Horoz öter ufukta, sabaha selam verir,
Denizli’nin kültürü gönüllere ilham verir.
Düğünlerde efeler diz vurur ağır ağır,
Zeybek oynar gençler, duruşu dağlar kadar mağrur.
Dokuma tezgâhlarında iplik türküler söyler,
Sabah ezanıyla uyanan serin bir rüzgâr,
Çiğ düşmüş otlara çıplak ayak basmak…
Yamaçtan yuvarlanan bir toprağın kokusu
Ve tandır ekmeği gibi sıcacık çocukluk
Bizimkisi böyle bir masaldı aslında.
Dost görünen çakal sürüsü,
Yanımda yürür, gölgemi sayar.
Yüzünde gülüş, içinde hırs,
Fırsat kollayıp dişini biler.
Soframda oturur ekmeğimi yer,
Gözlerinde bir dünya var, bana ait,
Her bakışın bir bahar, her gülüşün neşe.
Zaman durur, sesler susar yanındayken,
Kalbim fısıldar yalnızca senin adını.
Ellerin değdi mi, unuturum dünü,
El ele yürüdüğümüz yolları şimdi sensiz geçiyorum,
Aynı taşlar, aynı rüzgâr ama ben eksik yürüyorum.
Bir zamanlar kahkahamız çınlardı sokak aralarında,
Şimdi ayak sesim yalnızlığa karışıyor adım adım.
Bana bakan o gözlerin yok artık,
Geldi garip gönlümün sonbaharı,
döküldü gönül ağacımın tüm yaprakları
kışa döndü ömrümün baharı yazı,
deli gönlüm aşktan aldı dersini.
Şimdi ağlamak zamanı ey deli gönlüm,
Bir sabah aynada tanımadım yüzümü,
Gözlerimde eski bir yazın gölgesi.
Koşarak geçtiğim sokaklar durdu,
Ben durdum; zaman yürüdü sessizce.
Avuçlarımda kırık hayaller,
Göz görmez olmuş yar seni,
Renkler solmuş, akşam erken olmuş sanki
Adını fısıldar rüzgâr gizli gizli,
Gönlüm her yerde seni arar gider.
Bir iz bıraktın kalbimin kıyısına,
Gülüşün kulaklarımda çınlıyor hep,
Sanki az önce yanımdaydın da
Bir şey söyleyip kahkaha attın.
O an donmuş zaman, ben içinde kalmışım.
Bir ses bu kadar mı iz bırakır insanda,
Gül yüzlü Selda’m, baharım sensin,
Rüzgâr esmez, adını fısıldamadan sensiz.
Bir bakışın yeter, bin gül solar,
Sensiz gönül, yârini arar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!