"Bir kedi yavrusunu hırkasının yeninde taşıyacak kadar ince olan ruhlu Ebu Hureyre"
Medine sokaklarında bir garip aşık,
Heybesinde ilim, kalbinde nurdan ışık.
Suffe’nin köşesinde bekler durur her gece,
Resul’ün her sözü ona kutsal bir hece.
"Peygamber Efendimiz’in "Yeryüzü, Ebu Zer’den daha doğru sözlü birini taşımamıştır" dediği, haksızlığa karşı bir mızrak gibi duran, dünya malını elinin tersiyle iten o garip ama aziz ruh. Rebeze çölünde yapayalnız can verirken, gözyaşları kumlara karışan o derviş gönüllü yiğit.
İşte Kalemimi en derin hüzne batırdım"
"Dünyayı elinin tersiyle iten, doğruluktan başka yükü olmayan bir derviş...
Yalnızlığın en şerefli haline, Rebeze’nin susuz kumlarında can veren Ebu Zer’e hürmetle..."
En azılı acılarımı ihanete gömdüm,
Mutluluk avında bu gözlerim,
Ne yaptığını düşündün mü hiç,
Ben aynadaki benle çok yüzleştim..
Ecel vaktim gelecek,
Dilediğine darlık veren Rabbim, imtihanla kulu sınayan Ed-Dârr,
Rızkı bir hikmetle kısan, her zararın içinde bir sır saklayan Ed-Dârr!
Yâ Dârr!" Allah!" Yâ Dârr! "Hak!"
Sensin rızka kefil olan, "Bazen daraltır, bazen denerim" diyen,
Kudret imtihanıyla darlıkları, sonunda ebedi bolluklara erdiren.
Neden iki büklüm boynum,
Yanımda sandıklarım hayâl,
Güneşin terk ettiği misâli ay,
Gözyaşlarımsa kum oldu..
Dudaklarımdan cümleler düştüler,
Gözlerim uzaklarda gezer,
Yanımda olmayan hikayelerim yüzünden,
Dilim sersemleşti kelimelerim serzenişte,
Hatalarıma dur dedim sonrasını hesap ettiğimden..
Şimdi böyle düşersem kalkamam,
Ey terazisi şaşmayan, mülkünde zulüm barındırmayan Adl,
Emeği zayi etmeyen, her cana hakkını tam veren Adl!
Sen istersen denge kurulur, her zerre yerini bulur,
Senin adaletinde rızık, en helal pınardan sunulur.
Yâ Adl! "Allah!" Yâ Adl! "Hû!"
Ey günahları mahveden, izini dahi silen,
Cürmümüzü rahmetle, affa tebdîl eyleyen!
Kapına geldik ey Rab, yüzümüz kara bizim,
Merhametiyle kulu, lütfuna gark eyleyen.
Yâ Afüvv! Allah! Yâ Afüvv! Hû!
Ey varlığı sonsuz, her şey yok olduktan sonra baki kalan El Ahir,
Rızkın son durağı, sebepler bitince sığınılan mutlak kapı Ahir!
Senin bekânla mühürlenir âlem, her zerre Senin o sonsuz hükmüne varır,
Sana teslim olan her muhtaç kul, fanilik biterken Seninle huzur bulur.
Yâ Âhir! "Allah!" Yâ Ahir! "Hû!"
Ey her şeyi bilen, ilmiyle rızka kefil olan Alîm,
Zerrelerin ihtiyacını, bizden iyi gören Alîm!
Karanlık gecede, kara karıncanın sesini duyarsın,
İlminle kuşatır, her dertliye vaktinde ulaşırsın.
Yâ Alîm! "Allah!" Yâ Alîm! "Hû!"




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!