Omzuna yaslanır, yatar her gece
Ay İstanbul’da
Ve güneşin nabzı atar her gece
Say İstanbul’da
Bir masa, dört adam dertli veremli
Dil unutmaz adını
Bu can çıkmadan tenden.
Görseydi suratını,
Kıskanırdı ay senden.
Yine hangi yola düşmüş ki gönlün
Seyir defterine bir iz bırakmış
Saklamış kilidi görmesin el gün
Anahtar yerine bir iz bırakmış
Yitik hatıralar hep kederdeler
Zorlu bir kış gecesi
Döşeğin etrafında
Kaderin bilmecesi
Çözülecek yakında
Sobadaki çatırdı
Saatler gamı vursun
Zaten dünyam dar beni
Zaman uzayadursun
Hasretine kar beni
Düşme derken günaha
I
Kalabalık Yalnızlara
Şehir haz sarmalında acıyı duymak yasak
İhtiraslar öğütür nefesleri dibekle
Gölgesini kovalar insan çaresiz, tutsak
Kalsa Kirlenir Dünya
Hep iğreti duruyor suratımda yaldızlar
Çetin bir kavgadayım yaşamakla hesapla
Beni boşa bekliyor nerden bilsin yıldızlar
Yokluğu ölçüyorum cebimde usturlapla
Bulutlar küme küme
Korku salar gönlüme
Şimşekler yıldırımlar
Islansın kaldırımlar
Doğduğum günden beri alestayım ölüme
Barışmadı yıldızım kör topal bu hayatla
Belki inanmayacak hiç kimse öldüğüme
Yakalandım kaçarken doludizgin bir atla
Bu karanlık dehlizde bir ürpertiyim artık
Ne anlaşılmaz sırdır,
Sinek kartalı boğar.
Bekleriz kaç asırdır,
Güneş yabana doğar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!