruldum ben..

Devamını Oku
Ali Lidar

64.
İnsan, başka beklentileri karşılanmadığında var olan mutlulukları da yok edebilen bir hayvandır. Bir şeyler olur. Başlangıçta her şey güzel de gidiyordur. Ama yetinmezsin. Yetinemezsin çünkü yetinmek senin hayvansı doğana aykırıdır. Hep bir fazlasını istersin. Ve bir yerden sonra karşındakinin veremeyeceği şeyleri istemeye başlarsın. Doğal olarak karşındaki veremeyeceği şeyleri veremez. Sonra sen durumun yarattığı hırçınlıkla istediğin şeyden vazgeçmek yerine dehşet verici bir bencillikle ısrarını sürdürürsün.
Sonuç: Daha önce elde ettiğin küçük mutlulukları da kaybedip yalnızlığa gömülür ve Orhan Gencebay'a sığınırsın..

Devamını Oku
Ali Lidar

65.
John Kennedy Toole. Alıklar Birliği’nin efsanevi yazarı. Uzun bir aradan sonra tekrar okumaya başladım ve yüzümdeki aptal sırıtışı kitabın kapağı kapanana kadar muhafaza ettim. ‘1969 yılında, otuz iki yaşındayken intihar eden John Kennedy Toole'un bu romanı, ölümünden sonra annesinin ısrarlı çabalarıyla 1980 yılında yayınlandı ve 1981 yılında, Amerika'nın en büyük edebiyat ödülü olan "Pulitzer Ödülü" -ilk kez ölü bir yazarın yapıtına- "Alıklar Birliği"ne verildi. John Kennedy Toole, bu romanında yaşadığı çağdan hoşnut olmayan, çağa ayak direyen bir kahraman yaratmış. Romanın kahramanı "İgnatius", koca göbeği, gürültülü geğirtileri, yellenmeleri ve oburluğuyla bir "Gargantua"; herkese: Freud'a, eşcinsellere, eşcinsel olmayanlara, Protestanlara ve çağın her türlü aşırılığına karşı açtığı tek kişilik savaşla tam bir "Don Kişot". Tam anlamıyla komik bir kişi, ama komik olduğu kadar da zeki; kendisini komik bulanları daha komik bir duruma düşürecek kadar zeki. 60'larda yazılmış bu romanın kahramanı 80'leri, 90'ları görecek kadar ileri görüşlü.’ İgnatius gibi bir abim olmadığı için o kadar hayıflanıyorum ki. Birilerinin hemen ilgisini çekeceğini bildiğim için söyleyelim, Alıklar Birliği, otuz iki yaşında kendi beynini uçurarak kısa yoldan dünyadan gitmeyi seçmiş yazarın tek kitabı. Haliyle yaşarken kitabının basıldığını göremediğinden 1981 yılında romanına Pulitzer verileceğini tahmin etmemiş olduğu da aşikâr. Edebilseydi beynini uçurmamayı tercih eder miydi, bilmiyorum.

Elime aldığım bir diğer kitabın ismi ise İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler. Yazarı David Foster Wallace. 2008 yılında ömrü boyunca hep mücadele ettiği depresyonla daha fazla uğraşamayacağını düşünüp kendi isteğiyle var oluşunu sonlandıran bir güzel insan.. Kaliforniya’daki evinde kendini astıktan sonra Wallace kendi ifadesiyle ‘ne kadar yıkanırsa yıkansın kurtulamadığı hayatın kirinden’ kurtulmuş mudur bilmem. Ama şundan eminim ki yazdıkları günün birinde modern insan denilen zavallıların bütün foyasını ortaya çıkaracak kadar güçlü..

Devamını Oku
Ali Lidar

66.
Artık daha sakinim. Ne istediğimi bilmediğim için oradan oraya kendini atıp duran zavallı ruhum duruldu artık. Hiçbir şey istemiyorum. Ve bunu züppe bir Nihilist tavrıyla söylemiyorum. Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey istemiyorum. Hiç kimsem olmasın, kimselerin kimsesi olmayayım, varlığım emsalsiz yokluğumun müjdecisi olsun. Berrak bir su buharı gibi kimselere değmeden ‘yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından’ demek istiyorum hepsi bu..

Devamını Oku
Ali Lidar

67.
Oyuncaklar alıyorum sürekli kendime. Arabalarım, helikopterim, trenim, süper kahramanlarım, boncuğum, ejderhalarım ve başka onlarca oyuncağım var. Neden? Oyuncakları çok sevdiğim için mi? Evet oyuncakları çok seviyorum ama tek neden bu değil galiba. İki yaşından itibaren abi olduğum ve sekiz yaşına geldiğimde yanımda üç tane küçük kardeş gördüğüm için çocukluğumda kendime ait oyuncağım olmadı hiç. Oyuncak deyip geçmeyin, bir çocuğun ilk oyun arkadaşı hatta ilk sırdaşı oyuncaklarıdır. Oyuncaklarla beraber büyür çocuklar. Benimse oyuncaklarım diğer kardeşlerim oldu hep. Zaman zaman heves edip yalvar yakar babama aldırdığım oyuncaklarla ancak eve gidene kadar sevişebildim. Çünkü biliyordum ki daha eve girer girmez biri görüp ağlayacaktı ve ben de oyuncağımı ona vermek zorunda kalacaktım. Bazen düşünüyorum, neden hepimize ayrı ayrı oyuncaklar almıyordu acaba babam? Muhtemelen oyuncak o zamanlar pahalı bir şeydi ve yine muhtemelen bizim o kadar paramız yoktu. Neyse işte, şimdi oyuncak alabilecek kadar para kazanıyorum şükür ve oyuncaklarımla eve geldiğimde ağlayarak onları elimden almaya çalışan kimselerin olmayacağını da biliyorum. Bir kaç kez kuş ve balık alıp onlarla oyalanmaya çalıştım ama bazı zamanlar kendim dahil nefes alan hiçbir şeye tahammül edemediğimi farkedince canlı hayvan sevdasından çabuk vazgeçtim. Ve çocukluk aşkım olan oyuncaklarda karar kıldım. O yüzden de kafama estikçe çıkıp oyuncaklar alıyorum kendime. Ve oynuyorum da onlarla. Otuz yıl geriden oynuyorum farkındayım ama hayat da böyle bir şey değil mi zaten? Geç kalmaların arasında nefes almaya çalışıyoruz işte hepimiz, kimimiz başka insanlara tutunup ayakta kalmaya çalışıyor kimimiz de yaşayamadığı çocukluğuna sığınıp oynayamadığı bütün oyunları bir nefeste oynamak için çabalıyor..

Devamını Oku
Ali Lidar

68.
Kendime benzeyen insanlardan oldum olası nefret ettim. İnsanların genelini sevmiyor olmakla birlikte aklıma geldiklerinde suratımı buruşturmama neden olanlar, bir şekilde kendime benzettiğim insanlardır. O yüzden nerede asık suratlı, her şeye muhalif görünen, küstah ve ukala biriyle karşılaşsam hemen gardımı alıp tırnaklarımı çıkarmaya başlarım. Kendime bile tahammül edemezken bir benzerimle yakınlık kurma fikri bile oldum olası ürpertir beni. Ama gel gör ki farklı olduğunu düşündüğüm için sığındığım insanların zaman içinde ufak ufak bana benzemeye başladıklarını görmek içimde onulmaz Promotheus yaraları çıkmasına neden oldu hep. Mesela hiçbir ortak noktamız olmadığından ve sürekli kavga ettiğimizden büyük bir keyif alarak aynı evde yaşadığım ev arkadaşımla birkaç yıl sonra daha az kavga etmeye başladık. Sonra hiç adeti olmamasına rağmen kitap okumaya yeltendi. Son zamanlarda eskiden tiksindiği, ev süpürmek, bulaşık yıkamak gibi işleri de neredeyse tebessümle yaptığını görünce ipler koptu bende ve evden ayrıldım. Sanıyorum eski sevgililerimle olan şey de aşağı yukarı aynı. Başta bizi birbirimize çeken zıtlıklar zamanla törpüleniyor. İki taraftan birinin kişiliği baskın olmaya başlıyor ve diğerini kendine doğru çekiyor. Ve yavaş yavaş zayıf olan kuvvetli olanın huylarını edinip ona benziyor farkında olmadan. Fark edildiği anda da bulantı başlamış oluyor. Sonrası da malum zaten..

Devamını Oku
Ali Lidar

69.
Geçip giden şeyler var bir de hiç geçmeyenler
Düzelmez kalp iltihabı ve sancısı vesaire
Yanımızda olmayanlar en çok andıklarımızsa
Ne öğrendik bu hayattan? Mazi kirli çamaşır sepeti
En çabuk paslanan demir neden tren rayıdır?

Devamını Oku
Ali Lidar

7.
Geçmez işte. Geçmiyor.. Hadi geçmiş neyse de, gelecek için bile umudu kalmayınca insan ölmüş oluyor. Ontolojik olarak ölmüş olmadığından öldüğüne kimseleri inandıramıyorsun. Çünkü 'ruh ölümünün' cenaze namazı kılınmıyor. Sonrası laf işte.. eğer kötü bir hayat yaşadıysan hiçbir iyi dilek yardım edemiyor sana. Ve hayatına bir şekilde dokunmaya çalışan herkesi kendin gibi mutsuz ediyorsun..

Devamını Oku