En son dün gece gördüm seni
içindeydin mısrasında bir şiirin
o an etrafımızı saran
sevda değil aşk değil
karanlığın içinden yayılan
uzunca bir sessizlikti...
Hep başkalarıydı hayatın öznesi,
Sen hep bir kenarda, bir gölge gibi.
Cömertçe harcadın o gür sesini,
Tükettin içindeki o sönmez feri.
Verdiğin emekler, birer birer uçtu,
Toprak dediğin,
ana kucağıymış meğer
Ne bir eksik, ne bir fazla
Bıraktık heybede ne varsa;
Kibir bitti, hırs dindi, sustu keder...
Gençliğim;
Bakışlarını dik
en sarp uçurumlara,
Zira o uçurumlar senin adımlarınla silinecek.
Güneşin henüz değmediği kuytulara bak,
Çünkü oralar senin alnındaki terle serinleyecek.
İnsan, yüreği bir kez olsun o devasız boşluğa düşmeden, sevginin sadece bir huzur limanı olduğunu sanır. Oysa gerçek sevgi; bazen sahip olmak değil, kendi karanlığında yanarken sevdiğinin aydınlığını başkasının gölgesinde izlemektir.
Asıl acı, bakmaya kıyamadığın o gözlerde kendi aksini değil, yabancı bir silueti görmektir. Senin dualarında biriktirdiğin o gülüşlerin, bir başkasının sabahını aydınlatmasına şahitlik etmek... İşte o an, insanın içindeki bütün kelimeler düğümlenir.
Tutmak için ömrünü vereceğin o eller, artık başka bir avuçta hayat buluyordur.
Senin uykusuz gecelerde rüzgâra fısıldadığın cümleler, şimdi onun kulağına en yakın mesafeden fısıldanıyordur.
Uzaktan bile koklamaya çekindiğin o saçlarda, bir başkasının parmak izleri geziniyordur.
"İmkânsız yoktur" diyenler, muhtemelen bir veda sahnesinde figüran bile olamamış kalplerdir. Karşılıksız sevda; sadece bir kişiyi sevmek değil, onun mutluluğu için kendi hayatını sessizce karartma sanatıdır. Kendi kıyametini koparırken, o mutlu olsun diye dudaklarına bir sessizlik mührü vurmaktır.
Bugün şöyle bir gezindim
Ömrümün kıyılarında..
Neler katmışım hayatıma,
Neleri bırakmışım
O yosun tutmuş taşlarda..
Kimi zaman katlanmışım
Gideceksen öyle git,
Sönmüş bir mum gibi değil,
Güneşi ceketinin cebinde taşıyarak...
Toprak seni çağırdığında yorgunluktan değil,
Doymuşluktan dönmelisin yüzünü ona.
Gidenin ardından su dökmedim hiç,
Gölgesi silinir, adı unutulur.
Lakin içimde dinmeyen o hıçkırık;
Verdiğim yılların yorgunluğudur.
Onlar emanetti, biliyordum elbet,
Gönlümün yükünü sardım sırtıma,
Giderim, bakmam hiç ardım ardına.
Bin cefayı ekleyip de tartıma,
Vuslatın kapısına varıp giderim.
Sanma ki bu gidiş bir hevesledir,
Sanki bir gemi kalkıyor göğsümün tam ortasından,
Rotalar belirsiz, limanlar ise çoktan terk edilmiş.
Yelkenlerimde birikmiş yılların ağır yorgunluğu,
Direklerimde çatırdıyor, söylenmemiş sözlerin soğuğu.
Ne bir el sallayan var kıyıda, ne de bir fener,
Sadece dalgaların sustuğu o dipsiz derinlik...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!