Bir kazayı, belayı def ettik mi, hemen peşine ''Verilmiş sadakanız varmış.'' cümlesi gelir. Allah cc. tabi ki hepimizi, çocuklarımızda dahil kazadan beladan muhafaza eylesin... Öyle garip, öyle fakir insanlar var ki toplumumuzda, bir lokma ekmeğe muhtaç, sizin vereceğiniz o elli kuruşa, o bir liraya şiddetle ihtiyacı var hem de ...
Sadakayı sadece maddi olarak da düşünmemek lazım. Gözleri görmeyen bir vatandaşımızı, yeşil ışıktan karşıya geçirdiniz, bu da bir sadakadır. Bir teyzenin pazar filesini alıp evine kadar götürdünüz, bu da bir sadakadır... Mahalleden geçerken insanlara selam verdiniz, selam aldınız, bu da gayet tabi sadaka olarak sevap hanenize yazılacaktır...
Yardımlaşma insanlar arasında ki sevgi ve saygı bağlarını güçlendirir, muhabbeti arttırır... Yolda top oynayan bir çocuğun başını okşayın, tanımasanız bile yapın bunu, ne kaybedersiniz? Önemle dikkat edilmesi gereken bir hususta yaptığınız üç kuruşluk ya da beş kuruşluk iyiliği, hemen unutun, insanların başına kakmayın hiç bir zaman ''Ben sana şu tarihte şöyle bir şeyler vermiştim de.'' dediğiniz zaman, sıfırlarsınız bütün kazanımlarınızı...
Sır bu adı üstünde, bir kişi biliyorsa zaten o sır. Hani o gurtların bol olduğu vadide de geçen bir söz vardı ''İki kişinin bildiği sır değildir.'' Sır bu saklandı mı değeri de artar, önemi de... Hem ne demiş atalarımız? ''Sırrını söyleme dostuna, o da gider söyler dostuna.''
Dedikoducu insanlar doludur çevremizde... Hele de mahallemizde az yaşını başını almış teyzeler, bir yerlerden bir şeyler duymaya görsünler... O dakika pencereden pencereye seslenirler... ''Hu komşu duydun mu bizim Gülizar'ın kızı Nurten nişanlısından ayrılmış, benden duymuş olma da.'' İyi, lafa bak hizaya gel, senden duymuş olmazsam kimden duymuş olayım? Hadi sordular eş dost, kimden duydun bu zırvaları diye? Kuşlar dan bana haberler gelir deyip kestirip atamıyorsun da...
Sır var, sır var. Kimi sırlar devlet sırrı, kim sırlar kişisel, aile sırrı, saklanabilen sır var, saklanamayan sır var. Saklanamadı mı zaten sır olmaktan da çıkıyor haliyle... Bir de ketum, ağzından laf çıkmayan insanlara sır küpü derler... Kesseniz ağzından laf alamazsınız... ''Kaleme bile sırrını verme gider kağıda yazar.'' demiş Tolga Akpınar dostumuz... Eski ABD başkanlarından Benjamin Franklin'de ''Üç kişi bir sırrı saklayabilir eğer ki ikisi ölmüşse.'' demiştir...
Vicdanını terketme,vicdan senden gitmesin.
Cüzdanın arasına,sıkışıp da bitmesin...
Vicdandır hepten bize,doğru işler yaptıran.
Sen vicdansızsan eğer,kimdir seni saptıran...
Bu tamir işinin erbapları, şahane ustaları olduğu gibi, bu işten hiç anlamayan ya da daha az anlayan ustaları da vardır. Hiç anlamayan ya da daha az anlayan ustaların bir çokları da az anladığını ya da hiç anlamadığını da bir türlü kabul etmezler...
Çoğunlukla eve rızk, para getiren baba olduğu için, tamirciye para vermek zül gelir babaya, o da alır eline kerpeteni, tornavidayı, penseyi, çekici, çiviyi, hangi alet bozuksa paçakasnak dalar alete sağından, solundan, yanından... Yapamasa bile yine de erkekliğine laf ettirmez...
Vidalar ve somunlar isyanlarda... Vidaların en büyüklerinden birisi lafı alır. ''Kardeşler, vidalar, somunlar, bu böyle olmaz, böyle yürümez. Bu tamir işinin artık cılkı çıktı, bu işten anlayanda tamir yapıyor, anlamayanda. Bu durumu şiddetle protesto ediyoruz. Sadece vida değil somun kardeşlerimiz, cıvata kardeşlerimizde bu işlerden nasibini almaktadır. Bu işe kim dur diyecek? Bir çözüm bulalım bu işe.''
Nokta koymanın her zaman mümkün olmadığı durumlarda, yetişir o muhteşem virgül (,) adeta bir Hızır gibi... Ve devam eder, yaşananlar, daha sonra yaşanacaklar... Adeta slogan edinmiştir ''Ben bitti demeden hiç bir şey bitmez asla.'' cümlesini... İçinde gül olan bir imla, noktalama işaretidir virgül... Düşünüyorum bulamıyorum, acaba böyle başka bir sevimli imla işareti var mı diye?
Savaşlar olur, savaşlarda kazananlar ve kaybedenler vardır. Kaybedenler, yani mağlupların boynu büküktür... Hele de bir İslam Toprağı ise kaybedilen yer, asla nokta koymazlar, koyamazlar, fetih ve gaza ruhu buna izin vermez... Virgül yetişir imdada, o virgül kaybedilen yer geri alınıp da yeni bir nokta koyulana kadar, dağarcığımızda saklanır da saklanır ta ki vatan sevgisi doruklara çıkana kadar...
Nokta bir de olur, üç de olur, daha da artabilir yazının durumuna göre, oysa virgül öyle mi? Tektir çoğu zaman, eğer ki noktalı virgül ile olan zorunlu birlikteliğini saymazsanız... Her ne kadar orada noktanın altında ise de onun ile yine de eşit statüdedir, kendini kolay kolay ezdirmez... Öyle her cümleye her kelimeye de kendini sezdirmez... Sessiz ve derinden gider...
Başlayalım bakalım. Toplumun büyük kesimini oluşturan esnaf kardeşlerimizin bir çoğu bundan sonra dar gelirli bol giderli küçük esnaf sınıfına yatay ve dikey geçiş yapacaktır. Bu dar gelirli bol giderli küçük esnaf kardeşlerimizde kendi arasında az atarlı ve çok atarlı olarak ikiye ayrılacak. Çok ataralı olanların cebinde sürekli antidepresanlar bulunacaktır...
Bundan başka birde zor gelirli esnaf kardeşlerimiz olacak. Bağ kur emekliliği için şafak saymakla gün geçirecekler. Emekli olduktan sonrada büyük ihtimalle ''Hadi gel köyümüze geri dönelim Fadime'nin düğününde halay çekelim.'' şarkısını söyleyeceklerdir...
İçki ve sigara satan esnaf kardeşlerimiz virüs tehlikesi geçtikten sonra dört köşe beş köşe ve hatta altı köşe bile olabileceklerdir. Parasız ve de pulsuz kalan millet kendini içki ve sigaraya adeta vermekle kalmayacak, gömecektir... Hatta içki ve sigara alabilmek için bankalardan kredi bile çekilebilecektir...
Bütün dünya salgın hastalıkla boğuşuyor. Herkes kendi çapında görevlilere yardımcı olmaya çalışırken, bir de içinde bulunduğumuz durumu önemsemeyip amiyane tabir ile taşak geçmeye çalışanlar var. Onlara konuşulacak tek kelime var ''Yazıklar Olsun.''
Bas bas bağırıyorlar yaşlı insanlar evden çıkmasın diye amcaya mikrofon uzatmışlar, evden çıkmaman lazım ölüm tehlikesi var diye, cevap çok manidar, nasılsa ölmeyecek miyiz... Öleceksin de amcam bulaştırıp elli kişiyi de yanında götürürsen ne olacak? Başka bir amca ''Hanım temizlik yapıyor evden kovuyor ne yapalım?'' diyor. Başka bir odaya geç, al gazeteni paşa paşa oku be amcam, onu da mı yapamıyorsun?
Televizyonlarda görmüşsünüzdür iki tane amca bankın üstünde havadan sudan sohbet ediyorlar. En nihayetinde biri dayanamadı balkondan üstlerine su attı, hayır insan üzülüyor da... Bir de asker uğurlamaları var ''En büyük asker bizim asker.'' Havaya atıp tutuyorlar asker adayını... Uyarılar kimseyi alakadar etmiyor sanki... Anladık anladık, virüslü asker olarak dönerse, sizin asker, o zaman anlarsınız kimin büyük olduğunu...
Bahçelievler Deneme Lisesinin Ortaokul Kısmındayız. Çok değerli bir matematik öğretmenimiz var, rahmetli Hilmi Bey... Orta-1, Orta-2 ve Orta-3 üç sene bizim matematik dersimize geldi. Ben de üç sene hiç geçer not alamadım sene içinde, hep ikmal imtihanlarında geçtim. Ama Allah var C yi B yi takardım ikmalde yakama ve aynen bir üst sınıf... Sonra ver elini Lise...
Bu X var ya bu X hep başımın belası... Bilmem sizin de başınıza bela oldu mu, ortaokul ve lise yıllarında? 2X+1= 0 İSE X kaçtır... Ulan X sen yalnız kalacaksın diye ben hep sınıfta çaktım yahu! Hep derdimiz senin yalnızlığındı... Yok muydu oğlum bir kız arkadaşın? Kız arkadaşın dedim de ha sahi ya senin cinsiyetinde yok ki... Yanılıyor muyum yoksa? Felix'in sonuna geliyorsun. SpaceX'in de sonuna geliyorsun, orada hiç arıza çıkartmıyorsun. Bana mıydı oğlum bir tek gıcığın ortaokul yıllarında?
Hilmi Hocama diyorum, bana problem çözdürme de istersen beş yüz sayfa kitap okut ya da çarpım tablosundan sor, diyorum, olmaaaaaz diyor, gel bakalım tahtaya, olmadı çalış gel, haftaya yine kaldıracağım...
Yaz mevsimleri gelip çattı mı bizim meslekte işler biraz azalır, ağır aksak gider. Eeeee yaz, kış gibi olmuyor haliyle... Ayaklara su girmediği zaman, insanlar size tamire gelmiyorlar, yazında genellikle bezden, spor ayakkabıları tercih ettikleri için, sipariş ayakkabı yaptıranda fazla olmuyor kış gibi, biz de zaman zaman çalışsak da iş olunca, olmayınca da yan gelip yatıyoruz...
Kadim dostlarımızdandır Mehmet Ali Amcam... Öz amcam olmasa bile öz amcam kadar sever sayarım. Feleğin çemberinden defalarca geçmiş, görmüş geçirmiş bir bilge insan. Zaman zaman gelir bize fıkralar anlatır, kimi belden aşağı, kimi belden yukarı... Bazı zaman yaşça büyükler varsa yanında ''Siz azıcık kaybolun bakayım.'' der, biz de duymamazlığa gelirmiş gibi yaparız.
Okullar yeni kapanmış, hava sıcak mı sıcak. Dışarı çıksan ateş basıyor, içerisi yine bir nebzede olsa serin sayılır... Pek dışarı çıkası yok insanın. İki saattir dükkana kimseler girmemiş. Sabah erkenden biraz hareket oldu işte, kasaya üç beş kuruş damladı hepsi o kadar. Yine de çok şükür halimize, siftahsız dükkan kapatmıyoruz...
İlkönce yabancı sermaye duası yapmalı, derin bir Hocanın okuyup üflemesi lazım. Yok yahu! Hemen inandınız mı şaka yaptım hiç olur mu öyle şey. Ama tabi başka başka yapılması gerekenler var... Yabancı kelimesini unutun bir kere, aslanım canım cicim koçum kanka ya da kardo diye davranmanız lazım yabancı mabancı olsa bile...
Dedik ya! Bir kere yabancı sermayeye yabancı olduğunu hissettirmeyeceksiniz ... Hiç yabancılık çekmemeli yurdumuzda... Hemen şiş kebap ve rakıyı koyun önüne... Ara sıra Maraş Dondurması yalatmaya götürün, ama dondurmacıyı mutlaka önceden ikaz edin de herkese, bilhassa da bebelere elinde ki aletle yaptığı numaraları yapmasın, aldığım bilgilere göre sırf o yüzden tam yurda gelip yatırım yapacakken vazgeçen yabancı sermayeler varmış... Elinizi söyle dostça yabancı sermayenin omuzuna vurun, yanaklarını da okşamayı unutmayın. Birde yabancı sermaye hangi milletten ise ona göre davranmak gerekir. Milliyetini iyi bilmek lazım.
İngiliz bir yabancı sermayeye Almanca Fransızca konuşmayacaksınız. Rus bir yabancı sermayeye Arapça konuşmayacaksınız. Dilleri neyse o dille hitap edilmeli... Arsayı vereceksiniz parsayı toplayacaksınız...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!