Neyse, onu yansıtmalı insan;
'eğri oturup konuştuğu doğru' (usulü...)
Ama bunlar için de, kılıf icabı
ya da kendinden saydığı 'kılıfı icabı',
bir köşeye yığılıp kalıp da
'dürüstüm ben! ' de dememeli.
Kalanlarla geriye yetinmeyi öğrendik diyorlar, bununla gururlular.
Ardından geçip, eskilerin kötülüklerinden sorumlu değiliz diyorlar
ve ardından da aynı olumsuzlukları yapmaya devam ediyorlar saman altından su götüren...
Pek iyi görünmüyor, istekli; ilerlemeyi ayrılıkçılıklara damıtmaya başladılar.
Neodyum paynvu payynvuu
-
Kendini algler
algı dönüştürün
göz yaşın mı?
Görünmez-çap'ına şenlik
Tutulan bir
'İki bacak-pergel',
Yakalanır
Güneş tutulmasında.
(Şafak için
ellerine ulaşmaya çalışarak,
bakmak gözlerine...
girmek evrene
içinden evrenin geçerek.
K.S. gülen Adam’ında ilk, gülerek doğan -o minnacık kıkırdayan- bebek Fortis; daha sonra da Faithless’ın bir klibinde can buldu, neşe ile hep danseden –duşta, yemekte, uykuda, doğum anınca! ... o kadınla aynı cinsli el(v) enmesinden erkeğin: Böyle bir şey midir, ölüm de; yoksa bahsetmeye gerek yok mu dahi? Gülerek doğan -yürüyen gecekondu dikiverip sırtına asan halatlarından bağlayıcı onu kaçışlarda zaptırapt zabıtadan- Gülen Adam; onun bebeği ağladı doğunca. Buna ağladı, film öylece bitti. Olan böyle olabilir mi: Why go? Sonunda müziğinin hala Faithless’in, hala dansedip ki aile artık olmuşlar; evlenmişlerdi, sofraya tabak diziyorlardı raksederek ve finito klip öylece. Gülen Adam’sa üzüldü nedense ilk, çocuğu dünyaya geldiğinde –dünyaya gelince değil- O ağlamadı bebeği ağlayarak doğdu; hayatı belki de o an anladı, bir anlıktı: Üzülse de, “beş parmağın beşi..” meselesi mi? Belki de hiç doğmamalı doğmadan olsa yaşamak –deneyim kazanmadan olgunlaşmak olsa …Ve/ama devam ettiği gibi nikbin sisleştirmeli, ya da yani yapmamalı böyle (sınırsız genleşmeye bırakmamalı evreni tuzla buz) ama bir şy var öteye götüren, gerektiklerinde; yoksa, öte yandan, sınırsız, hakim mi?) (Big Crunch ise, daha elzem, kötü yadedilmeye. Yine de, siyah ve beyaz; ölüm bu mu, yoksa –emin olma kabilinden- bir mucize mi yaşam?
(“Atların nalları altında parçalanıyorsan sevdiğinin atı altında deli ol; seni ölüme gönderen patişahın gönlü bulsun can. Her yeni gün rüyalar başkenti; yıl ama aynı her, sevgi günü.”)
Böyle olmalı ağır o çekim robot polisler, bir de gri-metalik onları yapmışlar, maskelerini –Lucas G. Anon.** Koşamıyorlar,,,, bir robot için bile körlemesine bir sağduyu, çok garip. Uzun ve inceler ama copları var -her şey idealizmine uygun, eski bir ‘8o’s- Electronic Lab Labyrinth THX.
Kırmızı beyaz çizgili bir kağıttan patik pembe içine sarmalanmış kıpkırmızı karanfiller ve beyaz küçük çiçek, yapay gibi, garnitürler.. ki karanfillerden aralara serpiştirilmiş, sana sevgilim. Yarın sevgililer günüymüş, bilirim, sessizinde bilirim …
*
Tıngırdatma bir yolculuğunda Trakya, zerafeti.
(Zerafeti tıngırdatma bir Trakya yolculuğunda.)
İstersen kaba ol; ve böyle, sağın yanında sol:
Pek geçerli bir hüviyetin, kendin için.
Yarışırken zamana karşı,
'Açç'
diye bağırdı
ilkin,
konuşmayı edimleyen
bir küçük
bebek.
Seninle sürünmeyi seviyorum. En şatafatlı bataklıklarda Ve en balçık insan gerçekliklerinde.
İşte belki de burada, bazı başkaları için geçerli olan o sorun; ben seni cidden seviyorum.
O en insafsız, altında boyundurukların Haykırdım sevgimi hep sana; Zincirler vurulmuşken, önemsenmez
Gözüktürürken hava durumları – Dedim bunu, Yine o bazı başkalarını düşünerek- Sürünerek kavuştum sana;
Bu işler başkadır, Kederini bildiğimden ötürü –Bazı bazı, Suskunluğunun (senin) sebebi.
Ellerimiz birer kelepçe, mengene onların parmakları birer, fakat dökülüyor birer birer üstümüzdeki tortular.
‘Onlar yalan olmasalar da sebebi nedir bunun? ’ diye sorası geliyor insanın ya da insan olmayan birisinin.
Kaç kere daha gökyüzü geçit verecek ak pak, üzerine gölge düşmemiş dürüstlükler sanıyla sallandırılan tasmalara.
‘Şen ola! ’ diyoruz ‘yer yüzü …’ ‘Şen götürsün bizleri …’ Sayıyoruz bu yüzden duygunun yaşı olmasa da –
bu yüz’lerden ama, şu diğer suratlardan, zoraki verilen maskelerden bıkarak, hem en yakınlarımız tarafından
- sayıyoruz kelepçeler takıp mengeneler ile büktüklerimizi, ‘kaç tane? ’, ‘.. onlardan daha ne kadar ne kadar




-
Nilgün Budak
-
Aynur Özbek
Tüm Yorumlaryeni tanımaya başladığım bi kimlik.. şiir başlıklarını ilginç buluyorum. konular da öyle.. edebi yorum yapmak istemiycem bi şair gibi geldi şimdilik bana. çünki edebi olmak amacıyla yazmıyor sanki.. derdi içini dökmek, derdi bilgileri ve ideallerini paylaşmak gibi geldi.. eh.. şimdilik bu kadar.. se ...
KARMAŞANIN ŞAİRİNE;
Yaşam pek çok farklı gibi görünen alanıyla bile birbiriyle ilintilidir. Senin pek çok farklı ürününde (şiir ve deneme yazılarında) bu bakışı kavrayabilen bir yerden ele aldığın, konuları böylesi bir mercekten bakarak gözden geçirdiğin, olguları birbirine katıp sonra yenid ...