Ahmet Kemal Şiirleri - Şair Ahmet Kemal

Ahmet Kemal

LEYLA

Dünya dar geliyor bana sensiz
Sensiz ahiret bile gölgeli

Kalbim ah zavallı kalbim

Devamını Oku
Ahmet Kemal

LEYLA 2
Kendi gözlerinden çık gel çık gel Leyla
Takma rüyaları bırak
Aşklara saklan
Garip sevdalara özen

Devamını Oku
Ahmet Kemal

MİHRİCAN

Herkesin anladığı dilden
Masallar
O senin dilinden anlayan
Mihrican

Devamını Oku
Ahmet Kemal

SÜRGÜN HAYAT

Öleceğim hayatım
Biliyorum
Sevmeyi öğrenemedim daha
Ömrüm

Devamını Oku
Ahmet Kemal

20.01.13


Bu çocuk bizi tahfif ediyor. Onurumuzu korumalıyız herkese karşı. Anlaşılan aynı dili konuşmuyoruz. Anlayış ve kültür farkı.
İyi bir araba prestij sebebi. Bence bir şey olmayanlar arabayla bir şey olduklarını zannediyorlar. Oğlum özünde bir şey yoksa bir hiçsin sen. Dışardan hiçbir aksesuar sana bir şey katamaz …
Hafızlar kamp yapacaklarmış. Eyvah Yunus yandı. Tatili dört gözle bekleyen adam düş kırıklığı yaşayacak. Ne yapacağız şimdi. Hocamız 'bir hafta tatil yaparlar' diyor.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

Hadi Gidelim Burdan

O şuh perinin adı
Vardı güllerin tadı
Benim gönlümün miladı
Hadi gidelim burdan

Devamını Oku
Ahmet Kemal

SONE 1 Hayvanlık Zorlanıyor Git Git

Hayvanlık zorlanıyor git git
Yeryüzü değiştiriyor deri
Bir laf u güzaftır gidiyor
Bir yalan dolaşıyor ortalıkta

Devamını Oku
Ahmet Kemal

12.06.13 ÇARŞAMBA
Bu gün pikniğe gideceğiz ailece. Öğrenciler gitmişler. Yağmur yağdı sabah ama bu yaz yağmuru geçti gitti. Şimdi hava açıldı. Yerler ıslaktır ama olsun. Hava güzel gezeriz belki, şelaleye gideriz inşallah. Çok merak ediyorum. Mehmet beyi aradım, okula uğramasam dedim, ilgili müdür muavinine söyle dedi. Aradım meşgul. Adam karne basıyor tabi meşgul olacak. Sınıf öğretmenliğim yok
Kahvaltımızı yaptık diyetisyeni dinleyerek TV den. Hakikaten etkisi oldu. Yediklerimizi saydık. Bir yumurta az peynir ve biraz zeytin. Bir dilim ekmek.
Bu sıra kendimi şişman görüyorum bu ara. Herhâlde öyleyim. Siluetimi gördüm aynada. Sanki hiç görmemesi gibi daha önce. Kaç kez rejim yaptım olmadı. Bir yıl yürüdüm sürekli okul dönüşü olmadı. Her defasında verdiğim kiloları bir sebeple geri aldım. Şimdi tekrar yoğunlaşmak istiyorum ama bilmem başarabilecek miyim?
Tansiyonum düşüyor. Ne yapacağım bu tansiyonla ben. Ölümüm bundan olacak. Tuzlu ye diyor doktor. Çevremdekiler de çokbilmiş gibi kullanma diyor. Su içmek de bayağı iyi geliyor. Limonata da iyi geliyor. Hadi bakalım limonatayı nerede bulacağız. Akşam bayram beye yaptığım ilacı gönderdim. Onun da derdi yüksek tansiyondan. O ilacı kendime yapmıştım ama içemedim. Damar açıcı ilaç diyorlar ona. Tarifini arkadaşımdan almışlar. Furkan geldi, kahve içelim dedim. Misafirim var dedi. Bir başka sefere dedim.
Alternatif tıp merkezi açayım diyorum. Eşim izin alabilir misin diyor. Kim izin alıyor ki diyorum. Adam dün bir bu gün iki meşhur oluyor parayı vuruyor. Ben yıllardır ilgileniyorum. Fisebilillah yapıyorum kıymeti olmuyor. Bedelini ödemeyenler değerini bilmiyor.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

MUSTAFA MİYASOĞLU

Mustafa Miyasoğlu hocamız vefat etmiş. Gecenin ikisinde TV haberlerinden öğrendim. Kısa ve öz güzel bir program hazırlamışlar. Ertesi gün de birkaç kez tekrarladılar. Öğrencilerinden kimi aradımsa ulaşamadım. Ulaştığım Amcaoğlu gidebileceğini sanmadığını söyledi. İşten geç gelmişti. Gidersem seni ararım demişti. Abim meclis toplantısı olduğunu söyledi. Hem zaten o beni tanımıyordu dedi dersime girmemişti.
Bir arkadaş aradı ‘cenaze Cuma namazından sonra Fatih Camiinden kalkacak’ dedi. İmam Hatip Lisesinden Meslek dersleri hocam Ali Nar ‘ı aramış ulaşamamıştım. Sahurdan sonra yeni yatmıştım ki telefon çaldı. Ali Nar’dı arayan. Haberi vardı. Kendisi de uzaktaymış gidemeyecekmiş. Dergi için yazı yazmamı istemişti.’ Miyasoğlu hakkında yazabilir miyim? ’diye sordum. ‘Olur’ tabii dedi. ‘Tamam’ dedim oldu bu iş içimden. Zaten karalamayı sahurdan önce vefat haberini alır almaz yapmıştım. Bir arkadaş aradı’ haberin var mı? Dedi. ‘Kim ölmüş. ‘Var ‘dedim. ‘Biri daha var ‘ dedi. ‘Kim o? ’ dedim.’ Ali Nar ‘dedi. Yok dedim sabah namazı vakti görüşmüştük. Ali nar beyi bir daha aradım emin olmak için konudan bahsettim.’ Onlar beni bir kere daha öldürdüler’ dedi. Oğlunun telefonunu sordum.’ Emre’nin yok ‘dedi. ‘Mehmet’in var’. Mehmet’i aradım. Kim olduğumu bile söylemeden öğrencisi olduğumu ifade ederek şaşkınlıkla taziye yaptım.
Ertesi gün gazetede okudum. ‘Allah, Allah’ diyerek vefat etmiş. En çok buna sevindim. Evet, evet en çok buna sevinmiştim. Yıllar önce bir arkadaşım bahsetmişti. Hoca onu ben sanarak Cağaloğlu’nda gezdiriyor kitapçıları tanıtıyormuş. Sevinmiştim bu habere de. Hoca demek ki bize de değer veriyormuş. Pek belli etmiyordu ama içten içe çevresindeki insanlara özel bir değer verdiği belli oluyordu bu tür enstantanelerden anlaşılıyordu bu.
Yıllarca gazetede köşe yazıları yazmıştı. İlgiyle takip etmiştik. Gazetelerdeki sıradan yazılara benzemiyordu onunkileri. Edebiyatla dolu doluydu. Kültürel açıdan yoğundu ve tam bizim aradığımız tarzdaydı. Romanları sıradan değildi kaliteliydi, okuyucuyu sürüklüyordu. Denemeleri dolu doluydu, her açıdan hocanın kültürel birikiminin ürünüydüler.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

KUR’AN KURSLARI VE EĞİTİMDE ŞİDDET

Kur’an Kursları’nda eğitim ne yazık ki hala medreselerin bozulduğu, beşik ulemalarının çoğaldığı yıllardan kalma, hiçbir pedagojik dayanağı olmayan, salt kaba kuvvete dayalı sistemde devam etmektedir. Özellikle yatılı kurslarda en sık başvurulan yöntem olarak hala bu ilkel metot sürmekte, Kutsal Kitab’ımızın öğretilmesi için gönderdiğimiz çocuklara Kur’an öğreten bu müesseseler evlatlarımızı Kutsal Kitap’tan soğutmaktadırlar.
Öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda okullarda dayak hüküm ferma idi. Hele bizim öğrenciliğimizde hocalarımızın tek bildiği yöntem buydu. Hala hayattadır bu Hocalarımız. Dayaktan başka terbiye metodu bilmeyen zavallı eğitimciler, kendilerini hiçbir zaman sorgulamıyorlar, başka bir yöntem arama zahmetine katlanmıyorlardı.
İlkokul birinci sınıftaydım; öğretmenimiz Bedia Çelik öğrencisini çok severdi. Ben onunla okumayı sevdim. Eğitim benim için güzel bir dünya oldu. Ona minnettarım. 2. sınıfta başka bir öğretmen girdi dersimize. Adı Mehmet Tombuloğlu idi. Otoriter kişiliğinin bir parçası dayaktı. Şiir ezberletirdi bize. Okuyamayınca ellerimizi o kuvvetli sopayla kızartırdı. Olanca gücüyle nazik ellerimize vurur; bunu eğiticilik addederdi. Ben her gün ezberimi yapar, tahtaya kalkınca dayak korkusuyla şaşırır ve dayağı yerdim. Bu öğretmenimi hiçbir zaman hayırla yad etmedim. O Samsun’a tayin olunca pek sevindim. İlk öğretmenim İstanbul’a tayin olmuş, buna ben pek üzülmüştüm. Son iki yıl Salih Kulaç isimli oldukça demokrat bir öğretmenimiz oldu. Kişiliğimin gelişiminde onun katkısı çoktur eminim. Arkadaşlarımın kiracısıydı. Rahmetli olmuş. Onu hep hayırla yad ederim.
Orta okul ve liseyi bir İHL. de okudum. Dayak hükümferma idi. ‘Sopa cennetten çıkma’ derlerdi öğretmenler. Dayakçı bir Müdür’ü vardı. Odasında döverdi. Müdür yardımcıları hakeza. Sınıf içinde dayak atan öğretmenler en popüler öğretmenlerdi kendilerine göre. Eğitimin tek genel geçer aracı dayak yahut not tehdidi idi. Öğretmen sınıfa hakim olmak için not defterini çıkarır baskın sözlü yapardı. Zor sorularla öğrenciye sıfır vermek marifetti.

Devamını Oku