Bir akşam karanlık henüz çökmüştü
Görmedim gölgeme çarptım hâkim bey
Aya kurşun sıktım önüme düştü
Yıldızları tek tek kırptım hâkim bey
Dikenlerle sevdim gülle acıttım
Her tür yükü taşırım
Adıma hamal derler
Tüm zorluğa hazırım
Adıma hamal derler
Kim yetişir bana kim
Arada nice dağlar
“Koş, gel!” namesi geldi
Oturmuş gamlı ağlar
Uzaktan sesi geldi
Köşede eski sedir
Hüzünleri taşırım yorgun dert valizinde
Ölüm şerbeti sundu dudağıma kâseler
Caddeler arşınladım sonsuzluğun izinde
Dönüyor etrafımda hünerli rakkaseler
Münzevi sokaklarda yürüdüm adım adım
Doğduğum ilk günü hatırlıyorum
Geçmişte yaşadım hep dünde kaldım
Tabuta bir kefen hazırlıyorum
Üç günlük ömrümün üçünde kaldım
Bohçamda taşıdım zamanı sıcak
Yeni taşındığım kerpiç evimden,
Kulağıma garip sesler geliyor.
Ne kadar teselli etsem içimden,
Vaziyet pek tekin ev değil diyor.
Yıkılan hayallere kar düşer ince ince
Kâbuslar düşlerimi yoklamakta her gece
Kuşkulu yüreğime ürpertiler düşünce
Sallıyorum sessizce yıldızları hamakta
Günler güneş ipini boynuma dolamakta
Kim üst üste eklemiş derdimi böyle zalim
Çekmiyor ellerini, yakamda durur daim
Dolanır ardı sıra, kovalar birbirini
Bir güler bir ağlarım, hayat zıddıyla kaim
İstanbul/1996
(Teşehhüt Miktarı 2020)
Yarın nasıl yazılır bugünün kokmuş çağı
Düştüğümüz tuzağın kafesini haydi bil
Müflis tacire döndü fikrin en yüce dağı
Akıl denilen yükün küfesini haydi bil
Her hüküm bir yaradır kanunlar akla zarar
Demliği kapıp geldim hasret ateşini yak
İçimizi dökelim yıldızlara bakarak
İstanbul/2017




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!