Akın Akça Şiirleri - Şair Akın Akça

Akın Akça

Neyse, onu yansıtmalı insan;
'eğri oturup konuştuğu doğru' (usulü...)
Ama bunlar için de, kılıf icabı
ya da kendinden saydığı 'kılıfı icabı',
bir köşeye yığılıp kalıp da
'dürüstüm ben! ' de dememeli.

Devamını Oku
Akın Akça

Kalanlarla geriye yetinmeyi öğrendik diyorlar, bununla gururlular.
Ardından geçip, eskilerin kötülüklerinden sorumlu değiliz diyorlar
ve ardından da aynı olumsuzlukları yapmaya devam ediyorlar saman altından su götüren...
Pek iyi görünmüyor, istekli; ilerlemeyi ayrılıkçılıklara damıtmaya başladılar.

Devamını Oku
Akın Akça

Neodyum paynvu payynvuu
-

Kendini algler
algı dönüştürün
göz yaşın mı?

Devamını Oku
Akın Akça

Görünmez-çap'ına şenlik
Tutulan bir
'İki bacak-pergel',
Yakalanır
Güneş tutulmasında.
(Şafak için

Devamını Oku
Akın Akça

ellerine ulaşmaya çalışarak,
bakmak gözlerine...

girmek evrene
içinden evrenin geçerek.

Devamını Oku
Akın Akça

K.S. gülen Adam’ında ilk, gülerek doğan -o minnacık kıkırdayan- bebek Fortis; daha sonra da Faithless’ın bir klibinde can buldu, neşe ile hep danseden –duşta, yemekte, uykuda, doğum anınca! ... o kadınla aynı cinsli el(v) enmesinden erkeğin: Böyle bir şey midir, ölüm de; yoksa bahsetmeye gerek yok mu dahi? Gülerek doğan -yürüyen gecekondu dikiverip sırtına asan halatlarından bağlayıcı onu kaçışlarda zaptırapt zabıtadan- Gülen Adam; onun bebeği ağladı doğunca. Buna ağladı, film öylece bitti. Olan böyle olabilir mi: Why go? Sonunda müziğinin hala Faithless’in, hala dansedip ki aile artık olmuşlar; evlenmişlerdi, sofraya tabak diziyorlardı raksederek ve finito klip öylece. Gülen Adam’sa üzüldü nedense ilk, çocuğu dünyaya geldiğinde –dünyaya gelince değil- O ağlamadı bebeği ağlayarak doğdu; hayatı belki de o an anladı, bir anlıktı: Üzülse de, “beş parmağın beşi..” meselesi mi? Belki de hiç doğmamalı doğmadan olsa yaşamak –deneyim kazanmadan olgunlaşmak olsa …Ve/ama devam ettiği gibi nikbin sisleştirmeli, ya da yani yapmamalı böyle (sınırsız genleşmeye bırakmamalı evreni tuzla buz) ama bir şy var öteye götüren, gerektiklerinde; yoksa, öte yandan, sınırsız, hakim mi?) (Big Crunch ise, daha elzem, kötü yadedilmeye. Yine de, siyah ve beyaz; ölüm bu mu, yoksa –emin olma kabilinden- bir mucize mi yaşam?
(“Atların nalları altında parçalanıyorsan sevdiğinin atı altında deli ol; seni ölüme gönderen patişahın gönlü bulsun can. Her yeni gün rüyalar başkenti; yıl ama aynı her, sevgi günü.”)
Böyle olmalı ağır o çekim robot polisler, bir de gri-metalik onları yapmışlar, maskelerini –Lucas G. Anon.** Koşamıyorlar,,,, bir robot için bile körlemesine bir sağduyu, çok garip. Uzun ve inceler ama copları var -her şey idealizmine uygun, eski bir ‘8o’s- Electronic Lab Labyrinth THX.

Kırmızı beyaz çizgili bir kağıttan patik pembe içine sarmalanmış kıpkırmızı karanfiller ve beyaz küçük çiçek, yapay gibi, garnitürler.. ki karanfillerden aralara serpiştirilmiş, sana sevgilim. Yarın sevgililer günüymüş, bilirim, sessizinde bilirim …
*

Devamını Oku
Akın Akça

Tıngırdatma bir yolculuğunda Trakya, zerafeti.
(Zerafeti tıngırdatma bir Trakya yolculuğunda.)
İstersen kaba ol; ve böyle, sağın yanında sol:
Pek geçerli bir hüviyetin, kendin için.

Yarışırken zamana karşı,

Devamını Oku
Akın Akça

'Açç'
diye bağırdı
ilkin,
konuşmayı edimleyen
bir küçük
bebek.

Devamını Oku
Akın Akça

Seninle sürünmeyi seviyorum. En şatafatlı bataklıklarda Ve en balçık insan gerçekliklerinde.
İşte belki de burada, bazı başkaları için geçerli olan o sorun; ben seni cidden seviyorum.

O en insafsız, altında boyundurukların Haykırdım sevgimi hep sana; Zincirler vurulmuşken, önemsenmez
Gözüktürürken hava durumları – Dedim bunu, Yine o bazı başkalarını düşünerek- Sürünerek kavuştum sana;
Bu işler başkadır, Kederini bildiğimden ötürü –Bazı bazı, Suskunluğunun (senin) sebebi.

Devamını Oku
Akın Akça

Ellerimiz birer kelepçe, mengene onların parmakları birer, fakat dökülüyor birer birer üstümüzdeki tortular.
‘Onlar yalan olmasalar da sebebi nedir bunun? ’ diye sorası geliyor insanın ya da insan olmayan birisinin.
Kaç kere daha gökyüzü geçit verecek ak pak, üzerine gölge düşmemiş dürüstlükler sanıyla sallandırılan tasmalara.
‘Şen ola! ’ diyoruz ‘yer yüzü …’ ‘Şen götürsün bizleri …’ Sayıyoruz bu yüzden duygunun yaşı olmasa da –
bu yüz’lerden ama, şu diğer suratlardan, zoraki verilen maskelerden bıkarak, hem en yakınlarımız tarafından
- sayıyoruz kelepçeler takıp mengeneler ile büktüklerimizi, ‘kaç tane? ’, ‘.. onlardan daha ne kadar ne kadar

Devamını Oku