Doymuş karınları var
Aç ruhların.
Sabır ve tahammüldür
Kötüsüyle yaşanan.
İyisi var mutlulukların.
Ayaklarında donları, üstlerine giyecek sırtları yoktu. Yağmurlu kış günlerinde yarım yamalak kurulan çadırlarının etrafında çocukları fır fır dönerek oynuyor; sanki var olan özgürlüğün tadını yalnızca onlar çıkarıyordu.
Mahallenin en ücra köşelerinde kurulmuş çadırların etrafında yılkı atları cirit atıyor, cansız at arabaları bir köşede yağmur altında ıslanıyordu.
Adlarına çingene mi deniyor, aptal mı deniyor; hiç kimsenin umurunda değildi. Her birinin çadırında davulları asılı duruyor, kendileri upuzun oturuyorlardı.
Yoldan geçenler içlerinden onlara sanki gıpta ile bakıyor, “Yahu, bunlar ne kadar rahat,” diye iç geçiriyorlardı. Geçim derdi, gelecek kaygısı olmadan ve hiçbir şeye kafa yormadan yaşamak demek ki buydu. Demek ki insanlar bütün dertleri kendileri çoğaltıyordu.
Ayşe nine Kırıştırarak yüzünü, istemez bir şekilde salladı kaşığını çorbaya. Hiç te sevmezdi bu çorbayı. Ah, şu dişleri bir olsaydı. Neler neler yemezdi! Onlar neleri özlediğini ah bir bilselerdi?
Ne kadar dedi ucuza gitmiş hayatımız dedi. Ne kadar da maf etmişiz kendimizi diye iç geçirdi. Çok şeyler istiyordu ama işte hülasa durumu buydu.
Kalktı, aynaya bir baktı. Yüzü kırış kırıştı. Ne zaman bu hale düştüm, ne zaman koca kurda dönüştüm diye inledi. Saçlarını gördü aynada. O güzelim saçları şimdi bembeyazdı. Sevdiği geldi aklına, öleli çok yıllar olmuştu. Ne kadar çok severdi o olsaydı, saçlarıyla oynamayı. Evin içini gezdi oda oda. Morali bozulmuştu. Eşyaların üzerine kendi gibi yılların yorgunluğu düşmüştü. Her eşyanın bir değeri vardı kendi için ne kadar sevinerek alınmışlardı. Eşiyle seçmişti bütün eşyalarını. Onun için bir başkaydı hepsinin hatırası. Bunu anlatamazdı, kimseler anlamazdı. Şimdi ise o yapayalnızdı. Koskoca evde çocuk ağlamaları, bağırmalar, çağırmalar kalmamış, hepsi çekip gitmiş yalnız bırakmışlardı. Ama yine de canları sağ olsun, var olduğu yerde yaşasınlar, iyi haberleri, kokuları gelsin yeter diye hep dilleri duadaydı.
Döndü, dolaştı evin içinde Ayşe nine, neydi bundan sonra beklentisi. Beklenti olmadan hayat geçer miydi? Çocukları gelsindi, hal hatır sorsundu, tek isteği. Yemek yemese de olurdu. Çünkü o yıllardır fedakârlığın ne olduğunu, kime niçin feda olunacağını çok iyi biliyordu. Mesela, Torunlarımı görseydim, onların sevinçlerini görsem, paylaşsaydım diye mırıldandı. Çok şey mi istiyordu Ayşe nine. Aslında herkesin iyi olmasıydı dileği. Herkes iyiyse Ayşe nine bilinsin ki çok daha iyiydi.
Gözleri nemlendi Ayşe ninenin, ama ağlamadı. Telefona gitti elleri. Alooo… Oğlum dedi. Nasılsınız? Sizleri çok özledim. Birazdan telefonlar birer birer çalacaktı çocuklarının. Herkese diyeceğini demişti anlaşılan. Ben aradım, sanki demek istiyordu, ben sizi aradım, lütfen beni yalnız bırakmayın.
Nenemdi… Yaşı sekseni geçmişti. Yanına vardım, elini öptüm. Bana bakar gibi yaptı; zira gözleri çoktan terk etmişti kendisini.
“Sen kimsin?” dedi usulca…
Ne kadar güzel, başkasını düşünüp,onları kırmadan hareket edenler.Bir çocuğun başını okşayıp, bir yaşlıya hürmet edenler.
Ne kadar güzel çiçekler ekenler, güzel güzel bakıp, güzel görenler. Ne kadar güzel karşılıksız sevenler,
güzel sözler söyleyip, güzel şeyleri övenler. Ne kadar güzel içinde her daim sevgiler büyütenler.
Ne kadar yalan, dost görünüp menfaati kadar yalakalık yapanlar. Gerçeklikten çok uzak ama yalancıktan ağlayanlar.
Ne kadar yalan;"dünya yalan "diyerek hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar. Ne kadar yalan;içi başka dışı başka olanlar. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyenler.
Ne kadar yalan; samimiyetsizlik, şekilden şekile girerek bukalemun gibi renk değiştirenler.
Ne kadar yalan, değeri olmayana ederinden fazla
Neler geçiyor içimden
Bir bilseniz.
Gülücükler konduruyorum
Her gün yüzünüze.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!